11 Ekim 2025 Cumartesi

BİR HİKÂYE

Ayşegül Yıldız

Hikâyeler sadece 
Okumak için mi vardır 
Birkaç kelimenin bir araya gelmesi midir hikâye
Bir kâğıt parçası mıdır iki kapak arasında
Belki de yanılmışızdır
Hikâyeler hakkında

Okuduklarını gözünde canlandırmayı
Kitabın içinde yaşamayı
Bilmelidir her okur
O birkaç kelimenin sadece kelime olmadığını

Bir hikâye yalnızca
Bir hikâye değildir

SEVGİ NE İSTER

Asya Kılcı

Sevgi bir söz değildir sadece
Belki de bir bakıştır bazen
Uzanan bir yoldur kalpten kalbe
Belki de

Ne kelime ister sevgi
Ne de uzun cümleler bekler
Filizlenir bir yürekte çiçekler

Ne büyük hediyeler ister sevgi
Ne de süslü vaatler 
Samimi bir hâl, bir içtenlik yeter
Ve bazen sadece
Buradayım demektir sevgi
Sessizce

AH AYDEDE

Asya Kılcı, Ayşegül Yıldız

Saat sabahın yedisiydi. Yatağımdan kalkıp pencereyi açtım. Bir de ne göreyim, bulutlar kırmızımsı bir renge bürünmüştü. Aklımda birçok soru vardı. Dünyanın sonu mu gelmişti yoksa? Hala rüyada mıydım? Yoksa gözlerim görme yetisini mi kaybetmişti? Korkuyla “anne” diye bağırdım. Annem telaşla yanıma gelip ne olduğunu sordu. Dilim tutulmuştu sanki, pencereyi işaret ettim ve anneme sarıldım. Annem sessiz ve donuk bir şekilde kırmızı bulutlara bakıyordu. Annem de gördüklerine bir anlam verememişti. Evet, artık emin olmuştum, dünyanın sonu geliyordu. Annemi evde bırakıp hemen dışarıya çıktım ve sağa sola baktım. Kimsecikler yoktu etrafta işe ve okula gidenler dışında. Nasıl olsa okula gitmemiştim, biraz vakit geçirmek ve gördüklerimi unutmak istiyordum. Madem dünyanın sonu geliyordu, oyun oynamaktan başka ne yapılabilirdi ki? Oyun oynamaya başladığımda birden ay kırmızı bir renkte göründü. Üstelik gece değildi. Bu sefer kafamda iki soru vardı, birincisi ay neden sabah ortaya çıkmıştı? İkincisi neden ay ve bulutlar kıpkırmızıydı? Bu sorulara cevap bulmalıydım. Bu konu kimsenin umurunda değildi. Etrafta insanlar gündelik hayatına devam ediyordu. Kimileri çiçeklerini suluyor kimileri hayvanlarını besliyordu. Arkadaşlarım okula gidiyordu. Bu esnada sınıf arkadaşım Sinem bana yaklaşıp:
-Sen neden okula hazırlanmadın, ders başlamak üzere, dedi. 
Ben ona:
-Dünyanın sonu gelmiş, sen okul derdindesin, ne okulu, diye karşılık verdim. 
Benimle alay edercesine gülerek uzaklaştı ve okula doğru ilerledi. 
Eve dönerek haber sitelerine bakmaya karar verdim. Annem de bu esnada biraz kendine gelmiş gibiydi. Birlikte haber sitelerine bakmaya başladık. Haberlerin birinde şöyle yazıyordu: “Bugün ülkemizde kanlı ay tutulması gözlemlenecek, bu büyüleyici olay ışık kirliliğinden uzak yerlerde izlenebilecek.” 
Ne, kanlı ay tutulması mı? Ayı nasıl yaralayabilmişler ki? Ayın kanı da mı varmış?
Annemin zihninde her şey normale dönmüş gibiydi ama ben hemen öğretmenime ulaşmalıydım. Okula gittim, zaten herkes dersteydi. Sınıfın kapısını çalıp içeri girdim. Öğretmenime olanları telaşla anlattım. Bir de ne göreyim, tahtada az önce okuduğum haber açıktı. Öğretmenim gülerek olanları anlatmaya başladı. Kanlı ay tutulması ışığın kırılmasıyla oluşan bir görüntüymüş aslında ve ay bu şekilde kırmızı görünüyormuş. Bulutların kırmızı olması da ayın yansıması yüzündenmiş. Zihnimdeki taşlar oturmaya başlamıştı. Sessizce yerime geçtim. Arkadaşlarım ara sıra bana bakıp gülüyordu. Öğretmenim de tebessüm ediyordu. 
Böyle bir olağanüstü manzarayı seyretmiş olmak, güzel bir duyguydu. Çoğu arkadaşım bu konuyu hiç önemsememiş hatta bazıları sınıfa girince bu durumdan haberdar olmuştu. İnsan yaşadığı dünyada gökyüzüne bakmaz mı, bulutlara bakmaz mı? Demek ki çoğu insan göğe bakmadan yaşıyordu. 
Kanlı ay tutulmasını bu yaşta görmek, izlemek herkese nasip olmaz. Artık benim de ilerde anlatabileceğim küçük bir anım olmuştu fakat kafamda sorular dolaşıyordu. Kırmızıyı çağrıştıran onca şey varken neden insanlar bu olaya kanlı ay tutulması adını vermişlerdi. Vişneli ay tutulması, karpuzlu ay tutulması, güllü ay tutulması hatta kahveli ay tutulması bile isim olarak verilebilecekken neden insanlar bu kızıla çalan olayı kanla bağdaştırmıştı? Oysa biz onu sadece aydede olarak bilirdik. 

BASINDA BİZ

Bu sayfada faaliyetlerimizle ilgili haber bağlantıları yer alır. 


     Yeni Şafak

 
 
 
 
 
 

Sivas Bilim ve Sanat Merkezi'nden Türk edebiyatına anlamlı katkı

13:2414/06/2025, Cumartesi

Yazarlık atölyesi öğrencileri Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hüseyin Kaya editörlüğünde yayımladıkları 12 kitap için imza      etkinliğinde bir araya geldi.

Sivas Bilim ve Sanat Merkezi, yaratıcı yazarlık atölyesi öğrencileri Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hüseyin Kaya editörlüğünde yayımladıkları 12 kitap için imza etkinliğinde bir araya geldi. Merkezden yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 50 öğrencinin şiir, deneme, destan ve hikaye türünde ürünlerinin yer aldığı eserler bireysel ve ortak çalışmalardan oluşuyor. Buruciye Medresesi'ndeki imza etkinliğinde kitapseverlerin yazarlarıyla buluştuğu eserler arasında "Sözcüklerin Kanadında Yolculuk", "Cumartesi Sabahı Siz Henüz Uykudayken", "Zamansız Sözler Aynası", "Rüya Taciri", "Yarım Mavi", "Kalemin Rüyası", "Hayal Salıncağında Salı Düşleri", "Mazinin Gölgesi", "Hayal Atlasında Söz Irmakları", "Farklı Dünyalar Pusulası", "Kalbimde Büyüyen Sözler" ve "Bazı Tuğlalar" bulunuyor.

Kaynak:

https://www.yenisafak.com/hayat/sivas-bilim-ve-sanat-merkezinden-turk-edebiyatina-anlamli-katki-4717965

 

Haber Türk

 Sivas'ta "Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması" programı düzenlendi

Sivas'ta, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Şubesi tarafından "Gündönümü Şiir Akşamları-14 Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması" adlı program düzenlendi.

Kaynak
Anadolu Ajansı
Giriş: 22.06.2025 - 11:43 Güncelleme: 22.06.2025 - 12:06
 
Sivas'ta, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Şubesi tarafından "Gündönümü Şiir Akşamları-14 Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması" adlı program düzenlendi.

Geleneksel olarak gündönümlerinde yapılan şiir akşamları programı, şiir ve hikaye kitabı çıkaran Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Edebiyat öğretmeni Hüseyin Kaya'nın koordinesinde hazırlanan programda, yazdıkları kitaplardan hikaye ve şiirler okuyan öğrencilerin eserleri büyük beğeni topladı.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Sivas Şube Başkanı Aydın Yılmaz, yaptığı konuşmada, insanlığın dijital bir dünyanın denizinde çırpındığı bir çağda okuyan, kağıda ve kaleme dokunan, eserler üreten gençlerin olmasının mutluluk verici olduğunu söyledi.

Dünyaya barış ve güzellikleri okuyan ve yazan bu gençlerin getireceğini belirten Yılmaz, programda emeği geçenlere teşekkür etti.

Sivas Bilsem Müdürü Abdullah Toker ise öğrencilerin yazma serüvenleri ve yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Programın sonunda öğrencilere hediye ve belge takdim edildi.

 Kaynak: 

 https://m.haberturk.com/sivas-haberleri/38352590-sivasta-genc-sairler-ve-yazarlar-bulusmasi-programi-duzenlendi

 

Son Dakika

Kültür SanatSivas’ta Genç Şairler Buluşması
22.06.2025 11:53
Sivas'ta 'Gündönümü Şiir Akşamları' programında genç şairler eserlerini sundu.
Sivas'ta, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Şubesi tarafından "Gündönümü Şiir Akşamları-14 Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması" adlı program düzenlendi. Geleneksel olarak gündönümlerinde yapılan şiir akşamları programı, şiir ve hikaye kitabı çıkaran Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Edebiyat öğretmeni Hüseyin Kaya'nın koordinesinde hazırlanan programda, yazdıkları kitaplardan hikaye ve şiirler okuyan öğrencilerin eserleri büyük beğeni topladı. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Sivas Şube Başkanı Aydın Yılmaz, yaptığı konuşmada, insanlığın dijital bir dünyanın denizinde çırpındığı bir çağda okuyan, kağıda ve kaleme dokunan, eserler üreten gençlerin olmasının mutluluk verici olduğunu söyledi. Dünyaya barış ve güzellikleri okuyan ve yazan bu gençlerin getireceğini belirten Yılmaz, programda emeği geçenlere teşekkür etti. Sivas Bilsem Müdürü Abdullah Toker ise öğrencilerin yazma serüvenleri ve yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Programın sonunda öğrencilere hediye ve belge takdim edildi. Kaynak: AA: AA

 https://www.sondakika.com/kultur-sanat/haber-sivas-ta-genc-sairler-bulusmasi-18775732/

 

Haberler.com

 https://www.haberler.com/kultur-sanat/sivas-ta-genc-sairler-ve-yazarlar-bulusmasi-18775693-haberi/

 

Sivas Ekspres 

 https://www.sivasekspres.com/haber/genc-yazar-ve-sairler-sivasta-bulustu-75648.html

 

Kangal Gündem

 https://kangalgundem.com/haber/25299487/sivasta-gundonumu-siir-aksamlarinin-14uncusu-coskuyla-gerceklesti

 

Sivas Times

 
Kültür/Sanat
EĞİTİME GÜZEL BİR KATKI!
Tarih: 29.05.2024 06:44:0

STHM ÖZEL HABER

SİVAS BİLİM VE SANAT MERKEZİ GELECEĞİN ŞAİR VE YAZARLARINI YETİŞTİRİYOR

SİVAS'ın çeşitli yerlerinden eğitim odaklı güzel haberler geliyor. Sivas Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin çalışmaları kitaplaşmaya devam ediyor. Yakın zaman önce 3 farklı kitabı KDY yayınlarından çıkan Sivas Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin hikâye ve şiir çalışmaları ilgiyle takip ediliyor. 

Üner Taha Aydemir’in Susuz Irmak adıyla kitaplaşan hikâye ve şiirleri Bilim Sanat Merkezi Kitaplığı serisinden yayımlan ilk eser. 

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hüseyin Kaya editörlüğünde yayıma hazırlanan O Kapının Ardında Akşamüstü Yazılanlar ve Başka Yerde Okumadığınız Şeyler adlı kitaplar ise Sivas Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin ortak çalışmalarından oluşan diğer eserler. 

Kaynak: https://sivastimes.com.tr/haber/egitime_guzel_bir_katki-12557.html


En Son Dakika 

 https://www.ensondakika.com.tr/sivas-bilim-ve-sanat-merkezi-nden-turk-edebiyatina-anlamli-katki/465504/

 

Aksiyon.com.tr 

https://www.aksiyon.com.tr/sivas-bilim-ve-sanat-merkezi-nden-turk-edebiyatina-anlamli-katki-149553

 

İtibar Haber

https://www.itibarhaber.com/sivas-bilim-ve-sanat-merkezi-nden-turk-edebiyatina-yeni-eserler-43388

 

Gündem Sivas

Sivas Bilim ve Sanat Merkezi Öğrencilerinin Eserleri Kitaplaştırıldı

12 Eylül 2025
 Sivas Bilim ve Sanat Merkezi öğrencileri, 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılında yazdıkları şiir, deneme ve öykü türündeki eserlerini kitaplaştırdı. Toplam 12 eserin bulunduğu kitap, öğrencilerin yaratıcılığının ve edebiyat yeteneklerinin bir göstergesi olarak dikkat çekiyor.

Öğrencilerin Çalışmaları Müdür Erdoğan’a Sunuldu

Sivas Bilim ve Sanat Merkezi Müdürü Abdullah Toker ve Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hüseyin Kaya, Millî Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan’ı ziyaret ederek öğrencilerin kaleme aldığı kitapları hediye etti. Yaklaşık 50 öğrencinin emeğiyle hazırlanan bu eserler, edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirmesi bekleniyor.

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeninden Özel Hediye

Ziyaret sırasında Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Hüseyin Kaya, “Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz” isimli kişisel kitabını da Millî Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan’a takdim etti. Öğretmenin bu jesti, edebiyata olan tutkusunu ve öğrencilerine ilham verme çabasını ortaya koyuyor.

Müdür Erdoğan’dan Öğrencilere ve Öğretmenlere Teşekkür

Millî Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan, öğrencilerin ve öğretmenlerin bu değerli çalışmalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Erdoğan, tüm emek sahiplerini tebrik ederek, başarılarının devamını diledi. Bu tür edebiyat etkinlikleri, öğrencilerin gelişimine katkı sağlarken, aynı zamanda kültürel değerlerin de korunmasına yardımcı oluyor.

 Kaynak: https://gundemsivas.com/sivas-bilim-ve-sanat-merkezi-ogrencileri-kitaplastirdi/ 

 

 

Haber 26

 

Sivas'ta 'Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması' programı düzenlendi

22.06.2025 - 11:43 

SİVAS (AA) - Sivas'ta, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Şubesi tarafından 'Gündönümü Şiir Akşamları-14 Genç Şairler ve Yazarlar Buluşması' adlı program düzenlendi.

Geleneksel olarak gündönümlerinde yapılan şiir akşamları programı, şiir ve hikaye kitabı çıkaran Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Edebiyat öğretmeni Hüseyin Kaya'nın koordinesinde hazırlanan programda, yazdıkları kitaplardan hikaye ve şiirler okuyan öğrencilerin eserleri büyük beğeni topladı.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Sivas Şube Başkanı Aydın Yılmaz, yaptığı konuşmada, insanlığın dijital bir dünyanın denizinde çırpındığı bir çağda okuyan, kağıda ve kaleme dokunan, eserler üreten gençlerin olmasının mutluluk verici olduğunu söyledi.

Dünyaya barış ve güzellikleri okuyan ve yazan bu gençlerin getireceğini belirten Yılmaz, programda emeği geçenlere teşekkür etti.

Sivas Bilsem Müdürü Abdullah Toker ise öğrencilerin yazma serüvenleri ve yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Programın sonunda öğrencilere hediye ve belge takdim edildi.

Kaynak: AA

 https://www.haber26.com.tr/sivasta-genc-sairler-ve-yazarlar-bulusmasi-programi-duzenlendi

 

 

GECELEYİN

Yusuf Kerem Köse

İnsanın zihninin en duru olduğu an
Aynı uzay boşluğu gibi
Uyumak için erken davranır
Ne de olsa yoktur rüyalarda yalan

Bazen düşünürsün sadece
Belki en mutlu olduğun andır gece
Bazen hüzünlü bazen sevinçli
Bunun adı yalnızca iki hece

Duygularını ifade edemeyeceğin zaman
Sana arkadaş olur yastık ve yorgan
Bazen de korkarsın karanlıktan
Ama yine de uyku çöker gözlerine
Ne de olsa yoktur rüyalarda yalan 

SEN OLMAYINCA

Aden Mira Kartal

Bir kişinin yokluğu
Bazen sadece bir kişinin yokluğu değildir
Bir kişinin yokluğu bir tebessümün yokluğudur
Bazı kelimelerin yokluğudur
Bir dünyanın yokluğudur

Bir kişi bazen
Sadece bir kişi değildir
Bir kapıdır açılan okyanusa
Bir penceredir bakan gökyüzüne
Bir dünyadır orada duran
Öylesine  

DERİN SESSİZLİK


Nurgül Asya Kılcı

İnsan hiç mi üzülmez
Bir umut yok olurken sessizce
Bir veda ile çöker mi dünya
Son pişmanlık ağır mı gelir omuza 

İnsan hiç mi kırılmaz
Kalbi hiç mi parçalanmaz
İnsan kırılır elbette
Hem de 
İçten ve 
Sessizce 

Kalbi ne kadar kırılsa da
Yine de yürür ileri
Kırık kalbiyle
Derin bir sessizlikle

ÖNEMİ ABARTILAN ŞEY


Yiğit Efe Demir

Hiçbir çağda para, bu çağdaki kadar önemli olmadı galiba. Para her zaman önemliydi. Altınken, bakırken, gümüşken, bronzken… Fakat bu çağda bambaşka bir anlam kazandı para. İnsanlar, hayatlarının tek amacını para olarak düşünmeye başladı. Hayatlar parayla kuruldu. Dostluklar parayla yaşandı. Hatta sağlık bile parayla satılmaya başlandı. Parayı taşımak iyice yük olunca kartlar ortaya çıktı. Çekler, yerini kartlara bıraktı. Banka kartları, kredi kartları… 
Bir araçtı oysa para hayatın içinde, şimdi amaç oldu. Eğlence parayla, gezme parayla. Ekmek parayla, su parayla, yaşamak parayla.
Eğitim, daha çok para için bir araca dönüştü. Dünyada sadece işleri kolaylaştırmak için var olması gereken para, dünyanın kendisi oldu. Dünyaya benzeyen paralar basıldı durmadan. İnsanlar paraları kalplerine yakın ceplerinde taşımaya başladı. Bu da yetmedi, paraların kimi değerli kimi değersiz oldu. İnsanlar akın akın değerli paraları biriktirmeye başladılar. Kitap sayfaları yerine para desteleri biriktirdiler, rakamları okuyup üzerindeki mutlu oldular. Çocuklarına bırakacakları paralar biriktirdiler. 
Oysa eskiden “elin kiri” denirdi paraya şimdi insanın itibarı, hayatı oldu. 
Şu dünyada para, bu kadar önemli olmamalı çünkü hâlen parayla satın alınamayacak çok şey var. Mutluluğu satın alamazsınız parayla ya da huzuru… Belki parayla ev alabilirsiniz ama huzurlu bir aileyi alamazsınız. Dostluğu satın alamazsınız parayla. Evet, parası olan insanın etrafı kalabalık olur ancak hiçbiri dost değildir onların. Zamanı parayla almak mümkün değildir. Çocukluğu satın alamazsınız mesela ya da gençliği. 
Mezar satın alabilirsiniz fakat yaşamı satın alamazsınız parayla. 
İyi ki hâlen paranın geçmediği yerler var. 

KADİM DOST

 Yiğit Efe Demir

Kitaplar insanlığın hafızasıdır. Kitapsız kalmış bir toplum, hafızasını kaybetmiş insan gibidir. Kitaplar bize öğretir her şeyi, yaşamayı, düşünmeyi, yazmayı, tarihi, anlamayı… Kitaplar içinde sadece harflerin, kelimelerin, cümlelerin ya da resimlerin yer aldığı sayfalar değildir. Kitap, bir dünyadır hem de sonsuzluğa, sonsuz bir bilgiye açılan dünya. 
Kitaplar türlü türlüdür: ders kitabı, test kitabı, hikâye, roman, çizgi roman, şiir, ansiklopedi… Faydasız olduğu düşünülen kitaplarda bile bazen bir cümle insanın hayatını değiştirebilir. Zaten insanların hayatını cümleler ve kelimeler değiştirebilir. 
Ben, bu yaşlarda çizgi romanları seviyorum en çok. Kahramanların resimlerini görmek ve baloncuk içinde onların cümlelerini okumak ayrı bir keyif. Sanki o çizimler ben okurken hareketleniyor ve filme dönüşüyor. Beynimde seslerini duyuyorum kahramanların. Üstelik okuması da çok kolay bu kitapların. 
Elbette sonsuza kadar çizgi roman okumayacağım. Mesela bugünden sonra deneme kitapları da ilgimi çekebilir. İlerleyen yaşlarda belki roman, hikâye, şiir türlerinde büyük eserlere de yöneleceğim. Ders ve test kitapları mı?.. Onlar zaten hep çantamda, sırtımda, masamda, yanımda olacak. 
Yeniden kitaplara dönelim. Kitapların hikâyesi de insanlığın hikâyesi kadar eski aslında fakat insanlar bunun farkında değil. İnsanlar da kitaplara benzer. Eğer insan kitaba benzemiyorsa hayatları kitaba mutlaka benzer. Bazı insanların hayatlarında ilk sayfalar eksikse kalan bölüm anlamsız kalır. İnsan hayatının ilk sayfaları çocukluğudur. Bazı hayatların son sayfaları eksiktir. Bu insanlar hep çocuk ruhludur. Bu, iyi bir şeydir belki de fakat dengeli olmalıdır. Bazı kitapların yazıları silinmiştir, mürekkebi dağılmıştır kayıp hayatlar gibi. Bazı insanlar geçmişi ya hatırlamaz ya da hatırlamak istemez. 
Kitaplar, insanlar gibidir. Bazen kapağını görür heveslenir ve alırsınız. Baskısı çok güzeldir, renklidir, yaldızlıdır fakat içi boştur. Bazılarının da baskısı sade, gösterişsizdir. Hatta yıpranmış bile olabilir ama o kitap geçmişi bize fısıldar. Ruhumuza can katar. 
İnsan kitaptır, kitap da insandır. Her ikisi de anlatmak, anlaşılmak için vardır. 

SANDALYEYE DAİR


Yiğit Efe Demir
Oturmanın en basit ve kestirmeden yoludur bir sandalye bulmak. Her yerde bulunur sandalyeler; sınıfta, evde, bankada, hastanede, postanede, pastanede, hatta camide…
Dört ayaklı bir küçük şirin yapısıyla bir hayvanı çağrıştırsa da canlı değildir ama ben onların da bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Ayağı kırıldığında canlarının acıdığını düşünüyorum. Üzerine ağır bir insan oturduğunda acı çektiğini düşünüyorum. Ya da çocuklar oyun kurarken ondan tren, otobüs yaptığında mutlu olduklarını düşünüyorum. 
Onların da bizler gibi şanslı ve şanssız olanları var. Şanssız olanlar genellikle tahtadan yapılan ve rastgele yerlerde bulunanlar. Bu sandalyelere eziyet edenler, acımasızca davrananlar gördüm. İki ayağını havaya kaldırıp sandalyeyle sallananlar gördüm ve çoğu sandalye, kendisini amacına uygun kullanmayanlardan intikamını alır, bunu da gördüm. Bir sandalyeden yüzükoyun ya da sırtüstü düşenleri gördüm. 
Sandalyeler insanların zarar görmesine de sebep olabiliyor ama bunu sandalyeler istemiyor elbette. Bu durum insanların sandalyeleri düzgün kullanmamasıyla ya da üretmemesiyle ilgili. Sandalyelerin insanlarla bir sorunu yok ama insanların bazı sandalyelerle sorunu olmalı. Bir insan bir kez düştüğü sandalyeye bir daha oturmayabilir hatta onu kırabilir, çöpe atabilir. Oysa sandalyeler suçsuzdur, günahsızdır. Sandalyeler insanları kullanmıyor, insanlar sandalyeleri kullanıyorlar. 
Sandalye, bir yaşam biçiminin de sembolüdür. Ona çok benzeyen tabureden lükstür mesela. Sırtınızı yaslayabilirsiniz sandalyeye ve taburedekinden daha rahat oturursunuz ama bir koltuğa göre de sandalye çok rahat bir araç değildir. Bu yüzden belki de trenlerde, otobüslerde sandalye yerine koltuk bulunur. 
Ben ne tabureleri sevdim ne de koltukları. Sandalye en iyisi. Kim icat etti, kaç bin yıl boyunca kullanıldı bilemiyorum ama sandalye daha uzun yıllar boyunca hayatımızda yer alacak gibi. 

SESSİZ KAHRAMAN

Yiğit Efe Demir

Önce onu markette gördüm. Kimseler önünde durmuyordu. Kimseler onu almak istemiyordu. Oysa rengârenkti fakat insanlar, çocuklar daha renkli yiyecekler, içecekler ya da elektronik malzemeler alıyordu ve o, boynu bükük bir vaziyette gelip geçeni seyrediyordu. 
Yıllar geçti ve sonunda onunla tanıştım. Okula gidip de onunla tanışmayan var mı? Artık o benim yoldaşım, sırdaşım, arkadaşımdı. Bazen konuşmak istemediğimde o benim duygularımın aynası oluyordu. Çantamda o yoksa büyük bir eksiklikti. 
Onunla girdim sınavlara, onunla kazandım puanları. Üstelik bir tane değil, tek renkli değil… Mavisi var, sarısı var, kırmızısı var ama en çok kullandığım siyah. Zaten öğretmenlerin istediği de o. Neden renklilerinden rahatsız oluyorlar, bunu pek anlamıyorum.
Onun en yakın dostu kim derseniz, benim ancak bir dostu daha var: defter. 
Neyden mi bahsediyorum dersiniz, elbette kalemimden. 
Kalem aslında yazıyı, yazı ise dili var eder. Kalem olmasaydı bugüne kadar gelir miydi kelimeler, şiirler, kitaplar, konuşmalar. Kalem olmasaydı kurulabilir miydi devletler, yapılabilir miydi antlaşmalar. Kalemin olmadığı yerde hâlen devam ediyor savaşlar. 
Hepimizin çantasında, cebinde, arabasında, masasında bulunur mutlaka. Her ne kadar son zamanlarda biraz onu ihmal etse de insanlar o, insanları unutmadı hiç ve hep insanlar için kendini tüketti ama insanlar kendilerini onun için tüketmedi. 
Kalem, medeniyettir. Kalem, sırdaştır, dosttur, arkadaştır, yoldaştır. Her serüven kalemle başlar. 

DUYGULAR

Elif Eslem Şimşek

Kimileri mantıkla hareket etse de
Galiba ben en çok duygularla yaşıyorum
Durup dururken bazen
Birden duygularımla karşılaşıyorum

Günün en güzel saatlerinde
Bir hüzün doluyor içime sebepsiz
Duygularla yaşamıyorsanız eğer
Siz bunu nereden bileceksiniz

Ya da herkes üzüntülü iken
Bir gülme tutuyor beni
Bilmiyorum neden
Anlatmak zor elbette bunları
Birazcık olsun hissetmeden

Duygular da bence
Beynin bir kenarında
Yaşıyor sessizce

GERÇEK DÜNYA

 


Nehir Almacı
Yaşadığım dünya da mıyım
Yoksa hayal aleminde mi
Ben hayallerimde
Dünyadan daha çok yaşıyorum

Her gece
Uyumadan önce 
Dalıyorum hayallere 
Saatlerce
Bazen geçmişi düşünüyorum
Bazen geleceği
Zamanın içinde yürüyorum
Sessizce
Zaman ve mekân geride kalıyor
Belki de gerçek dünya hayallerimde

