Ayşegül Yıldız
1. Bölüm
Çocukluğumuzdan beri bu evden ürkerdik. Okulun hemen kenarında, boyası solmuş, sıvaları dökülmüş, kapı kilidi paslanmış bir yerdi burası. Bazı pencerelerin camları kırılmıştı ve bahçesinde de bir köpek vardı. Bu köpek kimindi, kimse bilmezdi. Neyle beslenirdi bu köpek, düşünür ama bulamazdık. Cevabını bulamadığımız tüm sorular bu evi bizim için gizemli bir niteliğe büründürmüştü. Evin arkasında bir inşaat vardı ve inşaat da nedense bitmiyordu. İnşaat ve ev arasında küçük bir yol vardı ama bu yoldan kimsecikler gelip geçmezdi.
İki katlı bu evde ne bahar ne sonbahar ne diğer mevsimler boyunca bir hayat belirtisi olurdu. Kışın soğuk günlerinde tüm evlerin bacası tüterken bu evin bacası tütmezdi. Baharda tüm bahçelerde bir coşku yaşanırken bu evin bahçesine bahar hiç uğramazdı. Okul yolumuzun değişmeyen ürpertici manzarasıydı burası. Yalnızca bu ev değildi gizemli olan. Arkasındaki inşaat kadar yanındaki evde de garip şeyler olduğunu düşünüyorduk. Okulun bitiş saatlerinde yandaki evin penceresinden bir amca bize bakıyordu sessizce. Biraz yaşlıca, kafasında eski bir kasket olan ve hafif sakallı biriydi bu. Bu amcanın lacivert bir ceketi vardı ve onu hiç değiştirmezdi. Yaz kış bu ceketle pencereden bakar bakardı. Birkaç kez sobasında közlediği patatesleri okulun dağılma vaktinde bize ikram etmişti ama korktuğumuz için bu teklifini kabul etmemiştik. Aslında yaşadığımız yer küçücük bir kasabaydı, herkes birbirini tanırdı ve şimdiye kadar olağanüstü bir şey yaşanmamıştı. Belki de çocuk zihnimiz bizi kandırıyor ve bu tarz vesveseler uyandırıyordu.
Yaz tatili bitmiş ve sekizinci sınıfa başlamıştık. Herkes harıl harıl sınava hazırlanıyordu ama arkadaşlarımdan biri teneffüslerde bile bu eve bakmaya devam ediyordu. Yanına yaklaştım ve sordum:
-Var mısın bu evin içine girmeye?
Arkadaşım heyecanla cevap verdi:
-Yıllardır önünden geçiyoruz. Artık büyüdük, bu evin içini görelim ve zihnimizdeki sorular cevaplarını bulsun. Varım tabi, dedi.
Bu konuşmaları duyan iki arkadaşımız daha bize dahil oldu. Cuma günü İstiklal Marşı’ndan sonra dört kişi bir süre okul bahçesinde oyalanacak ardından bu eve girecektik. Ayla, Zeynep, Necla ve ben. Dördümüz bu kararı aldığımızda lacivert ceketli amca yine pencerenin önünde oturuyor ve sanki bize bir şeyler söylemeye çalışıyor gibiydi. Eve girmeden önce evin bahçesine girmeliydik. Evin bahçesine girmek için de bahanemizin olması gerekiyordu. Ayla hemen bir çözüm bulmuştu. İstiklal Marşı’ndan sonra dört kişi voleybol oynayacaktık ve topumuzu bu gizemli evin bahçesine atacaktık. Topu almaya gitmişken de ani bir hareketle evin içine girmeye çalışacaktık.
Nihayet cuma günü geldi ve planımızı devreye koyduk. Her şey planladığımız gibi gidiyordu. Okul bahçesi boşaldıktan sonra dört kişi top oynamaya başladık ama bir türlü topu uzağa atamıyorduk. Sonunda Necla topa ayağı ile hızlı bir vuruş gerçekleştirdi. Top, tam da gizemli evin bahçesine düşmüştü ve dördümüz birden çantalarımızı okul bahçesinde bırakarak topun olduğu yöne koştuk. Bahçe kapısını açmak zor olmamıştı. Top, hemen gözümüzün önündeydi fakat onu arıyormuş gibi yapmaya, etrafı incelemeye başladık. Pencerelerden içeriyi görmeye çalışıyorduk. İçerde eski eşyalar görünüyordu. Üç beş dakika inceleme yaptıktan sonra topu alıp çıkacaktık ve kalbimiz çok hızlı atıyordu. Zeynep’in birdenbire bakışları değişmiş, olduğu yerde kalmıştı. Hep beraber yanına gittik:
-İçerde birileri var, dedi korkuyla.
Topumuzu orada bırakarak çığlık çığlığa koştuk. Bahçeye geldiğimizde lacivert ceketli amca çantalarımızın yanındaydı ve elinde küçük bir tepsi tutuyordu:
-Közlenmiş patates yer misiniz, dedi.
Çantalarımızı alarak okuldan uzaklaştık.
