6. sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6. sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2026 Çarşamba

KAYIP İLANI


Belinay Coşkun
İlham lazım şiir için 
Ya bulamazsam ilham?
Hikayesiz kalır insanlar 
Kitapsız olur dünyalar

Bir ilham kaynağı 
Kapımı çalsa
Yazarım şiirler 
Kitapsız bırakmam dünyayı 

Kayıp ilanı mı versem 
İlhamı gören oldu mu?
Hüseyin Hoca’da mı acaba?
İlhamsız yazar olur mu?

BİR SEBEP DAHA

Belinay Coşkun

Yıldızlar sadece parlamazlar
Yol gösterirler
Aydınlatırlar 
Parlayıp umut verirler 
Ay da onlara eşlik eder

Kaç çeşit yıldız var 
Belki de milyonlar 
Kuzey yıldızını bilirsiniz 
Parlar hem çok parlar 

Yıldızlar da ölürmüş 
Onlar da canlıymış 
İnsan üzülüyor
Bebek yıldız da varmış

KORKU

Belinay Coşkun

Karanlık mı geceyi getirir
Gece mi karanlığı getirir
Karanlık mı korkutur insanı
Yoksa gece mi

İnsan korkar mı geceden 
O zaman karanlıktan korkar
Karanlıkta bir ışık var
Adı da dolunay

Işık varsa
Neyden korkar insanoğlu
Işığın sönmesinden mi
Gecenin bitmesinden mi?

Gece’nin sonu görünür
Karanlık biter
Sabah olur gün doğar
Güneş var ise insan neyden korkar?

12 Mayıs 2026 Salı

BİR DÜNYANIN ÖNÜNDE

ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM    YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
 
