İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
1. Bölüm Dünyaya Merhaba Dediğim Zamanlar
Benim hikayem hem biraz hüzünlü hem de neşeli. Çok çocuklu bir ailede dünyaya geldim. Çok çocuklu dedimse hepsi hepsi beş kardeştik. Dünyaya gelişimiz kötü bir mevsime denk gelmişti. Havalar birdenbire soğumuştu ve annem bizi beslemekte hayli zorluk çekiyordu. Henüz gün yüzü görmeden, dışarıya bile çıkmadan üç kardeşim aramızdan ayrılmıştı. Onlar adına üzülmüştüm ama benim de hayatta kalıp kalmayacağım belli değildi. Soğuk kış gecelerinde anneme ve kardeşime sarılarak annemin sağdan soldan getirdiği şeyleri yemeye çalışarak hayata tutundum.
Yaşamak ve hayatta kalmak zordu fakat tehlikeler türlü türlüydü. Sadece gıda sorunumuz yoktu bazen zehirlenme ihtimalimiz vardı ya da bir gece ansızın sığındığımız yere yabancı yaratıkların gelmesi ve bizi öldürmesi söz konusuydu. Annem bu endişelerden dolayı sürekli yanımızdaydı. Dışarıya çıkmak istediğimizde buna çok sert bir tavırla mani oluyordu.
Günler çabuk geçti. Artık yaz mevsimi gelmişti. Dışarda nasıl bir hayatın olduğunu kardeşim ve ben merak ediyorduk. Annem bir sabah bize:
-Size dışarıyı gezdireceğim ama yanımdan ayrılmayacaksınız. Size sevgi gösterisinde bulunan kişilerden uzak duracaksınız. Kimsenin uzattığı şeyi yemeyeceksiniz. Özellikle kuşların peşine takılmayacaksınız dedi.
Annem o kadar çok şey söylemişti ki daha kapıdan çıkar çıkmaz yarısını unutmuştum. Böyle bir gezi yerine oturup evimizde beklemek daha iyiydi fakat dışarıyı da merak ediyorduk. Annem önde, biz arkada sessizce sokağa çıktık. Dünya güzel bir yerdi; ağaçlar, kaldırımlar, tepemizde masmavi bir gökyüzü. Ağaçları çok sevmiştim. Üstelik dallarında kuşlar ötüyor ve sanki beni kendilerine çağırıyorlardı.
Annem etraftaki her şeyi ve herkesi birer birer anlatıyordu:
-Evlatlarım, bu market sahibinden uzak durun. Ben kaç kez kovuldum onun tarafından. Şu kasabı iyi tanıyın. Kötü adam değildir ama yanında çok fazla durmayın. Biraz ilerde gürültü gelen yerde bir ilkokul var. Kesinlikle onun bahçesine girmeyin. Bir daha çıkamazsınız.
Annemin evden çıkarken anlattığı her şeyi unutmuştum ama o yeni şeyler anlatıyordu. Bu esnada kardeşim söze girdi:
-Bizim hiç arkadaşımız olmayacak mı anne? Sadece üçümüz mü yaşayacağız hep?
Annem cevap verdi:
-Elbette arkadaşlarınız olacak fakat zamanla siz seçeceksiniz arkadaşlarınızı. Yoksa bu mahalle bizim. Bu semtin de yarısı bizim ama daha ileriye gitmenizi tavsiye etmem.
Bir süre yürüdükten sonra annem acıkıp acıkmadığımızı sordu. İkimiz de acıkmıştık. Temiz hava iştahımızı açmıştı. Karşıdaki marketi göstererek annem:
-Burada yiyecek bir şeyler her zaman olur. Ayrıca kışın çok soğuk olduğunda da buraya sığınabilirsiniz. Şimdi birlikte karşıya geçelim ancak araçlara dikkat etmemiz lazım, dedi.
