10 Nisan 2026 Cuma
Ekranın İçindeki
7 Mart 2026 Cumartesi
BAZI VAKİTLER
Sabahın erken saatlerinde görenler beni
Neyin var diye sormadan edemiyor
Kimi diyor hasta mısın, yorgun musun diyor kimi
Oysa o saatlerde kuşlar bile ötmüyor
Kediler bile sokaklara çıkmıyor
Öğlen vakti olunca her şey değişiyor
Bu kez aynı kişiler soruyor, yorulmaz mısın sen
Hepimiz tükendik; işlerden, derslerden
Ama sen maşallah devam ediyorsun pes etmeden
Oysa o saatlerde tabiat uyanmış oluyor
Ağaçlarda kuşlar, sokaklarda kediler dolaşıyor
Güneş bile en çok
O saatlerde ışıtıyor, ısıtıyor.
28 Şubat 2026 Cumartesi
PES
en nazlı prensesi
masallardan çıkmış gibisin
sensin hepimizin neşesi
bizi güldürmeyi tek beceren kişi
biraz fazla konuşsa da
bizi çok yorsa da
çok iyi yapıyor bu işi
çok kolayca şiir yazar
ramazanda oruç tutar
ama yine de yorulmaz
tüm sınıfa kafa atar
ilerde büyüyünce o
olmalı mutlaka vekil
mecliste görelim onu
desin ki önümden çekil
adının ilk harfi b’dir
ikinci harfi ise e’dir
yedi harfli bir ismi var
SUS ARTIK BE
KES ARTIK LİN
KÜS ARTIK AY
PES ARTIK
RAMAZAN MANİLERİ
mideme saplandı ok
sahur vakti doysam da
sabaha olmuyorum tok
sahura bir tost yedim
yedikçe bu ne dedim
bu tost beni susattı
hiç yemezdim bileydim
sahurda yedim hurma
halimi bana sorma
iftar vakti aman ha
gelip karşımda durma
ezana beş saat var
midemde gurultular
soruyorum anneme
az kaldı diyor iftar
satılık oruç var bende
orucumu çalmışlar
arıyorum nerede
sahurlar mani mani
iftarlar yani yani
bugün ben çok acıktım
canım çekiyor yahni
ramazanın pidesi
başka olur yemesi
fırına gidesim yok
alıp gelsin dedesi
dedemin dişi kırık
üstelik hep hıçkırık
oruç geldi geleli
bizim çene hep yırtık
MAVİ ELMA
Elif Eslem Şimşek
1. Bölüm: Saklı Otobüs
Dora geceyi severdi. Gece, insanın içindeki sesi yükseltirdi; sokak lambaları düşünceleri sarı bir sis gibi yayardı. O gece de öyleydi. Saat çok geçti. Şehir yarı uykuda, yarı sır tutuyordu. Dora başı önde yürürken bir anda sert bir şeye çarptı.
Bir direk.
Alnını ovuşturdu, söylenerek başını kaldırdı. Direğin sonu görünmüyordu. Sanki gökyüzünü delip geçmişti. Direğin üzerinde tek bir afiş vardı. Rüzgâr afişi hafifçe kıpırdatıyordu.
“Valmeria (Kayıp Şehir)’i bulabilecek dedektif aranıyor.”
Ne adres vardı ne numara. Ne tarih ne imza.
Dora afişi kopardı. Kâğıt elinde titredi. İçinden bir ses fısıldadı: Ben bulacağım. Ama nasıl? Bu şehirde kaybolan şeyler genelde geri dönmezdi. İnsanlar, umutlar, çocukluklar…
Arkasından bir ayak sesi geldi. Dora anında döndü.
Direk yoktu.
Az önce alnını çarptığı o devasa direk sanki hiç var olmamıştı. Sokak bomboştu. Dora gözlerini kırpıştırdı. Rüya mıydı? Kendi yanağına hafifçe tokat attı. Canı acıdı.
“Harika,” dedi kendi kendine. “Delirmeye başlıyoruz.”
Ama kalbi heyecanla çarpıyordu. Çünkü korkudan çok merak vardı içinde. Valmeria. Kayıp şehir. Direk. Ses.
Aklına ilk gelen kişi Vera oldu. Yetimhaneden beri tek sırdaşıydı. Birlikte büyümüş, birlikte susmuşlardı. Dora afişi cebine koydu ve Vera’nın evine doğru yürüdü.
