Aden Mira Kartal
Herkes fen bilgisi dersinde küçük bir deney yapmalıydı ve gruplar halinde herkes kendine bir deney planı yapmıştı. Kimileri farklı sıvıları karıştırarak yeni bir sıvı elde ediyordu kimileri de sıvıların içine farklı kimyasal maddeler katarak ortaya çıkan şeyleri rapor etme çabasındaydı.
Ben tek kalmıştım ve yapacağım hiçbir şey yoktu. Hiçbir düşünce de yoktu kafamda. Önümde üç tane deney tüpü ile öylece bekliyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek isteğim kitap okumaktı ama maalesef fen bilimleri hocası izin vermiyordu. Herkes beşerli gruplar halinde renkli sıvılar oluşturuyordu fakat ben sadece tüplere bakıyordum. Sanırım benim de bir şeyler yapmam lazımdı ve bunu da fen bilimleri hocasının bana doğru gelişinden anladım. Gelmesini bekledim çünkü ne diyeceğini merak ediyordum. Yanıma geldi ve bana bir süre baktıktan sonra dedi ki:
-sen neden bir şeyler yapmıyorsun? Eğer ne yapacağını anlamadıysan sana anlatabilirim. Ne dersin?
Anlatmasına gerek yoktu ben zaten farklı renkte ve şeffaf sıvıları birbiriyle karıştırıp garip bir şey yapacağımızı anlamıştım ve:
-Teşekkür ederim ama gerek yok hocam. Birazdan başlarım, dedim.
Fen bilimleri hocası gülümsedi ve uzaklaştı. Neden birazdan başlayacağımı söylediğimi bilmiyordum ama madem dedim, o zaman başlamalıydım.
İlk önce önümdeki renklerden hangilerini birleştireceğime baktım fakat hangilerini birleştireceğime karar vermiyordum. Aslında karar vermeyi pek sevmezdim. Çünkü kafamı ağrıtır ve zamanımı boşuna harcardı kararlarım. Bu yüzden hep ne denk gelirse onunla devam ederdim. Zaten denemelerde iki veya dört şık arasında kalınca gözlerimi kapatır, sorunun üzerinde elimi gezdirir ve hangi harf gelirse onu işaretlerdim ya da optik üzerinde kalemimi çeviri ve hangi şıkkın üstüne gelirse onu işaretlerdim. Aslında bu yöntemleri uygulayınca 10 sorunun 8 tanesini doğru yapardım. Aslında şimdi bunları anlatmayı da çok gereksiz buluyorum ama anlatasım geldi ve anlattım. Zaten sabah uyanıp alarmını kapatmaya üşenip de sonsuza kadar bu sese maruz kalmamak için alarmı kapatan birinden ne beklenirdi ki?
Neyse sanırım artık deneye başlamam gerekiyor. Sıvıları seçmek istemediğimden içimden ilk geçeni uyguladım yani hepsini birleştirmeyi. Ne kadar koyacağımı bilmediğim için de hepsini bir tane tüpe boşaltmaya başladım. Sırasıyla koyduğum renkler şunlardı: sarı, mavi, yeşil, kırmızı, pembe, mor, turuncu, (Aslında turuncu olup olmadığımı pek anlayamadım ama hem içimde pek sarıyı hissetmediğim için hem de 9 farklı tüpten biri olduğu için böyle dedim.) lacivert, kahverengi. İçine şeffaf iki madde daha koydum. Sonucunda siyah gibi görünen ama aslında koyu yeşil olan bir madde ortaya çıktı. Belki birazdan patlar diye düşünmüştüm ama patlamadı. Biraz hayal kırıklığına uğradım ama daha dikkatli bakınca sanırım bu hâlinden memnundum. Tam elime almış incelerken yanımdaki sırada oturan bir arkadaşım bir anda bağırmaya başladı:
-Hocam, yanımdaki iksir yapmış. Kesin bizim içeceklerimize koyup zehirleyecek. Hep bizden kurtulmak istediğini biliyordum. Bu sefer gerçekten çok ciddiyim. Kesin sonumuz geldi. Hemen okuldan atılmasını istiyorum.