Annem ortada ben ve kardeşim iki yanında tam karşıya geçiyorduk ki tepemde bir gölge hissettim. Başımı kaldırıp baktığımda bir karganın bize doğru geldiğini gördüm. Ben kargaya bakarken annem ve kardeşim karşıya geçmişti bile. Onların peşinden koşmaya yeltenmiştim ki kendimi birkaç metre ötede buldum. Sert bir cisim çarpmıştı bana ve yavaşlamamış, durmamıştı bile. Yerimden kalkmaya çalıştım ancak hiçbir yerim tutmuyordu. Galiba ağzımdan da kan akıyordu. Annem ve kardeşim yolun kenarında olup bitenleri görmüşlerdi ve koşarak yanıma geldiler fakat yapacak bir şey yoktu. Acı içinde kıvranmaya başlamıştım. Annemin gözleri dolmuştu, kardeşim ise şaşkınlıkla bakıyordu. Annem ve kardeşim biraz geri çekildiler ve üzerimde kocaman bir gölge hissettim. Kocaman elleriyle biri beni yerden kaldırdı ve kucağına aldı. Annem tedirgin gözlerle bakıyordu ki beni kucağına alan kişi ona şöyle dedi:
-Merak etme, bu yavruyu ben tedavi ettireceğim. Sen diğer yavruna iyi bak.
Bu sözlerden sonra annem ve kardeşim orada kaldı. Bu, onları son görüşümdü. Belki iyileştikten sonra beni yeniden aileme getirir bu iyiliksever insan diye düşünüyordum acı içinde. Bir süre sonra büyük bir kapının önünde durduk. İçerden değişik bir koku geliyordu ve benim gibi başka yaralılar da vardı. Burada beni iyileştirecek birilerinin olduğuna kanaat getirmiştim. Kocaman bir masaya uzattılar beni. Daha önce hiç görmediğim garip aletleri vücudumda gezdirdiler. Bacağımın kırık olduğunu orada öğrendim ama artık emin ellerdeydim. Beni evine götürür diye bekliyordum fakat beni yoldan alan kişi garip bir evin önünde durdu. Burada kimse yaşamıyordu belli ki… Boyaları solmuş, pencereleri kırık bir evdi burası. İçeriye daha önce hiçbir canlı girmemiş gibiydi. Beni buradaki tozlu bir minderin üzerine bıraktı ve ardından şöyle dedi:
-Sen iyileşinceye kadar her gün geleceğim ve sana yiyecek, içecek getireceğim. Eve götürmek isterdim seni fakat annem senin gibi arkadaşlarımı eve getirmeme izin vermiyor.
Korku dolu saatler başlamıştı benim için. Özellikle o evdeki ilk gecemi hiç unutmayacağım. Bugün bile aklıma geldikçe üzülüyorum. Evin tuvaletini bilmiyordum. Önüme konulan yiyeceklerden başka evde hiçbir şey yoktu. Annem yoktu, kardeşim yoktu. Nasıl bir hayat beni bekliyordu, bilmiyordum.
Ertesi gün sabahın ilk saatlerinde bana “arkadaşım” diye hitap eden çocuk yanıma geldi. Yine yiyecek bir şeyler getirmişti. Bir süre yanımda durdu, benimle konuştu. Arkadaşlarından bahsetti, okulunu anlattı ve gitti.
Ertesi gün, ertesi gün, ertesi gün de bu şekilde geride kaldı. Kendimi iyi hissettiğim bir gün ayağa kalktım ve etrafı gezinmeye karar verdim. Biraz zorlanmıştım ama yine de yürüyebiliyordum. Arkadaşım tekrar yanıma gelince beni ayakta gördü ve çok mutlu oldu. Birkaç gün de böyle geçmişti. Madem beni seviyordu ve görünce mutlu oluyordu bir de ben onun yanına gitmeliydim. Sonraki gün o bana gelmeden ben ona gitmeyi düşündüm ve sabahın erken vaktinde yola koyuldum. Zaten çok uzakta bir yerde olmamalıydı evleri. Aylak aylak sağda solda dolaşırken nihayet kapılardan biri açıldı ve arkadaşım dışarıya çıktı. Koşarak onun yanına gittim. Beni görünce çok sevinmişti yine.