Hızlı hızlı yürüyebiliyordu fakat henüz uçmayı tam olarak beceremiyordu. Zaten kanatları onu taşıyacak kadar büyük değildi. Oysa çok küçük bir gövdesi vardı ancak kanatları gövdesinden de küçüktü. Kabuğunu kırarak dünyaya merhaba diyeli birkaç hafta olmuştu. Dünyaya gözlerini açar açmaz etrafına bakmıştı ve kardeşlerini görmüştü. O zamanlar hiçbirinin uçabileceğini düşünmemişti fakat kardeşleri artık uçabiliyordu kısa mesafeli de olsa. O, uçamıyordu. Uçamadığını gören annesi de hayli tedirgindi onun için. Kardeşleri artık kendi başlarına beslenmeye başlamıştı fakat o, halen annesinin ona yiyecek bir şeyler getirmesini bekliyordu. Aslında yuvadan inecek olsa beslenme sorunu yoktu fakat annesi onları özellikle Limon adlı kediden uzak durmaları konusunda sürekli uyarıyordu. Limon ne demekti bilmiyordu. Bu ismi, bu kediye kim vermişti, bunu da bilmiyordu. Çok düşünmüşler miydi acaba? Bir gün yuvanın kenarından annesi Limon’u gösterdi. Kocaman bir kediydi ve kocaman dişleri vardı. Yalnızca onların yuvalarına bakmıyordu, uçan her şeyle ilgileniyordu. Rengi sarı ve beyaz karışımı bir şeydi. Çok korkunç görünüyordu. Kardeşlerini ve onu bir hamlede yutabilecek kadar büyük bir ağzı ve uzun bıyıkları vardı. Annesi bile korktuğuna göre tehlikeli biriydi Limon. 
Günler geçiyor fakat o sadece zıplayabiliyordu. Bir türlü kanatlarını kullanmayı öğrenememişti. Annesi usanmış gibiydi ona yiyecek bir şeyler getirmekten. Kardeşleri de hiç kardeş gibi davranmıyordu. Hatta zaman zaman şöyle diyorlardı:
-Seninle yumurtadan çıkan herkes artık kendi başına uçabiliyor. Bu ne tembellik Allah aşkına. 
Bu sözler küçücük kalbini perişan ediyordu. Bir şekilde öğrenmeliydi uçmayı. Gece gündüz demeden kanat çırpmaya başladı. Hatta yuvasının dışına da çıkabiliyordu fakat kendini boşluğa bir türlü bırakamıyordu. Aslında onun korkusu biraz da Limon’du. 
O gün sabahın ilk ışıklarıyla yuvadaki herkes havalanmıştı. Bir süre sağa sola baktı ve yeniden uçma provalarına başladı. Ne yaptıysa bir türlü olmuyordu. Üstelik yuvanın dışına da çıkmıştı ve Limon pusuda bekliyordu. Bir tercih yapmalıydı ya uçmayı öğrenecek ya da Limon’a yem olacaktı. Tüm cesaretini topladı ve kendini aşağı doğru bıraktı. Ne yapsa ne etse bir türlü başaramıyordu. Biraz savrularak biraz uçarak çimler üzerine düştü. Neyse ki bir yeri kırılmamıştı. Çimler üzerinde yürümek ayrı bir keyifti. Sevmişti toprağı, yeşilliği fakat ya Limon? Limon görürse, koşup gelirse... Bir süre kendine saklanacak yer aradı ve ardını döndüğü bir anda Limonun kocaman burnuyla karşılaştı. Limon’un bir patisi havadaydı ve kuyruğunu sallıyordu. Yavaşça ona yaklaştı ve kokladı. Bu esnada gözlerini kapatmıştı küçük serçe. Bir süre gözlerini açmadan bekledi. Gözlerini tekrar açtığında Limon halen başucundaydı ama biraz daha sevimli bir eda ile bakıyordu. Tam kaçmayı düşünmüştü ki Limon önüne geçti. Yön değiştirdi fakat Limon yine önüne geçti. Bu esnada annesi durumu fark etmiş olmalı ki biraz yukarıdan uçarak seslenmeye başladı:
-Yavrum sen ne geziyorsun burada? 
-Uçacağım anne, birazdan uçmayı bekliyorum, dedi.
Bu esnada Limon’un kendine zarar vermek gibi bir düşüncede olmadığını da anladı. Toprakta, çimende yiyebileceği şeyler aramaya başladı. Bir türlü yiyecek bir şey bulamamıştı ve annesi tepesinden ayrılmıyordu. Bir kez daha ardına döndüğünde Limon’un ona yiyecek bir şeyler getirdiğini gördü. Limon’un getirdiği şeyler gerçekten de hoşuna gitmişti. Annesi ise yukarıdan durumu hayretle izliyordu. Limon bir süre sonra uzaklaştı ve annesi yanına gelerek onu uçması için teşvik etmeye başladı. Biraz öz güveni yerine gelmişti. Artık daha yükseğe sıçrayabilecek gücü vardı. Birkaç denemeden sonra havalanmayı başarmıştı. Çok kısa bir süreliğine havada kalmıştı lakin yere çakılması uzun sürmedi. Bir daha, bir daha, bir daha... Hiçbir şey değişmiyordu, hep aynı sonuç. Fakat en azından yuvasının yakınındaki bir duvara kadar uçabiliyordu. Önce duvara doğru uçtu. Bu kez çakılmamıştı. Biraz dinlendikten sonra yuvaya uçtu. Nefes nefese kalmıştı fakat çok mutluydu. Artık annesinin ona yiyecek getirmesine gerek kalmayabilirdi. Kendini çok yorgun hissediyordu. Vakit öğleye yaklaşmıştı. Kardeşleri onu  yuvadan izlemişler ve çok korkmuşlardı. Limon’un bu kadar iyi kalpli bir kedi olması onları şaşırtmıştı. Bir süre bütün aile öğlen uykusuna yattı. Uyandıklarında kardeşlerinden biri sordu:
-Anne, Limon neden kardeşimize zarar vermedi. Hani o tehlikeli biriydi?
Annesi bir süre düşündü. Aslında bu sorunun cevabını o da bilmiyordu. 
-Limon’un tok bir vaktine denk gelmiş olabilir diye düşünüyorum, dedi annesi ve ekledi:
-Bir kez sizden birine iyi davranması onun tehlikeli bir canlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Belki de kardeşiniz şanslı bir günündeydi. 
Akşama doğru tüm aile yeniden yuvadan havalandı. Bu kez küçük serçe önce duvara indi, sonra yere kondu. Limon ortalarda yoktu. Birkaç denemeden sonra artık uçuyordu hem de tek hamlede yuvaya çıkabilecek kadar uçabiliyordu. Önünde keşfedilmeyi bekleyen büyük bir dünya vardı. Tehlikelerle ve iyiliklerle dolu bir dünya. 