Kapıyı çaldı.
Cevap yok.
Tekrar çaldı.
Yine yok.
Telefonunu çıkardı. Aradı. Telefon kapalıydı.
“Bu hiç Vera’ya göre değil,” diye mırıldandı.
Gökyüzü mora çalıyordu. Sabahın ilk soluğu sokaklara değiyordu. Dora içindeki huzursuzluğu bastırmaya çalıştı. Eve dönmeye karar verdi. Otobüs durağına yürüdü.
Saat 03.30.
İlk gelen otobüse bindi. Nereye gittiğine bakmadı. En arkaya oturdu. Camdan dışarı baktı. Şehir bulanık bir tabloya dönüştü. Göz kapakları ağırlaştı.
Ve uyudu.
2. Bölüm: Mavi Elma
Uyandığında sert bir zeminde yatıyordu. Bir kayanın üzerinde. Etrafında ne ot vardı ne ağaç ne kuş sesi. Sadece rüzgâr. Uğuldayan, boşluğu dolduran bir rüzgâr. Gökyüzü açık ama solgundu; mavi değil, sanki yıkanmış bir griydi.
Dora ayağa kalktı. “Bu kesin rüya,” dedi. Ama kalbi öyle atmıyordu. Kalp rüyada bu kadar hızlı çarpmazdı. Tam arkasını döndüğünde tek bir ağaç gördü. Kupkuru dalları gökyüzüne uzanıyordu. Ve o dalların arasında… mavi bir elma. Gerçek bir mavi. Derin, parlayan, canlı bir mavi.
Dora yaklaşırken içi ürperdi. Bu renk burada fazla canlıydı. Ağaç çatırdadı. Elma rüzgârda
hafifçe sallandı.
“Elma mı gerçekten?” diye fısıldadı.
Tırmanmaya başladı. Dallar kuru ve sertti. Tam elmaya uzanmıştı ki dal kırıldı. Yere düştü. Ama canı yanmadı. Sanki zemin yumuşaktı. Ayağa kalktı. Gözleri ağacın gövdesine takıldı. Orada bir afiş vardı. Kalbi duracak gibi oldu. Afişte Vera’nın fotoğrafı vardı.
Altında iki kelime:
“Onu bul.”
Dora’nın boğazı düğümlendi. “Vera?”
Elmaya baktı. Mavi. Vera’nın uğurlu rengi. Yetimhanede hep mavi bileklik takardı.
Dora kararlı bir hareketle elmayı kopardı. Hiçbir şey olmadı. Ama içindeki hava değişti. Sanki dünya bir adım yer değiştirdi. Arkasını döndüğünde bir kasaba gördü.
Az önce bomboş olan yer şimdi yemyeşildi. Çimenler parlak, gökyüzü daha canlıydı. Dora kasabaya doğru yürüdü. Kasabaya girdiğinde bir şey fark etti. Her yer yemyeşildi. Ama insanlar gri-beyazdı. Yüzleri, kıyafetleri, gözleri… Hepsi renksiz. Ve hepsi Dora’ya bakıyordu.
3. Bölüm: kayıp renkler
Kasabanın ortasında bir çeşme vardı. Suyu akıyordu ama su bile soluktu. Dora elini suya soktu. Kendi eli renkliydi. Suyun içinde elinin rengi daha da parladı.
Gri insanlar fısıldaşmaya başladı.
“Renkli.”
“Gerçek mi?”
“Onu görüyorsunuz değil mi?”
Dora gerildi. “Vera nerede?” diye sordu yüksek sesle.
Hiçbiri cevap vermedi. Kalabalık iki yana ayrıldı. İçlerinden yaşlı bir adam çıktı. Saçları kül gibi, yüzü sis gibiydi. “Valmeria’ya hoş geldin,” dedi. Sesi kuru yaprak gibiydi.
“Burası Valmeria mı?”
“Evet. Kaybolanların şehri.”
“Vera burada mı?”
Adam Dora’nın elindeki mavi elmaya baktı. “Onu getirmişsin.”
“Bu ne demek?”
“Renk anahtardır. Renk hatıradır. Renk kimliktir. Biz renklerimizi kaybettik.”
Dora etrafına baktı. Gerçekten de bu insanlar eksikti. Sanki ruhlarının boyası silinmişti.
“Kim aldı?” diye sordu.