Bu çocuk neden bu kadar psikopattı? Onu dövmeyi hep istemişimdir ama okul kuralları ve kendi etik kurallarım nedeniyle onu dövemiyordum. Bu kurallar neden olmak zorundaydı? Bana gıcıklık yapanları hemen yere serer ve ona cezasını verirdim ve bana bir daha sataşmak istemezdi. Kendi kendime koyduğum kuralları da tutmak zorundaydım zira bir keresinde bana ukalaca davranan birine cevabını vermiştim ama bana tutanak yazmışlardı. Eğer bana yazdılarsa o çocuğa da tutanak yazmaları gerekliydi. Kendisi kaşınmıştı ve düşünmeden davranmıştı. Şimdi bu aklıma gelince fen bilimleri hocasının gözünün önünde bu çocuğu fena dövesim gelmişti ama kendime hâkim oldum ve ona şunu söyledim:
-Çok fazla çizgi film izlemişsin. Eğer sana vurursam esnek bir madde olduğun için biraz yamulup eski hâline mi döneceksin?
Tabii çocuğun başkalarına pek tahammülü yoktu. Bu yüzden pek önemsemezdi. Bu cümleyi söyleyince herkesin bana baktığı hissine kapıldım ve kafamı kaldırınca aslında birkaç kızın yaptığı pembe maddeye baktıklarını ve birkaç erkeğin ise 100 lirasına iddiaya girmiş bir arkadaşının koyu mavi maddeyi içmesini merakla bekleyen çocukları gördüm. Yanımda oturan vatandaşın, kimse tarafından önemsemediğini görünce bana yan gözle baktığını gördüm. Aslında dürüst olmak gerekirse hissettim ve bu hisse kapıldığım anda yüzüme bir vatan gülüşü yayıldı. Sanırım bugün ilk defa gülümsemiştim.
Ders bitmişti ve herkes dışarı çıkmaya başlamıştı fakat ben yerimde oturmuş, çantamda kitabımı arıyordum. O sırada aklıma yanımdaki çocuğun bana verdiği o şahane fikir geldi ama acaba sadece onunkine mi koysaydım? Doğrusu çok komik olurdu. Yani daha doğrusu suyunun içine sıvımdan koyup o mutlu mutlu suyunu içerken ona suyunun içine zehir attığımı söyledikten sonra bütün dersi “ambulans çağırın yoksa burada can vereceğim” diye bağırarak kaynatması çok komik olurdu ama sadece küçük bir damla renkli su koymuş olurdum.
Ben bunları düşünürken çoktan zil çalmıştı ve ben ise bir teneffüsümü kitapsız geçirmiştim.
Son derse giriyorduk. Okuldan çıkmamız için sadece 10 dakika kalmıştı. Bu dersimizin bitmesi ve eve gitmemiz için 10 dakika boyunca dua edecektim. Çünkü zaman x2 hızla ilerliyordu ama pazartesi günleri bu taktik işe yaramıyordu. Zaten herkes pazartesi gününde bir iş olduğunu bana söylerdi ve ben de bu konuda diğerlerine katılıyordum.
Yine düşlere dalmıştım ve son ders ise bitmişti bile. Yine herkes dışarı çıkıyordu ve ben de oturuyordum. Neden bu kadar aceleci oluyorlardı? Servislerinin içinde diğerlerini beklerken sıkıntıdan patlamaya bu kadar mı meraklılardı? Gerçekten fazla merak zararlıymış. Yani benim çıkardığım sonuç bu.
Eve gidip uyumak istiyordum ama eve gitmem için daha dört kişiyi bırakmamız gerekiyordu. Ne kadar sıkıcıydı. Eve giderken bunları düşünmeme ne gerek vardı ki? Keşke yapacak başka işim olsaydı. En azından kitabımı okuyabilirim fakat böyle uğraştırıcı işlere pek bulaşmak istemiyorum. Aslında okumayı çok istiyorum fakat kitabı çantamdan alıp iki sayfa okuduktan sonra kitabı aldığım yerine koyup da ne yapacaktım ki? İnsanlar nasıl bu işlere bulaşmaya cesaret edebiliyor hiç anlamıyorum ya da bunu anlamaya uğraşmayı pek istemiyorum.