EN SON SIRADAKİNİN ŞİİRİ

 Nil Ateş
 
                         Feyza ve Aslı’ya
Bu görüşümü eminim kimse mantıklı bulmaz
Fakat cümleleri hudutlarla esir bırakmak da adaletli olmaz
Eğlemeyim sizi hızlıca söyleyeyim fikrimi
Bence mektuplar lanetli

Ertan bilir bir ödev vermişti Türkçe öğretmenimiz
şiirimi bir askerin atına yazmıştım, belleğim oyun oynamıyorsa adı da “Hilmiz”
Ben de bu ismi bir çiçeğe vermiştim, okulda ıssız bir köşede çabayla dik duran
Adını Hilmiz koyduğum gibi solmaya başlamıştı güçlü çiçek yavaştan yavaşa
 
Ben bu şiiri mektupların lanetini bir kağıda aktarmak için yazdım
Çünkü belki bir hataydı ama Feyza ve Aslı’ya bir mektup yazdım
Aslında bunlar değildi anlatacaklarım ama çaba harcadım
Zamanımız çok dardı üstelik ben en son sıradaydım





HEDİYE

Feyza Duran

                    Nil ve Aslı için
Mektup belki de 
En değerli hediye
Bir arkadaşa bir dosta
Yazılan doğum gününde
Saklanır mektuplar bir dolapta
Ya kitabın ya defterin arasında

Mektup bir çiçektir aslında
Okudukça yeşerir, çiçeklenir
Okunmasa bile
Nefes alıp 
Nefes verir

Keşke yeniden eski günlerdeki gibi
Mektuplar getirse postacı
Baksak her sabah kapının önüne
Bir zarf ve 
Bir pul zarfın üzerinde

Mektup okumak ve yazmak
Sanki geçmişi yeniden yaşamak

GÖNDERİLMEYEN MEKTUP

Ali Çağan Kalaycı

Günlerden 12 Mayıs, 2000’li yılların 26.sı. 
Gönderen: Bir Yazar
Alan: Sevgili Hiç Kimse
Bugün yine istasyona gittim
İnsan bazen olmayacağını bile bile
Aynı yere dönüyor
Belki bir umut, bir sebep için
Alışkanlıktan
Belki de içimdeki küçük bir sevgi pıtırcığından
Aynı bankta
Tren her geçtiğinde 
Herkes ayrı bir dertte

İnsanlar kendi hayatını yaşıyor
Herkese bir son yazılıyor
Ben ise hep aynı bankta oturup
Kendi kaderimi yaşıyorum
Kaderini yaşayan insanları izliyorum

Bir bank
Bir dünya olabilir mi insana
Her zaman hep aynı anda
Hep aynı mekanda
Hep buradayım
Seni gördüğüm son dakikada
Elime tutuşturulmuş, buruşmuş bir mektuplarımı

Sana söylemek istediğim birçok şey vardı
Ama insan bazı cümleleri tam zamanında kuramayınca
İçinde taşıyor geri kalan ömrü boyunca
Duygularına kendine göre şekillendirmiş
Kendi için bir tren
Gerçek bir umut bekliyor

Bu mektubu belki hiçbir zaman okumayacağım
Belki okumayı bile unutacağım
Ama o günü, o yazı
Dökülen yapraklarıyla seni
Ve hala vedalaşamadığımız o günü
Tek bir an gibi 
Seni yaşayarak anıyorum

ER MEKTUBU

Furkan Yörük 
                 Baha için...
Bir gün askere gittiğinizde
Ve ayrı kaldığında her şeyden
Arkadaşım Baha sen hiç merak etme
Ben seni mektupsuz bırakmam
Akşamları uzandığında ranzaya
Açıp okursun mektuplarımı
Bir daha 
Bir daha

Arkadaşlık böyle bir şey değil mi
Merak etme
Unutmayacağım seni

MEKTUP

 Baha Kayhan

                Ertan için...
Bana hiç kimse mektup yazmadı
Yazacağını da düşünmüyorum
Ama sadece Ertan
Ders icabı da olsa
Bana bir mektup yazsın diye bekliyorum

