20 Şubat 2026 Cuma

YİRMİ SEKİZİNCİ YAŞ GÜNÜ

Ebubekir Çakmak

 Normal zamanlarda geceleri telefonumu sessize alırdım fakat o gün unutmuştum sessize almayı. Gecenin bir yarısı peş peşe gelen mesajlarla tüm oda inliyordu. Uykudan kan ter içinde uyandım ve telefonu koyduğum yeri aramaya başladım. Normalde şarj yerinde olması gerekiyordu fakat telefon orada değildi. Neden böyle yapmıştım bilemiyorum. Neden telefonu sessize almayı unutmuştum onu da bilemiyorum. Telefona ulaştığımda telefon ekranında en yakın arkadaşlarımdan birinin adını gördüm: Eyüp… Peş peşe mesaj atmış daha öncesinde de çağrı bırakmıştı ama ben onları duymamıştım. Acil bir durum olmalıydı ki beni bu saatte aramıştı Eyüp. Telaşla telefonu açtım ve mesajları okumaya başladım. Okudukça bu mesajları atan kişinin arkadaşım olmadığını düşünmeye başladım fakat isim ve numara onundu. İlk mesaj bir yardım isteği gibiydi: 
Yanımda olacağını biliyorum bu zor süreçte ve senden destek bekliyorum. 
İkinci mesaj bir dakika sonra atılmıştı ve ilkiyle hiçbir alakası yoktu:
On dakika sonra bankanın önünde olman lazım. 
Üçüncü mesaj daha da farklıydı:
Yirmi sekizinci yaş gününü tebrik ediyor, nice mutlu yıllar diliyorum. 
Yirmi sekiz yaşımda olduğum doğruydu fakat doğum günüme henüz bir ay vardı. Diğer mesajların hiçbirini anlayamadım. Belki de Eyüp’ün çocuğu telefonu eline almıştı ve rast gele mesajlar yolluyordu sağa sola. Başka bir açıklaması yoktu bu mesajların. Son anda aklıma geldi, Eyüp garip ilaçlarla bir tedavi sürecinde olduğunu söylemişti birkaç ay önce. Zaman zaman bu ilaçlardan ve etkilerinden bahsetmişti bana. 
Bu gece bu kadar aksiyon yeterli, diye düşündüm ve telefonumu önce şarja taktım sonra da sessize aldım. Yarın sorarım, mesele her neyse diye düşünüyordum ve uykumun en güzel yerinden uyanmıştım. Doğruca yatağa koştum ve uyumakta hiç zorluk çekmeden uykuya daldım. 
Sabah uyandığımda olanları unutmuştum. Telefonumu şarjdan çıkarıp kahvaltı sonrası servis beklemeye başladım. İş yerinin servisi her zaman olduğu gibi tenhaydı bu saatte ve önce beni evden alarak başlardı işe. Durgun bir sabahtı benim için fakat neden böyleydi, anlam veremiyordum. İş arkadaşlarım birer ikişer duraklardan araca biniyor ve selam verip bir yerlere oturuyorlardı. Bir süre sona Eyüp bindi servise. Bakışları çok sertti ve anlam veremiyordum. Onun bu anlamsız bakışlarından kaçmak ve biraz da vakit geçirmek için telefonu elime almıştım ki dün gece attığı mesajlar geldi aklıma. Belki de bu yüzden sert bakıyordu. Mesajlarına bir cevap yazmamıştım ama mesajları onun atmadığına dair de bir his vardı içimde. En iyisi gündüz vakti, uyanık halde iken mesajlara bir daha bakıp ardından Eyüp’le konuşmaktı. Mesajları açtığımda Eyüp’e dair herhangi bir ileti görmedim. Şaşırmıştım, dün gece yarısı bu mesajlarla uyanmıştım. Üstelik birkaç da çağrı olmalıydı Eyüp tarafından yapılmış. Çağrılara da baktım, Eyüp’e dair bir bildirim yoktu. 
Geceyi hatırladım yeniden, tüm detaylar aklımdaydı. Telefonu şarja takmadığım, sessize almadığım ve bildirimler sonrası kalkıp telefonu şarja taktığım, çok net olarak aklımdaydı. Eyüp’le konuşmalıydım. İş yerimize varınca ilk işim onunla konuşmak olacaktı. Büyük bir vesvese ve tedirginlikle servisten ineceğimiz vakti beklemeye başladım. 