Benden önceki çocuk ineli üç dakika oldu ve benim inmem için daha iki dakika beklemem gerekiyor. Bu süre içinde ne yapacağımı hiç düşünmem fakat genellikle servisi süren kişi bana farklı farklı sorular sorar. Mesela:
-Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?”
(Halbuki bunu en az beş kere sordu.)
-Derslerin nasıl?
(Sanırım hala “kötü” cevabını almaktan bıkmadı.)
-Neler izlemekten hoşlanırsın?
(Bu soruyu ben “anime” dedikten sonra suratını ekşitip homurdanmayı ve beni sinir etmekten hoşlandığı için soruyor.)
-Kaç yaşındasın?”
(Doğrusu bunu yedinci sınıf olduğumdan çıkarabilmesi gerek.) Bir de klişe sorusu: Adın neydi? Bana göre bu adam aynı kelimelerin ezberletildiği ruhsuz bir robot ama bu pek de umurumda değil. Zaten hem okul hem de aile işleriyle ilgilendiğimden bunlar beni yeterince ilgilendirmiyor. Şimdi düşününce neden farklı bir servisle gitmiyorum? Önümde daha bir sürü seçenek vardı ama ben adamın ismi biraz komik olduğu için seçmiştim. Yani ismi komik, belki de kendisi de komiktir diye seçmiştim ama sanırım kendini bile güldüremiyor. Belki de komik biri olduğunu zannediyor aynı soruları sorarak.
Eve gelmiştim. Tam elim yanımdaki koltukta duran çantama uzanmıştı ki diğer elimde bir ıslaklık hissettim. Sanırım okulda yaptığımız sıvıydı bu. Baktığımda sadece kapağının gevşediğini gördüm. Elime iki kere damlamıştı. Sanırım okuldaki çocuğun dediği gibi bir zehir yapmıştım fakat yapmamıştım. Neden böyle bir şey olsun ki? Aslında düşünmeye de gerek yok. Elimi üstüme silip temizleyebilirim. Biraz çok düşündüm ama sonra boş verip elimi sildim ve çantamı alıp servisten çıktım.
Tam merdivenlerden yukarı çıkıyordum ki bir anda durdum ve aklıma serviste ne zaman çantamı çıkardığım aklıma geldi. Ben böyle bir şeyi ne zaman yapmıştım? Hatırlamıyorum. Üşenmemiş miydim? Yaptığıma göre üşenmemişim.
Bu soruları kendime sorduktan sonra aklıma şu geldi: ben çantamdan garip sıvıyı almıştım. Yoksa çantama koymamış mıydım ama neden elimde bunu gezdirmeye uğraşayım ki? Galiba düşünürken elime almış olmalıyım. Neyse, pek de önemli bir şey değil zaten. Tekrar yerine koyabilirim.
Eve girmiş ve kedimin yanıma gelip beni karşılamasını beklerken ayakkabımı çıkarıyordum. Bugün ne kadar da sıkıcıydı. Sadece fen bilimleri dersinde garip bir şey yapmıştık. O da yeterince heyecanlı değildi ve şimdi düşününce daha da sıkıcı geçmişti günüm. (Sanırım yine çok düşündüm.)
Sabah olmuştu. Okula yine gitmek zorundaydım. Neden okula gidiyoruz ki? Evden de öğrenebiliriz ama olmuyor. Zaten okulda hiç arkadaşım yok ve hiç mutlu değilim. (Başkalarına zarar geldiğinde ya da zorbaladığımda mutlu oluyorum ama onu saymıyorum.) evden eğitim alsaydım ne olacaktı? En fazla göz derecem artar veya sınıftakileri göremezdim. Bunlar da bana göre sorun değildi.
Okula gelirken serviste bir şey yaşanmadı ama benden sonra servise binen kişi az kalsın üzerime oturacaktı. Servisle gelirken bir tek bu oldu ama okulda nedense biraz daha az fark edildim. Mesela ders başladıktan sonra öğretmen yoklama alırken beni yok yazdı ve buna kimse itiraz etmedi. Hatta yanımda oturan kişi de kafasını çevirip bana bir göz attı ve:
-Öğretmenim eğer şimdi gelmediyse daha gelmez, dedi.