Postacıya filan gerek yok
Evimin kapısının önüne bıraksın
Sessizce kapıdan ayrılsın
Canım arkadaşım benim
İyi ki varsın

MEKTUP

 Ertan Abdülkadir Erdoğan 

                            Furkan için
Tam hiç mektup yazmadığımı düşünüyordum ki
Beşinci sınıf, ikinci döneminde
Okulun açıldığı üçüncü haftada
Bir perşembe günü
Dersin yirmi ikinci dakikasında
Ödev gereği bir mektup yazdığımı anımsadım
Sadece ödev gereği
Durdum ve düşündüm
Gerçekten de ben kimseye
Mektup yazmamışım hiç
Dersleri saymazsak eğer

Düşündüm günün birinde yazar mıyım 
Galiba cevabım hayır
Gerçekten de ben kimseye
Hiç mektup yazmadım

9 Mayıs 2026 Cumartesi

BÜYÜK SESSİZLİK

 Kerim Yuvacı 

Bir insan en fazla ne ister
Kimi para kimi şöhret 
Fakat ben sessizlik istiyorum
O kadar da zor değil aslında
Sessiz olmak
Ama nedense zor geliyor
Konuşmadan edemiyor
Bu kolay şey 
İnsana zor geliyor
İstediğim tek şey sadece sessizlik
Büyük bir sessizlik

5 Mayıs 2026 Salı

Hayal

İbrahim Gül 
 
Eğer eski çağlarda yaşasaydım
Bir atım olsun isterdim simsiyah
Belki Kömür koyardım adını
Sürerdim yokuşlar diyerek Allah Allah

Ama eski çağlarda yaşamıyoruz
Atlar artık köylerde bile yok
Her yerde araçlar, motorlar
Gürültüsü olsa da çok

Eski çağlarda değiliz ve ben
Bir arabam olsun istiyorum sarı
Yokuşlarda yorulmasın
Rüzgarlarla yarışsın
Belki Limon koyarım adını

Bir araba, çok şey istemiyorum
Bir araba, at yerine
Gitmek için her an
Canımın istediği yere

Şemsiye

Çiğdem Soydağ
 
Kimilerine göre çok gerekli
Kimilerine göre gereksiz bir icat
Şemsiyeden bahsediyorum
Şemsiyesiz de yaşanıyor hayat

Yağmurlu günlerde yollarda
Kimi siyah kimi renkli
Şemsiyelerle yürüyor insanlar
Yürüyorlar ahenkli

Yağmurlu bir günde
Islanmaktan doğal ne var
Eğer gökyüzünden düşüyorsa
Değsin saçımıza, yüzümüze damlalar

Belki güneşten korunmak için
Şemsiye gerekli biraz daha
En azından bir gölgelik başımızın üstünde
Sıcak, yağmur kadar iyi gelmeyebilir insana

ENDİŞE

Ali Çağhan Yılmaz 
Nereye adım atsam ne yana dönsem
Hep içimde bir endişe
Bir korku
Alay edecek sanki kime söylesem

Tam unutacakken onu son anda hatırlamak
Ya da hiç unutmayıp bir korkuyla dolaşmak
Her sene düşüncelerim aynı
Bilmiyorum nasıl olacak

Bakarken bir çeşmeye
Ya da yürürken yağmurlu bir günde
Uyurken, uyanıkken
Eğlenirken, koşarken hep bir endişe içimde
Geçmeyen
 
Sen geldiğin zaman hep aynı şeyler oluyor
Dudağım çatlıyor susuzluktan
Bazen başım dönüyor açlıktan
Korksam da orucumun kaçacağından
Yine de seni seviyorum 
Seviyorum kutlu ramazan

BEREKET

Kerim Yuvacı
 
Okulda uyunabilecek dersler varsa
Ramazan gayet keyifli ve oruç
Kolay geliyor insana

Öğretmenler sanki 
Bizden daha çok etkileniyor oruçtan
Daha iyi anlıyorlar bizi 
Diğer günlerdeki gibi yormuyorlar

Ramazan merhamet ayı
Ve bereket ayı
En çok okulda fark ediyorum bunu
Hocaların merhametinden
Notların bereketinden fark ediyorum. 