2. Bölüm
Bu küçük heyecan dolu dakikalar evi bizim için daha da gizemli hale getirmişti. Bir şekilde evin içine girmeliydik ama nasıl? Bundan sonraki ilk görevimiz evin içine girmekti ayrıca lacivert ceketli adamdan da korkmaya başlamıştık. Bize son kez patates uzattığında sanki ne yapmaya çalıştığımızı biliyor gibiydi. Zeynep, Ayla ve Necla ile ertesi gün bir karar aldık. Lacivert ceketli adam zaman zaman şehre gidiyordu. Onun evde olmadığını kapıda traktör olmadığından anlamak mümkündü. Bu yüzden kapıda traktörün bulunmadığı bir günü yakalamamız gerekiyordu. Çok uzun sürmedi. Birkaç gün sonra okula gittiğimizde lacivert ceketli adamın traktörünün yerinde olmadığını gördük. Bu, büyük bir fırsattı bizim için. Okul çıkışını beklemeden uzun teneffüste bahçeye, oradan da evin içine süzülebilirdik. Heyecanla uzun teneffüsü beklemeye başladık. Uzun teneffüs 15 dakikaydı ve yaklaşık beş dakikası eve giriş ve evden okul bahçesine dönüşle geçerdi. On dakika ise bize yeterliydi. Uzun teneffüs başlar başlamaz hızla gizemli evin bahçesine koştuk. Diğer arkadaşlarımız henüz okulun bahçesine çıktığında biz dört çılgın çocuk evin bahçesindeydik. Bahçeye girmek kolaydı fakat evin kapısını nasıl açacaktık, ardından kapıyı yokladık ancak kapı kilitliydi. Pencereler çok muntazam değildi ve daha çabuk açılabilirdi. Yerden bulduğumuz birkaç tahta parçasıyla pencerelerden birini biraz itekleyince açılıverdi. Artık gizemli evin içine girmemiz an meselesiydi. Zeynep bana baktı, yüzünde korku ve endişe yerine heyecan vardı. Necla ve Ayla ise biraz korkan gözlerle etrafa bakıyordu. Açık pencere zaten hayli alçaktı ve hiç zorlanmadan içeriye adımımı attım. Benim peşimden Zeynep de geldi. Necla ve Ayla dışarda bekliyorlardı. İçerisi rutubetli ve tozluydu. Eşyaların yıllardır kullanılmadığı belliydi. Olağanüstü hiçbir şey yoktu. Boş bir evdi işte. Tam hayal kırıklığı ile çıkacaktık ki Zeynep duvardaki resmi gösterdi. Duvarda lacivert ceketli adamın kocaman bir resmi vardı. Hayli genç duruyordu fotoğrafta. Fotoğrafta tanımadıkları birileri daha vardı. Üç kişilik bir fotoğraftı bu. Bir süre önünde durduk bu fotoğrafın ve ardından Necla ile Ayla’yı daha fazla bekletmemek için dışarıya çıktık. İlk konuşan bendim:
-İçerde üç kişilik bir fotoğraftan başka bahsedilecek bir şey yok. Galiba biz abarttık biraz.
Zeynep devam etti:
-Nasıl yok, o fotoğraf benim kafamı kurcaladı. Fotoğraftaki diğer kişileri merak ediyorum. Lacivert ceketli adamın yanındakileri. Acaba onlara ne oldu? Şimdi neredeler. Lacivert ceketli adam tek yaşıyor.
Necla hiç düşünmeden konuşmaya daldı:
-Bunu öğrenmenin bir yolu var, lacivert ceketli adamı daha yakından izleyeceğiz ve tanıyacağız.
Bu fikir Ayla’nın çok hoşuna gitmemişti. Bu esnada zilin çaldığını duyduk ve koşar adım okul bahçesine geldik. Bu esnada traktörün de yerinde olduğunu fark ettik. Traktörün yerinde olması bizi biraz endişelendirmişti ama nasıl olsa evin içine girmiş ve bir şey olmadığını görmüştük.
Bir sonraki teneffüste lacivert ceketli adamı gizemli evin bahçesinde tamirat yaparken görünce hayli korktuk. Bizim içeriye girdiğimiz pencereyi tamir ediyordu. Aslında zarar vermemiştik ama artık girilmeyecek kadar sağlam görünüyordu pencere uzaktan. Bir yandan bize doğru bakıyor, bir yandan da öfkeyle çivi çakıyordu pencere kasasının üzerine.
Kafamızda binbir soru vardı. Artık gizemli olan yalnızca ev değildi, lacivert ceketli adam da gizemliydi.
Akşam dersler bittiğinde tam evlerimize doğru yönelmiştik ki lacivert ceketli adam elinde yine patateslerle önümüze çıktı:
-Az önce közledim, yemek istemez misiniz?
Bu kez adamın teklifini reddedemez durumdaydık. Önce ben uzandım elindeki patateslere. Benim uzandığımı gören Ayla ve Necla da birer patates aldı. Zeynep, çoktan uzaklaşmıştı bile. Arada dönüp geriye bakıyordu ürkek gözlerle. Adam devam etti:
-Daha önce de sizlere patates ikram ettim ama ilk kez kabul ettiniz. Çok sevindim doğrusu çocuklar. Bu kadar patatesi yoksa ben nasıl yiyebilirdim ki dedi ve bir tane de kendisi aldı patateslerden.
Yüzündeki şefkat ve sevgiyi görünce kendimi tutamadım:
-O fotoğraftaki diğer iki kişi kim peki, diye sordum aniden.
Lacivert ceketli adamın bu soruya kızmasını beklerken patates yemeyi bıraktı ve gözleri uzaklara daldı. Hüzünlenmişti.
-Demek sizdiniz ha yaramazlar. Tahmin etmeliydim. Gelip bana söyleseydiniz birlikte gezerdik evin içini. O fotoğrafta gördüğünüz kişilerden biri eşim, diğeri çocuğum. İkisi de artık dünyada değil ve biliyor musunuz sizinle aynı yaşlarda olacaktı şimdi yaşasaydı kızım, dedi.
Kısa bir sessizlikten sonra ilave etti:
-En sevdiği şey patates közlemesiydi kuzumun.