Bunu dedikten sonra bağırarak:
-Öğretmenim ben buradayım, dedim. (Ben bunu derken yanımdaki vatandaşın bana ağzı açık bir şekilde bana baktığına yemin edebilirim)
Öğretmen arkasını dönüp bana garip bir şekilde birkaç saniye baktıktan sonra “tamam” dedi. Çok tuhaflardı ama neyse ki diğer kızlar ve erkekler kendi garip işleriyle uğraşırken bana dikkat etmemişlerdi.
Bu olaydan sonra bir olay daha yaşandı.
Ben koridorda yürürken bir tane çocuk bana çarptı. Sonra da etrafına iyice baktıktan sonra özür dilemeden korkarak kaçtı. Ne olduğunu çocuk da anlamadı, ben de anlamadım.
Bu olaydan sonra çocuğu öğretmenlerinin yanında ağlarken gördüm. Bu kadar abartılacak ne vardı ki? Altı üstü bana çarpmıştı. Acaba burnu falan mı acıdı? Ama çok sert çapmamıştı. Ne yapmıştım? Benim mi suçum? Yoksa kötü kötü mü baktım?
Aslında sınıfa girişim biraz zor oldu. Yani ben sınıfa girince kimse suratıma bakmadı veya ben yürürken çekilmediler ama ben “Geçebilir miyim?” dedikten sonra beni fark edip bana “Sen ne zaman geldin?” dediler ve çekildiler. Acaba ben mi gariptim yoksa onlar mı bugün farklıydılar. Bence sıkıntı bende çünkü her zaman bende oluyor zaten.
Bugün dikkat ettiğim şey inanların sadece ben konuşunca beni görmeleri olmuştu. Bunun nedeni de sanırım bugün sabah aynadan kendime bakmamamdı.
Eve giderken az kalsın serviste yine üzerime oturuluyordu ama neyse ki yine burada olduğumu söyleyerek bu kazayı önlemiş olmuştum.
Eve girmek için kapıyı açtığımda kedimin beni uzaktan beni izlediğini gördüm. Neden böyle yaptığını bilmiyordum ama odama girip aynadan kendime baktığımda hiçbir şey göremedim. Biraz daha dikkatli baktığımda gerçekten de yoktum. Ardından biraz şarkı mırıldandıktan sonra hafif hafif belirmeye başladığımı gördüm ve sesimi artırarak söylemeye devam ettim ve tamamen belirdim. Anladığım kadarıyla konuştukça görünüyordum. Bunu ilk düşündüğümde biraz garip gelmişti ama okul konusunda düşününce çok harika bir güce sahip olduğumu düşündüm. Bu yüzden bunu değerlendirmeliydim ve aklıma ilk gelen fikir bu durumu öğretmenlerime bildirip bana evden ders vermelerini istemek olacaktı ve eğer böyle olursa evden ders dinlermiş gibi yapacaktım ama aslından alttan telefona bakacaktım.
Bu fikrimi uygulamak için okula gittiğimde ilk olarak fen bilimleri öğretmenimin yanına gittim. (Çünkü hepsi onun suçuydu ve ilk olarak onun bilmesi gerekiyordu.) Bu durumu söyledikten sonra dedi ki:
-Benim yanımda gel, seni müdürün yanına götürüp söyleyelim.
Ardından beni kolumdan tutup götürdü. Müdürün yanına gittik ve durumu anlattım. Bana fikrimi sordu ve ben de tasarladığımı söyledim ve hiç düşünmeden “bunu bakanlığa bildirelim” dedi ve beni sınıfa yolladı.
Ertesi gün okula maskeli adamlar geldi ve beni alıp hastaneye götürdüler. Birkaç test yaptılar ve beni evime bıraktılar.
Aradan iki gün geçti ve hala okula gitmemiştim. Bundan birkaç gün sonra Türkiye genelinde karantina ilan ettiklerini duydum. Bunu duyunca artık düşünmemeye karar verdim ve hayatın tadını yanımda kalan doktor benzeri insanlarla geçireceğimi geçireceğimi düşündüm ama umursamadım. Çünkü artık okula gitmeyeceğim.
Keşke böyle düşünmeseydim. Çünkü artık okula gitmek istiyorum, her şeyin eskisi gibi olmasını istiyorum ama artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.