-Demek iyileştin ve evimi buldun. Keşke seni eve alabilsem ama artık acıktığın zaman buraya gelebilirsin, dedi.
Peki ama ne yapacaktım, nerede yatıp kalkacaktım. Kırık bacağımın iyileştiği yere tekrar dönmek istemiyordum. Annem ve kardeşimi düşünüyordum arada. Acaba onlar ne haldeydi? Keşke yeniden yanlarına dönebilsem, diye aklımdan geçiyordu. Bulabileceğime de inanıyordum fakat tek başıma ayakta kalmayı öğrenmeliydim.
2. Bölüm: Yeni Bir Hayat ve Adımın Konulması
Artık anlamıştım arkadaşımın yanında bana yer olmadığını. Annemin daha önceden söylediği tehlikeleri düşünmeye başladım. Bu sokakta da market, kasap, manav vardı. Okul bahçesi olduğunu düşündüğüm kocaman bir yer de vardı. Buralardan uzak durmalıydım fakat annemin söylemediği başka başka yerler de vardı. Kocaman ağaçların bulunduğu ve insanların oturarak çekirdek yediği, çay içtiği yeşillik bir alan vardı mesela. Belli saatlerde insanların, özellikle yaşlıların gidip geldiği bir mekân daha gözüme ilişmişti. Burası da güven veren bir yer gibi görünüyordu. Karnımı doyurmuş etrafı keşfetmeye devam ediyordum ki karşıma iri yarı biri çıktı. Anneme biraz benziyordu ama ondan çok büyüktü. Keskin bakışları vardı ve benim orada olmamdan huzursuz olmuş gibiydi. Bana yaklaştı ve homurdanarak:
-Sen kimsin, kimin yavrususun? Daha önceden buralarda hiç görmedim seni. Mahallen neresi ise defol git, bir daha buralarda görmeyeyim seni yoksa sonun iyi olmaz, dedi.
Bacağım daha yeni iyileşmemiş olsaydı ona vereceğim cevabı biliyordum ama çaresizce konuştum:
-Bacağım kırıktı ve beni arkadaşım buraya getirdi. Bu mahalleyi tanımıyorum. Annem ve kardeşim çok uzakta. Onları buluncaya kadar buralarda olmam gerek, dedim.
Sözlerimden rahatsız olmuştu ve bunu çok belli ediyordu. Neyse ki uzaktan bir ses geldi:
-Yaramaz, rahat bırak arkadaşını, yanıma gel!
Demek ki adı Yaramaz’dı. Hiç güzel bir isim değildi bu. Zaten yaramaz birine benziyordu. Tam bela uzaklaştı benden diye düşünüyordum ki aniden karşıma çıktı sokağın başında. Ne yapacağımı şaşırmıştım, öfkeli gözlerle bana bakıyordu. Bir anda tüm ağırlığını vücudumda hissetim, bir yandan homurdanıyordu:
-Sana burayı terk et demiştim.
-Şiddet yanlısı biri değilim ben, üstelik bacağım yeni iyileşti. Tamam, mahallen sana kalsın, dediğim anda rahatlamıştım. Ardıma bile bakmadan tersi istikamete doğru koşmaya başladım. Öyle hızlı koşuyordum ki ben bile şaşmıştım bu kadar hızlı koştuğuma. Mahalleden iyice uzaklaşmış, bilmediğim başka bir mahalleye girmiştim. Burası tenha bir mahalle gibiydi. Bulduğum küçük, yeşil bir alana uzandım, sırtımı güneşe verdim. Karıncalar ve böcekler bir türlü rahat vermiyordu dinlenmem için. Bu sırada şefkatli bir el hissettim omuzlarımda. Geriye döndüğümde ilk kez gördüğüm bir çocuk bana sevgiyle bakıyor ve konuşuyordu:
-Sen buralara nirden geldin, aç mısın söyle bakalım?