Nihayet işyerimize ulaşmıştık. Herkes servisten birer ikişer iniyordu ve ben Eyüp’le birlikte inip meseleyi konuşmak için ayak sürüyordum lakin Eyüp, bir hamlede inmiş ve hızla işyerindeki birimine doğru gidiyordu. Ben de hızla peşinden koşmaya başladım. Bağırdım:
-Eyüp… Eyüp bekle beni… Eyüp!
Tüm çalışanlar sanki bana bakıyordu ama Eyüp bakmıyordu bir türlü. Bu işte bir iş vardı. Sanki birileri sözleşmiş gibiydi günümü berbat etmek için. Kendi kendime kızmaya başladım. Gecenin bir yarısı dengesiz biri arıyor, yazıyor hem de saçma sapan şeyler yazıyor ve ben uyanıp bu adamın, mesajların peşine düşüyorum. Gerçi dostluk, arkadaşlık denen şey benim için önemliydi ama dost dediğim kişi, yol boyunca bana ters ters bakmış ve ardından hızla savuşmuş, peşinden bağırmama rağmen dönüp bakmamıştı. 
İnsanlara hak ettiklerinden fazla değer verdiğimi düşünmeye başlamıştım. Başım ağrıyordu, biraz da dönüyordu başım. Sesler çoğalıyor, çoğalıyordu. Uğultu muydu, gürültü müydü, çığlık mıydı?
İş yerinin kapısının önünde herkes bana doğru yaklaşıyordu. Kaçmak istiyordum fakat ayaklarım çivilenmiş gibiydi. Telefonumu elimden bırakmıyordum. Eyüp’ün mesajları ve aramaları görmüştüm telefonda. Oysa servisteyken bu mesajlar yoktu. Dikkatle baktım, gerçekten de gece atılmış mesajlardı. Onlarca mesaj vardı ve bir kısmını okumuştum, bir kısmı halen okunacaktı. Okunmamış mesajlardan birini açtım: “En kısa zamanda görüşmemiz lazım. Son görüşmemizin üzerinden bir ay geçmiş, bu senin sağlığın için iyi değil.” yazıyordu. Tekrar bağırdım:
-Eyüp, bekle beni. Mesajlarını yeni okuyorum. 
Bu esnada Eyüp, az önce kaybolduğu köşeden dönerek bana doğru gelmeye başladı. İyice yaklaştığında telefonu ona doğru uzattım:
-Mesajlarını yeni okuyorum. Çok fazla mesaj yollamışsın. Ne diyorsun Allah aşkına. 
Eyüp konuşmuyordu. Etrafımdaki insanlar daha da kalabalıklaşmıştı ve bir uğultu, çıldırtan bir uğultu büyüyordu. 
Kendime geldiğimde etrafımda kimse yoktu. Dört duvar arasında tepemde garip lambalar ve etrafımda garip sesler çıkaran cihazların arasındaydım. Sanki telefonuma peş peşe mesaj geliyordu ama telefonumu sessize almıştım, adım gibi emindim. Bir süre dikkatle dinledim, galiba sesler başucumdaki cihazdan geliyordu. Telefonum acaba neredeydi? Yerimden kalkmaya yeltendim fakat bağlanmıştım gibi hissediyordum kendimi. Ellerim ve kollarım yatağa bağlı gibiydi. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum ki kapı açıldı ve Eyüp geldi. 
-Dün bir sürü mesaj yazdın, sabah serviste bana ters ters baktın, ardından bağırdım duymadın. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi kapıyı açıp yanıma geliyorsun, dedim. 
Eyüp tebessüm ediyordu. Benimle alay ediyordu sanki. Aklımdan çok şey geçiyordu ama sabrediyordum. İlk fırsatta bu arkadaşlığı bitirmeliydim. Bu sırada Eyüp’ün yanında başka biri belirdi. Beyaz bir gömlek vardı üzerinde, Eyüp ona doğru bakıyor ve şöyle diyordu:
-Ali Bey’in ilaçları bu ay erken bitmiş ve bu da ona pahalıya mal olmuş. Şimdi kim bilir nerede olduğunu, neler yaşadığını düşünüyor zavallı. Sorsak adını bile hatırlamayacak kadar kötü. 
Eyüp’ün durumunu hiç iyi görmüyordum, resmen saçmalıyordu. Yanındakini buna inandırmaya çalışıyordu. Zaten dün gece attığı mesajlar da garipti. Eyüp’ü anlamıyordum, kafasından bir şeyler geçiyordu ama ne?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder