Ecem Ercins
Reyhan Veske
Metehan Akkaya
Sami Yusuf Avcı
Elif Eslem Şimşek
Buralara gelmem hiç kolay olmadı.
Her şey sekiz buçuk yaşımdayken başladı.
Çok başarılı bir öğrenci değildim. Zeki olduğumu söylüyorlardı ama derslerim iyi değildi. Birazcık çalıştığımda sınıfın en iyi öğrencisinden bile iyi notlar alabiliyordum fakat çalışmak bana göre değildi çünkü başka bir ilgi alanım vardı: müzik. Gecem ve gündüzüm hep müzikle geçiyordu. Okula giderken hep kulaklığımda müzik çalıyordu. Uyumadan önce hep müzik dinliyordum. Kahvaltıda, yemekte, serviste hep müzik. Arkadaşlarım koşup top oynarken ben yeni müzikler arıyordum. Hiç ayırmıyordum müzik türünü ve sanatçıları. Yeter ki müzik olsun, ses olsun…
Ailem bu durumdan şikayet etmiyordu fakat derslerimin iyi olmamasına da biraz üzülüyordu sanki. Zaten zayıf not almıyorsam, okula gidip geliyorsam onları mutlu etmek içindi yoksa benim okulda ne işim olurdu ki? Ha bir de müzik dersi var elbette. Çarşamba gününün anlamı büyüktü benim için. Müzik dersi Çarşamba günüydü ve ben o gün başka hiçbir derse girmeden müzik odasında vakit geçiriyordum. Müzik öğretmenim benim için izin alıyordu diğer öğretmenlerden. Öğretmenimiz iyiydi fakat müzik zevklerimiz pek örtüşmüyordu. Elinde bağlama ile geziyordu ve hep Neşet Ertaş türküleri söylüyordu. Neşet Ertaş’a saygım büyük elbette ama benim tarzım değildi. Ben daha çok güncel şarkıları ve şarkı gruplarını seviyordum.
Her şey sekiz buçuk yaşımda başladı.
Derslerimin çok iyi olmamasından rahatsız olan annem bana güzel bir teklifte bulundu. Şayet yıl sonunda iyi bir karne ile eve dönersem beni konsere götüreceğini söyledi. Yaz mevsimi demek; zaten konser demek, gezmek demek, tatil demekti ve yaşadığım şehre her sene mutlaka sevdiğim birkaç şarkıcı gelirdi. Annemin teklifi fena değildi lakin kimin konserine gidecektik? Ya Neşet Ertaş gelirse? Neşet Ertaş daha önce hiç yaşadığımız yerde konsere gelmemişti. Haliyle mutlaka popüler birileri olmalıydı şehrimize konser için gelenler. Bu anlaşmayı kabul ettim ve anneme güzel bir karne getireceğime dair söz verdim.
Dokuz yaşıma yaklaşmıştım. Aylar hızla geçmişti ve birazcık çaba göstererek güzel bir karne ile yaz tatiline girdim. Bu esnada konseri unutmuştum bile. Kendimi o kadar ders çalışmaya kaptırmıştım ki müzik neredeyse ikinci plana düşmüştü. Karnemi gören annem çok mutlu oldu ve konser gününün yakın olduğunu söyledi. Onun mutluluğunu görmek belki de konserden daha değerliydi ama yine de sordum:
-Kimin konseri anneciğim ve ne zaman?
Annem, heyecanımı artırmak için tane tane söylemeye başladı:
-En sevdiğin şarkıcılardan biri.
-Eee, kim ama?
-Unutamayacağın bir konser olacak bu.
-Lütfen anne, artık söyle konser kimin?
-Çok seveceğini söylemiştim. Belki de konsere gittiğimiz zaman öğrenmelisin. Az daha merak et.
Annemin bunu bana yaptığına inanamıyordum. Sırf meraklanayım diye konsere gelen şarkıcıyı söylemiyordu. Biraz üzgün durduğumu görünce söyleyiverdi:
-Markan konseri.
İnanamamıştım. Dünyaca ünlü bir popçu geliyordu şehrimize. Kesinlikle devasa bir organizasyon olmalıydı. Sevinç çığlıkları atarken annem devam etti:
-Üstelik VIP biletimiz var. Bu başarı, bu özel bileti hak etti bence.
Neyse ki birkaç gün vardı konsere ve ben dokuz yaşıma girmiştim.
Konser günü geldiğinde Markan’ın giyim tarzına benzer kıyafetler almak için alışveriş yaptık annemle. Artık ben de küçük bir Markan olmuştum ve görenlerin dikkatini çekiyordum. Konsere üç saat öncesinden gittik çünkü çok kalabalık olacağı belliydi. Konserde bize ayrılan yere oturduk ve Markan’ın sahneye çıkacağı anı beklemeye başladık. Hayatımda ilk kez konsere gelmiştim. Kulaklıktan müzik dinlemeye benzemiyordu bu. Sanki dünya ve mekan değişmişti. Başka bir ülkeye, dünyaya geçmiş gibiydim. Bu güzelliğin bitmesini hiç istemiyordum. Büyük alkışlar ve çığlıklar arasında Markan sahneye çıkmıştı. İlk şarkı, ikinci şarkı, üçüncü şarkı derken konser devam ediyordu. Konseri dinlemeye gelenler coşkusunu hiç kaybetmiyordu. Keşke annem bana bir güzellik yapsa ve imzalı bir poster de alabilsek Markan’dan ve birkaç da fotoğrafımız olsaydı diye aklımdan geçti. Annemi aradı gözlerim fakat annem yanımda yoktu. Annemi bu kalabalıkta bulmak çok zordu zaten VIP bölümünün de anlamı kalmamıştı çünkü büyük bir curcuna ve taşkınlık yaşanıyordu. Ben annemi bulmanın derdindeydim kalabalıklar ise Markan’a el uzatmak çabasındaydı. Markan bir ara elindeki çiçeği parça parça dinleyicilere atmaya başladı. Dinleyiciler daha da çıldırdı bu olay üzerine. Kendimi bir anda sahnenin en ucunda ezilme tehlikesi ile baş başa buldum. Artık konser benim için eziyete dönüşmüştü. Belki de müzik tutkum burada bitecekti. Bir daha asla konsere gelmek istemiyordum. Annem yoktu ve insanların arasında turşuya dönmüştüm. Bu esnada Markan sahneden insanları sakinliğe davet etti ve ardından benim bulunduğum tarafı işaret ederek şöyle dedi:
-O küçük çocuğu yanıma istiyorum. Ne kadar da benziyor bana.
Ne olduğunu anlamadan kolumdan tutmaya başladı birileri. Bir patates torbası gibi elden ele geziyordum ve kendimi sahnede buldum. Sahneye benim çıkmamla birlikte çığlıklar yeniden yükseldi. Markan benimle konuşuyordu ama ben kalabalıkta annemi arıyordum. Bu esnada elime bir mikrofon tutuşturuldu. Markan, benden en sevdiğim şarkısını söylememi istiyordu. Mikrofonu elime aldım ve başladım konuşmaya:
-Anne ben buradayım sen neredesin?
Alkışlar yükseliyordu ve ben ağlamaklı bir sesle tekrar ediyordum:
-Anne ben buradayım, sen neredesin.
Üçüncü kez bu cümleyi söylediğimde bu sözlerin Markan’a ait şarkılardan birinde geçtiğini hatırladım.
Markan:
-Sadece kıyafetiyle değil sesi ile de bir yıldız bu çocuk, diyordu. Artık bundan sonraki sahnelere seninle çıkacağız çocuk, diye de ilave ediyordu.
Kalabalık içerisinden biri sahneye doğru gelme çabasındaydı. Bu annemdi. Derin bir nefes almıştım.
Buralara gelmem hiç kolay olmadı.
Her şey sekiz buçuk yaşımdayken başladı ve dokuz yaşımda sahneye çıkmamla devam etti.
Şimdi yirmi beş yaşımdayım ve sahnelerin yıldızıyım. Ben Gürkan. Hepinizi konserlerime bekliyorum.
DAVET