Özgürlük Nedir

Feyza Duran
 
Herkesin dilinde aynı kelime:
Özgürlük...
Kıymetli bence de
Fakat düşünüyorum sokakları görünce
Özgürlük
Dilediğin gibi dolaşmak, gezmek
Her istediğini yapmak mıdır
Özgürlük yasalara uymamak 
Başkalarının hakkını görmemek midir
Özgürlük
Kuralları çiğnemek
Adaletli bilmemek midir
Özgürlük
Başkalarının fikirlerini görmemek
Sadece kendi fikirlerini ifade etmek midir

Herkesin dilinde aynı kelime:
Özgürlük...
Anlamı başka belki de
Bu kelimenin 
Herkesin sözlüğünde 

Yağınca Yağmur

Feyza Duran

Yağınca yağmur
etrafı kaplar bir toprak kokusu
Bazı söylentilerde denilir ki
aslında bu insanın gerçek kokusu

Yağınca yağmur
Değişir zaman duygusu
Tam öğlenin ortasında
Bir bakmışız akşam saatlerinin sonu

Yağınca yağmur
Belki dağlarda bir coşku
Ama dünyanın başka bir yerinde
Belki bir yoksul evde
Yaşanır ıslanmak korkusu

Yağınca yağmur
Kimine bereket kimine rahmet
Kimine yalnızlık kimine uzak bir anı
Yağmur 
Sanki çağırmakta hep yanımızda olmayanı

Yağmur neyse de 
Gök gürültüsü var bir de
Saçak altındaki kuşlara
Beşikteki çocuklara 
Ansızın gelen ürperti

Yağmur yağınca
Doğa kendini yenileyince
Dünya güzel, her şey güzel
Yine de

BOŞ ZAMAN

 
Ertan Abdülkadir Erdoğan
 
Herkes boş zamanlarını değerlendirme derdinde
Ben ise zamanımı boşaltma derdindeyim
Çünkü boş zamanlar
En sevdiğim zamandır benim

Zamanım boşsa mesela
Bu oyun zamanı demektir
Bir oyunun dünyasına kapılıp
Dünyadan uzaklaşmak güzeldir

Adı üstünde boş zaman
Bazen yatıp uyumanın vaktidir
Hele de dışarıda yakıcı bir güneş varsa
Dışarı çıkmanın vaktidir
Çünkü sokaklar sakindir

Daha çok boş zamanım olsun isterdim
Günün her saatinde 
İstediğim gibi yaşayabilmek
İstediğim şeyleri yapabilmek için
Boş zaman denilen şey
Çok önemli benim için

İYİ BİR UYKU İÇİN

Furkan Yörük 
 
Günde yedi saat uyuyorum
Bu benim için yeterli mi bilmiyorum
Aslında yetersiz
Bunu gün içinde seziyorum

Bana kalsa uyurdum on iki saat
Kalkınca kahvaltı yapardım bir saat
Sonra bir film bulurdum izlemek için
Böyle yaşasaydım ne güzel olurdu hayat

Aslında erken yatsam her akşam
Mesela saat yedide
On iki saat uyumuş olurdum
Sabah kalkış saati geldiğinde

Ama erken uyumak ne mümkün
Televizyon, bilgisayar, bir de ödevler
Özellikle ödevler, ödevler, ödevler
Bilmiyorum ki ne zaman bitecekler

Dedeme bakınca bir umut gelmiyor değil
Günün yarısını uyuyarak geçiriyor
Kalan yarısını televizyon izleyerek
İyi bir uyku için galiba
Benim de yaşlanmam gerek

21 Nisan 2026 Salı

Rüya

Kerim Yuvacı

Kitapların bazıları üzüyor
Keşke hemen bitmese diyorum
Uzayıp gitse sayfalar
Bitmese olaylar

Bittiğinde bir kitap
Onu alıp da kaldırmak rafa
Ayrılmak gibi bir arkadaştan
Görüşememek gibi bir daha

Ve raflardaki kitaplar 
Sanki unutulmayacak anılar
Gibi duruyor baktıkça

Diyorum ki 
Kitaplar ve hayatlar
İkisinin de ortak yanı var
Bir kitap bir hayat
Bir kitap bir dünya
Biten kitaplar ise
Güzel, çok güzel bir rüya