HAYAT

Reyhan Veske

Hayat çok uzun diyenlere katılmıyorum
Hayat
Kısacık aslında
Bir kelebeğin ömrünün
Bir gün olduğunu söylerler
Onunki de bir ömür
Bizimki de bir ömür

Hayat kısacık bir an
Belki de sadece bir an
Ve kocaman bir boşluk
Bizden geriye kalan


ÖZGÜR OLMAYAN ÇOCUKLAR İÇİN

Sami Yusuf Avcı

Ben özgür olduğumu biliyorum
Ve özgürce yaşıyorum dünyada
Fakat özgür olmayan çocuklar da var
Çok uzaklarda

Mesela Filistin’de
Mesela
Unutulmuş bir coğrafyada
Doğu Türkistan’da

YAZ

 Ecem Ercins 

Kışın başkenti Sivas’ta yaşasam da
En sevdiğim mevsim yaz
Gezmeler yazın anlamlı
Filmler ve kitaplar yazın başka
Fakat kış
Büyük bir yokuş

Bir de sonbahar var kimilerinin çok sevdiği
Benim bir türlü ısınamadığım
Hatta usuldan üşümeye başladığım
Sonbahar 
Kışın habercisi
Belki de bu yüzden
Sevmiyorum kendisini

Yaz
Evet yaz
Sadece birkaç ay sürse de
Benim mevsimim yaz
Keşke uzun sürse biraz
Yeşillikler kaybolmasa
Olmasa her yer bembeyaz

9 Ekim 2025 Perşembe

GÖKYÜZÜ

 Elif Erva Ağar

Ne zaman daralsa içim
Bir gökyüzü ararım göğün yüzünde
Başımı kaldırırım bakarım
Bulutların içindeki kendime

Bazen bulutlar mutlu
Bazen kederli
Tıpkı benim gibi

Ne zaman daralsa içim
İçimi ararım gökyüzünde
Kendimi ararım
Ruhumu ararım
Varlığımı ve yokluğumu ararım
Her zaman bulamasam da aradığımı
Gökyüzüne bakarım
Bakarım

UZAKLARI ÖZLEMEK

Aden Mira Kartal

Eğer Anadolu’nun tam ortasında
Bozkırda yaşıyorsanız
Normaldir sevmeniz bir köpeği
Ya da kediyi
Hatta kuş denildiğinde
Kargayı

Ama ben burada
Oturup okyanus hayalleri kuruyorum
Ve en çok 
Balinaları seviyorum

Bir kez bile görmemiş olsam da
Bir okyanusa ayaklarım değsin istiyorum
Balinaları özlüyorum

Çok özlediğimde okyanusları ve balinaları
Kızılırmak’ın kenarına gidiyorum
Bir şişe içine notlar yazıp
Irmağa bırakıyorum
Bir gün ulaşır okyanusa belki diye
Bekliyorum 
Bekliyorum

ANAHTAR

 Kadir Üstündağ

Her kapının bir anahtarı var
Her anahtarın kapısı
Bazı kapılar içerden kilitli
Bazı kilitlerin üzerinde kalmış pası

Bir kilit var önümde 
Anahtarını bulamadığım
Durup durup karşıma çıkan bir kapı var 
Bir türlü eşiğini atlayamadığım

Kapılar ve kilitler
Kilitler ve kapılar
Galiba hayat bundan itibaren
Hep böyle geçecek
Kilitli kapılar bakalım
Ne zaman beni içine çekecek

BİR FEN DERSİ SORUNU

 Yusuf Ensar Güler 

Aslında çoğu fen konusu
Çok sıkıcı doğrusu
Fakat kara delikler çekti dikkatimi
Sadece dikkatimi değil 
Her şeyimi
Kendi içine çökmüş 
O da benim gibi

Diyorlar ki
Kara deliğe düşen hiçbir şey
Çıkamaz geri
Ben bir fen dersinde buraya düştüğümden beri
Çalışıyorum şimdi çıkmaya
Deli gibi


TUHAFLIK

Metehan Darıcı

Bilgisayarı açıyorum
Her şey İngilizce
Çarşıya çıkıyorum
Tabelalar İngilizce

Markete giriyorum
Ürünler İngilizce
Okula gidiyorum
Dört saat İngilizce

Yine de İngilizce konuşamıyorum
Alışveriş yapıyorum, oyun oynuyorum
Çarşıda geziyorum
Her yer İngilizce

Tarih dersini hatırlıyorum
Birinci Dünya Savaşı
İtilaf Devletlerine bakıyorum
Karşıma geliyor İngiltere 
Biz bunları her türlü yenmemiş miydik
Neden her yer İngilizce 

AKŞAM

Semih Yılmaz

Eğer akşam olmasaydı
Hepimiz bir sofrada oturamazdık
Babam işten gelemezdi mesela 
Akşam olmasa
Ben mahsur kalırdım okulda

Eğer akşam olmasaydı
Gece de gelmezdi ardından
Uykular yalan olurdu, rüyalar yalan
Hatta geçmezdi günler salıdan çarşambaya
Perşembeden cumaya

Eğer akşam olmasaydı
Anlamı olmazdı sabahın, öğlenin
Ve uzayan gecenin

Bence her şey akşama ayarlı
Ödevler, yemekler, buluşmalar, sohbetler
Bence her şey akşamda saklı

BAŞLAMADAN JÜBİLE

 