Yaşlı adam gökyüzünü işaret etti. “Unutuş.”
Gökyüzünde ince bir sis tabakası vardı. Adam devam etti:
“Valmeria, unutulan insanların düştüğü yerdir. Burada renkler yavaşça silinir. Eğer hatırlanmazsak tamamen gri oluruz. Sonra… kayboluruz.” Dora’nın kalbi hızlandı. “Vera?”
Adam Dora’ya uzun uzun baktı. “Henüz tamamen silinmedi.”
Dora bir an için kendi ellerine baktı.
Parmak uçları hafifçe soluklaşmıştı.
“Hayır,” dedi fısıldayarak.
Adam başını salladı. “Onu bulmazsan sen de burada kalırsın.”
4. Bölüm: macera sona eriyor
Kasabanın dışında yükselen siyah bir kule vardı. Ucu gökyüzündeki sise değiyordu.
“Unutuş orada,” dedi yaşlı adam. “Renkleri emen sis orada doğar.”
Dora mavi elmayı sıktı. “Vera orada mı?”
“Çoğu kişi son kez oraya gider.”
Dora düşünmedi bile. Koşmaya başladı.
Yol boyunca çimenler canlıydı ama her adımında ayakkabılarının rengi biraz daha soluyordu. Nefes nefeseydi.
Kuleye ulaştığında kapı kendiliğinden açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Merdivenler yukarı kıvrılıyordu.
Duvarlarda gölgeler vardı. Gölgeler fısıldıyordu.
“Geri dön.”
“Burada kal.”
“Renk yorucudur.”
Dora dişlerini sıktı. “Ben yorulmam.”
Yukarı çıktıkça parmakları daha da griye dönüyordu.
En üst kata ulaştığında geniş bir oda gördü. Ortada sisli bir havuz vardı. Havuzun içinde siluetler yüzüyordu.
Ve bir köşede…
Vera.
Dizlerinin üzerine çökmüş, neredeyse tamamen gri.
“VERA!”
Vera başını kaldırdı. Gözleri hâlâ hafif maviydi.
“Dora?” sesi çok uzaktan geliyordu.
Dora koştu. Ama sis ayağına dolandı. Renkleri çekmeye başladı. Kolları soluklaştı.
“Hayır!” diye bağırdı.
Elmayı hatırladı.
Mavi elmayı Vera’ya doğru uzattı.
“Hatırla!” diye bağırdı. “Yetimhanedeki ilk günümüzü! Çatıda yıldızları izlediğimizi! Mavi bilekliğini!”
Vera’nın gözleri parladı.
Sis titredi.
Dora elmayı ikiye böldü. Yarısını Vera’nın eline koydu.
O an odanın içi mavi bir ışıkla doldu.
Sis çığlık attı.
Vera’nın rengi geri gelmeye başladı. Saçlarına, yanaklarına, gözlerine.
Ama Dora’nın kolları neredeyse tamamen gri olmuştu.
Vera ayağa kalktı. “Hayır, sen!”
“Önce sen,” dedi Dora gülerek. “Klasik ben.”
Vera Dora’nın ellerini tuttu. “Birlikte hatırlayacağız.”
İkisi birden gözlerini kapadı.
Anılar aktı.
Yetimhane koridorları. Paylaşılan ekmek. Gizli kahkahalar. Mavi bileklik. Direğe çarpılan gece.
Renk patladı.
Sis dağıldı.
Kule sarsıldı.
5. Bölüm: geri dönüş
Dora gözlerini açtığında otobüsteydi. Camdan sabah ışığı vuruyordu. Kalbi deli gibi atıyordu. Hemen ellerine baktı. Renkliydi.
Otobüs durağa yanaştı. Dora indi. Telefonunu çıkardı. Mesaj Vera’dan.
“Dün gece çok tuhaf bir rüya gördüm. Sen de var mıydın?”
Dora gülümsedi. Eve koştu. Kapıyı çaldı. Vera kapıyı açtı. İkisi de bir an durdu. Sonra aynı anda kollarına atıldılar. Vera’nın bileğinde mavi bir iz vardı. Sanki bileklik takmış gibi. Dora cebine elini attı. İkiye bölünmüş mavi elmanın çekirdeği avucundaydı. Gerçek mi rüya mı? Dora gökyüzüne baktı. Bulutların arasında ince bir sis vardı. Ama renkler yerindeydi
Macera sona ermişti…