Beni yanına aldı ve bir süre konuştu, konuştu. Beni evlerine götürmek, benimle arkadaş olmak istediği çok belliydi ve işin açığı ben de onu sevmiştim. Yakınlardaki marketten bana yiyecek bile almıştı. Evlerine gittiğimizde ailesi de beni sever diye düşünmüştüm. Hatta gariban, mülayim bir bakışla onların gözlerine bakmıştım fakat adını bile bilmediğim arkadaşımın annesi hırsla konuşuyordu:
-Sokaktan bulup eve getiriyorsun. Hastalıklı mı, mikrop yuvası mı bilmeden alıp getiriyorsun. Ben sana bir daha bu gibilerden uzak durmanı söylemeyeceğim. Şimdi onu götür ve nereden aldınsa oraya bırak.
Arkadaşımın gözleri dolmuştu. Neredeyse ağlayacaktı. Onu zor durumda bırakmamak için kendim yürümeye başladım. Dışarıya çıkmama izin vermedi ve binanın alt katında bir yer gösterdi bana arkadaşım.
-Sen burada güvende olacaksın. Ben her gün seninle ilgileneceğim, dedi.
Tam yanımdan ayrılıyordu ki başka bir çocuk geldi yanımıza. Galiba arkadaşımın akrabasıydı. Konuşmalarından anladığım kadarıyla kuzeniydi onun. O da sevgi dolu gözlerle bana bakıyordu.
-Annen izin vermedi değil mi?
-Annem işte. Her zamanki gibi…
-Senin annen izin vermediyse benim annem verir. Ben bu arkadaşı eve götürmek istiyorum.
Küçük bir sevinç duymuştum ama herkesin istemediği biriymiş gibi hissediyordum kendimi. Yine de yanlarına düşüp yürüdüm. İkinci kata çıkmıştık. Arkadaşım benimle vedalaştı ve yeni arkadaşım kapıyı açarak beni içeriye aldı. Kapının hemen önünde duran bir kadın beni görünce şöyle dedi:
-Demek ailemize yeni biri katıldı. Pek de sevimli ve temiz duruyor ama sanki biraz zayıf. Ben ona bakarım.
3. Bölüm: Rüya Gibi Bir Hayat
Ömrümün en güzel aylarının bu evde geçeceğinden haberim bile yoktu. Arkadaşımın annesi de arkadaşım olmuştu, evin diğer sakinleri de. Günlerce bu evden dışarıya çıkmadım. Çıkmama da gerek yoktu zaten. Annemin yanında bile bu kadar güvende hissetmemiştim kendimi. Annemi ve kardeşimi unutmuş gibiydim. Eğer hayatta olduklarını bilsem gidip onları da buraya getirirdim ancak sağlığıma kavuşmalıydım önce. Evin içinde bir hayat kurmuştum kendime. Kahvaltı sonrası günlük aktivitelerimi yapmam için her tür eşya vardı burada. Pencereden dışarıyı izliyordum, toprak kokusunu bile unutmuştum, neyse ki kocaman saksılarda kocaman çiçekler vardı ve ben ara sıra bu çiçeklerin yanında uykuya dalıyordum. Günler böyle geçiyordu.
Bir sabah uyandığımda beni balkona çağırdılar. Balkonda küçücük bir yuva vardı. İçinde minder ve önünde mama kabı bulunan bir yuva. Üzerinde şöyle yazıyordu: Limon’un Mekânı. Zaten kaç zamandır beni Limon, diye çağırıyorlardı. Oysa annem bana Tarçın derdi. Tarçın’ım diyerek mırlardı. Yuvanın içine girdim, fena sayılmazdı üstelik minder de yumuşacıktı ve havadar bir yerdi burası. Az öteden gelen kuş seslerini duyunca keyfim yerine gelmişti. Onlarla uğraşmayı seviyordum.
Günler böyle geçti, balkonun yanındaki ağaçta yaşayan kuşlar, önceleri benden çok korkuyordu. Ben de onları korkutmaktan zevk alıyordum ama bir süre sonra onlarla da dost olduk. Onlar balkona beni ziyarete geliyordu ben de onları ziyaret için ağaca atlıyordum. Bir süre sonra ağaçtan bahçeye, bahçeden mahalleye gidip gelmeye başladım. Etrafı keşfetmeye başlamıştım. Yeni yeni dostlar edindim ve hemen hemen hepsi beni seviyor, beslemeye çalışıyordu. Her geçen gün etrafım biraz daha kalabalıklaşıyordu. Birkaç sokak ilerdeki kasap, onun yanındaki berber, az ilerdeki market ve manav… Hepsiyle aramız gayet iyiydi. Akşama kadar dolaşıyor, akşam olunca ağaca tırmanıp balkondaki yuvama giriyordum. Barınma ve beslenme sorunum yoktu artık.
Bir bahar günü etrafta dolaşırken Yaramaz’ı gördüm. Bir bacağı aksıyordu ve kuyruğuna da kola tenekesi bağlamışlardı. Beni görünce tanıdı. Saldıracağımdan korktu fakat ben ona aynı şeyleri söyledim:
-Ben şiddet yanlısı bir kedi değilim, benimle birlikte gelirsen sen de mama alabilir ve kuyruğundaki şu tenekeden kurtulabilirsin.
Birlikte mahallemdeki berberin önüne gittik. Berber Yaramaz’ın kuyruğundaki tenekeyi çözdü ve tüylerine de bakım yaptı. Üstelik karnını da doyurdu. Yaramaz, mahcup olmuştu, olması da gerekiyordu zaten bana yaptıklarından sonra.
Arkadaş çevrem hayli zenginleşmişti, tüm mahallenin tatlı Limon’uydum. Bazı günler o kadar çok şey yiyordum ki hareket etmezsem Garfield’a benzemekten korkuyor ve yürüyordum sürekli. Fakat annem ve kardeşimi unutamıyordum bir türlü. Bir gün anılardan yola çıkarak eski mahalleyi aramaya koyuldum. Arıyor, arıyordum fakat bir türlü bulamıyordum. Öyle ki iki geceyi dışarda geçirdim onlara ulaşmak için. Nihayet eski mahalleye üçüncü gün ulaşmıştım. Hayatımı değiştiren kaza yerini görünce içimde bir hüzün hissettim. Annem ve kardeşimin yaşadığı bina yıkılmış, yerine kocaman binalar yapılmıştı. Birkaç gün burada annem ve kardeşime rastlamak ümidiyle zaman geçirdim fakat onlara dair bir iz yoktu. Bu sürede hayli aç ve bakımsız da kalmıştım. Artık onlardan ümidimi kestiğimde yeniden eski mahalleye dönmeye karar verdim. Yolda gelirken bir kadın ardımdan şöyle diyordu:
-Tıpkı buna benzeyen iki kedi vardı eskiden bu mahallede. Birkaç senedir görmüyorum hiç, acaba bu da onların aileden biri miydi?
Bu mahalleye bir daha hiç gelmemeliydim. Yorgun adımlarla evin yolunu tuttum. Yuvama ulaştığımda vakit akşamdı, ben yorgundum, kuşlar uyumuştu ve yağmur başlamıştı.
Benim hikayem hem biraz hüzünlü hem de neşeli. Siz sadece neşeli olanı görürsünüz ama benim hikâyem biraz da hüzünlü işte.
Ben Limon.
Bilsem’in, Şemsi Sivasi İmam Hatip Ortaokulu’nun, caddenin sağındaki kasabın, solundaki manavın, sonundaki berberin en sevdiği kediyim. Yaşamaya değer bir hayatım var ve ne kadar adımlayacağım bu yolları daha bilmiyorum.