Ahmet Emir Koç

Sonunda şansım yaver gitmişti ve bir örümcek tarafından ısırılmayı başarmıştım. Gariban örümcek kendini öldüreceğimi zannedip yalvaran gözlerle bana bakmıştı ama ben onu öldürmek yerine eğilip öpmüştüm ve şöyle demiştim:
-Teşekkür ederim güzel örümcek. Senin ömrün boyunca tüm bakımların artık bana ait. İstediğin yere istediğin büyüklükte ağ yapabilirsin.
Örümcek şaşırmış ve bir süre sonra ani hareketlerle uzaklaşmıştı bende. Onun uzaklaşmasını izledikten sonra artık süper güçlerimi deneyebilirdim. Balkona çıktım ve karşı binaya doğru kolumu uzatarak ağ fırlatmaya çalıştım fakat bir türlü olmuyordu. Belki de henüz bu yeteneğim yüklenme aşamasındaydı. Bir süre sonra annem içerden seslendi:
-Akşam yemeği hazır…
Tıpkı Örümcek Adam gibi koştum, yuvarlandım ve masanın dibine çömeldim:
-Kahraman oğlun geldi anne, dedim.
Annem bir şey anlamadı söylediklerimden. Zaten anlamasını da beklemiyordum. Annem gayet sakin:
-Yine mi arkadaşlarınla süper kahraman oyunları oynadın, dedi.
-Bu kez olay bambaşka anneciğim, bu bir oyun değil. Yeteneklerime sen de inanamayacaksın diyerek kolumu tavana doğru uzatmaya başladım. Bir, iki, üç denemeden sonra annem kolumdaki böcek ısırığını fark etti ve kolumdan tutarak beni ilkyardım dolabına doğru sürüklemeye başladı.
Direnmem nafileydi. Önce bir güzel dezenfekte etti ısırık bölgesini ve ardından da krem sürdü.
Ben çaresiz izliyordum onun müdahalesini. Bütün yeteneklerimin aşama aşama silindiğini hissediyordum. Üzülerek anneme baktım:
-Anne, dünya senin yüzünden bir kahramandan oldu.
Annem anlamıyordu.
Örümcek, duvarın kenarından sessizce bizi izlemeye devam ediyordu, galiba gülüyordu.

YILDIZELİ'NE DOĞRU

Semih Yılmaz, Yusuf Kerem Köse, Ahmet Emir Koç

1. Zor Yolculuk


Hava git gide soğuyordu ve akşam yaklaşıyordu. Büyük bir kar çölünün ortasında gibiydim. Her taraf bembeyazdı. Saatlerdir yürüyordum ve gece bastırmadan Yıldızeli’ne ulaşmalıydım. Aslında daha önceden bu yolu çok yürümüştüm fakat bahar ya da yaz mevsimiydi o zamanlar ve hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Ara sıra rüzgarın uğultusuna uzaktan kurt sesleri eşlik ediyor gibiydi. Bu dağlarda kurt, ayı, domuz gibi yabani hayvanların çokça bulunduğunu duymuştum.
Kafamdan bu olumsuz düşünceleri atarak yürümeye devam etmek zorundaydım. Geceyle birlikte buraya yoğun bir sis iniyordu ve hepten kaybolma ihtimalim yükseliyordu. Var gücümle adımlarımı hızlandırdım, bata çıka karlar içinde yol alıyordum. Üşümeye başlamıştım ama bir yandan da terliyordum. Ayaklarım, paçalarım çoktan ıslanmıştı, üstelik acıkmıştım da. Anayola indikten sonra işim kolaydı. Mutlaka sığınacak bir yerler bulurdum ya da otostopla yola devam ederdim fakat doğru yolda olduğumdan bile emin değildim. Bu düşüncelerle ilerlerken hava tamamen karardı. Belki de havanın kararması lehimeydi. Şayet sis çökmezse ilçenin ışıklarını görebilirdim. Hava nihayet kararmıştı. Karanlık umudumu azaltmaya başlamıştı. Belki de Yıldızeli’ne ulaşamadan kaybolup donacaktım bu dağ başında. Aklıma güzel yemekler geliyordu, sıcak içecekler ve bir yandan uyku gözlerimi zorluyordu. Kalan son gücümle birkaç adım daha atmıştım ki birdenbire yuvarlanmaya başladım. Artık ne dizlerime gücüm yetiyordu ne de kollarıma. Ne kadar yuvarlandığımı bilmiyorum artık bu yolculuğun bittiğini düşünüp gözlerimi kapatmıştım. Böyle bir şekilde hayatla vedalaşacağım hiç aklıma gelmemişti. Belki cesedimi bahara kadar kimse bulamayacaktı. Düşündüğüm son şeyler bunlardı. 
Gözlerimi açtığımda gaz lambasının aydınlattığı bir odadaydım. Odanın ortasında kocaman bir soba vardı ve etrafta kimseler yoktu. Dışarısı hâlen karanlıktı ve köpek sesleri geliyordu. Yerimden güç bela doğruldum. Lambaya yaklaşarak ellerime, dizlerime baktım. Sıyrılmıştı ve bacaklarımdan biri çok fena ağrıyordu. Bir süre sonra büyük ahşap kapı gıcırtıyla açıldı, kapının önünde yüzü tam görünmeyen yaşlı bir kadın duruyordu:
-Seni evimin biraz ilerisinde köpeklerim buldu. Kimsin, buralarda niçin dolaşıyorsun, in misin cin misin, dedi.
Şaşkındım. 
-Adım Demir. Yıldızeli’ne gidecektim. Veterinerim. Köylerden birine çağrılmıştım. İşim bitti ve yola çıktım ancak Yıldızeli’ne varamadım bir türlü. 
-Yıldızeli mi? Yıldızeli buraya çok uzak, gerçeği söyle, dedi kadın. 
Şaşkınlığım iyice artmıştı. Belki de düştüğüm yerde bayılmıştım ve garip hayaller, rüyalar görüyordum. Tam konuşmak için kendimi toparlamıştım ki gözlerim ağırlaştı ve yeniden kapandı. 
Tekrar uyandığımda her yer aydınlıktı. Kapı yeniden açıldı, bu kez kapının önünde bekleyen bir dedeydi. Şefkatle bana doğru baktı ve konuştu:
-Yıldızeli ha? Demek Yıldızeli’ne giderken buraya düştün. Hayli ilginç, dedi. 
-İlginç olan ne, diye sordum. 
Cevap vermedi. Biraz sonra kahvaltı yapalım ve sen de bize gerçekleri anlat, dedi. 
Yerimden doğrulmaya çalıştığımda bacağımın ağrısını hissettim. Dede, tebessüm ederek:
-En az yirmi gün bizimlesin, dedi. O bacak fena kırılmış ve onu sarmamız lazım bugün.
Hemen ardında duran ince çubukları ve kabukları gösterdi:
-Bunlarla saracağız hem de, diye ilave etti. 
Yaşadığım için sevinmeli miydim yoksa bacağımın kırıldığı için üzülmeli miydi ya da bu garip yere düştüğüm için endişelenmeli miydim?.. Kafam karmakarışıktı. Konuşacağım, soracağım şeyler yanlış anlaşılmaya neden olabilirdi. Belki de gerçekten iyi niyetli insanlardı bunlar ve bana yardım etmeye çalışıyorlardı. Ben sadece yerdeki kilimin desenlerine bakıyordum. Bu şekilde kilim deseni hiç görmemiştim. Bu esnada yaşlı kadın elinde küçük bir tepsi ile içeriye girdi. Çay ve kahvaltı vardı tepside. Kahvaltılıklar arasında ilk kez gördüğüm şeyler vardı. Tepsiye garip garip baktığım görünce yaşlı kadın:
-Bunları yemezsen iyileşemezsin, dedi.
Oda çok sessizdi. Bu sessizlik ve aydınlık beni derinden etkiliyor, hareketsiz bırakıyordu. Kahvaltımı bitirdim ve çayımı içtim. Artık kırık bacağımın sarılmasına gelmişti sıra. Yaşlı adam içeriye girdi, önümdeki kahvaltı malzemelerini geriye çekti, gözlerime baktı ve biraz endişeyle:
-Dayanabilecek misin, önce kırık kemiği yerine oturtmamız gerekecek biraz canın yanacak, dedi. 
Çaresizdim. Yaşlı adamın bembeyaz elbisesi dikkatimi çekmişti. Özenle bacağıma bastırdı, bağıracak oldum fakat sesim çıkmıyordu sanki. Biraz acı duydum, hemen ardından ağaç kabukları ve çubuklarla bacağımı sarmaya başladı yaşlı adam. Birazcık olsun rahatlamıştım, ağrım hafiflemişti. Belki de kahvaltının ve sıcağın etkisiyle uykum geliyordu, gözlerimi açamıyordum bir türlü. Kendimi rahat, huzurlu bir uykunun kollarına bıraktım. 

2. Bölüm: Derin Uyku
Kaç saat kaç gün geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda kocaman bir odadaydım. Oda sıcacıktı ama yaşlı insanların bulunduğu yer değildi burası. Duvarlar boyalı, tepede floresan lambalar vardı. Sağımda ve solumda büyük yataklar vardı. Bir hastaneyi andırıyordu burası. Kolumdaki damar yolunu fark ettim, başucumda bir serum vardı ve damar yoluna bağlıydı. Her tarafım ağrıyordu. Doğrulmak istedim ayağımdaki kocaman alçıyı fark ettim. Oysa bacağım çubuk ve kabuklarla sarılmıştı. Acıkmıştım da… Bir süre olan biteni anlamaya çalıştıktan sonra yakınlardan bir ses geldi:
-Hasta kendine geliyor. Oda 3’e acil bakar mısınız?
Birkaç dakika sonra etrafımda kıyafetlerinden sağlık görevlisi olduğu belli olan üç kişi belirdi. Biraz yaşlıca olan sordu:
-Demir Bey, nasılsınız? Kendinize geldiniz mi biraz? 
Şaşkındım. Biraz kekeleyerek sordum:
-Bu bu buraya nasıl geldim? Bana ne oldu? Yaşlı iki kişinin evindeydim en son.
Bu esnada yine genç bir hemşire söze girdi:
-Üç gündür ayılmanızı bekliyoruz. Yıldızeli’ne çok yakın bir yerde donmak üzereyken sizi ilçe sakinleri bulmuş. Buraya geldiğinizde donmak üzereydiniz ve bir süre sayıkladınız. 
-Beni iki yaşlı insan buldu ve onlar kahvaltı verdi, bacağımı sardı, benimle ilgilendiler, dedim. 
Diğer sağlıkçı söze girdi:
-Galiba hâlen kendine gelememiş Demir Bey. 
Kadın sağlıkçılardan biri tebessüm ederek:
-Sizinle baygın olduğunuz süreçte ilgilenen bendim ama yaşlı ifadeniz biraz beni üzdü doğrusu, dedi ve ilave etti, kendinizi iyi hissedinceye kadar misafirimizsiniz. Zaten Sivas-Ankara yolu da kapandı kar yağışı nedeniyle ve bir haftadan önce açılmaz. 
Uykum geliyordu fakat uyumak istemiyordum. Uyanınca yeni bir odada gözlerimi açmaktan ve tanımadığım insanlarla karşılaşmaktan endişe ediyordum. Bütün çabama rağmen gözlerim kapanmaya başlamıştı bile. 
.