9 Nisan 2026 Perşembe

BÜYÜK FELAKET

 
 Ahmet Emir Koç
 
O gün, önceki günlerden çok farklıydı. Sürekli garip bir şeyler olacağını düşünüyordu. Önce kıyametin kopabileceğini düşündü ama günlerden cuma değildi ve güneş de doğudan yükselmişti. Kıyamet kopmayacağına göre ne olabilirdi ki onu rahatsız eden şey? Bir süre deprem olabilir endişesini taşıdı. Avizelere baktı, eşyalara baktı, masadaki sürahiye baktı fakat deprem de olmuyordu. Bir şey olacaktı ama ne? Yeni bir salgın hastalık mı, yeni kapanmalar mı? Dünyaya çarpma ihtimali olan bir göktaşı mı? Belki de 3. Dünya Savaşı başlayacaktı. Her şey yerli yerindeydi ama içindeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Dışarıya baktı, hava güneşliydi. Belki ansızın bir yağmur yağar diye bir süre gökyüzünü izledi, her şey normaldi. Biraz çizgi film izlersem hayat normale döner ve bu hislerden kurtulurum diye düşündü. Sünger Bob iyi bir tercihti. Sünger Bob’da onu cezbeden bir şeyler vardı. Özellikle Patrick’i çok seviyor ve konuşmalarını anlamlı buluyordu. Yaptığı eylemler de çok anlamlıydı. Biraz sonra o meşhur şarkı başlamıştı: Hazır mısınız çocuklar? Hazırız Kaptan!.. Sizi duyamıyorum. Hazırız Kaptan! Oooooo.
O da hazırdı ve Sünger Bob Kare Pantolon başlamıştı fakat bir türlü filme kendini kaptıramıyordu. İzlediği bölümde hiç konuşma yoktu ve hayli mistik görünüyordu. Belki de Buz Devri seyretmeliydi. Hayır, belki de Oyuncak Hikayesi... Yoksa Shrek’in bölümlerinden birini mi izlemeliydi. Bir şeyler olacaktı ve o, televizyon başında çizgi film seçmekle meşguldü. Bunu düşününce yeniden karamsarlığa büründü. Televizyonu kapatacaktı ki haber programlarına bakma ihtiyacı hissetti. Belki de beklediği kötü haber şu anda yayımlanıyordu. Olağanüstü hiçbir şey yoktu haberlerde. Ünlülerin gereksiz olayları, ünsüzlerin saçma yaşamları, kaza haberleri, ekonomi haberleri, tarım haberleri.. Birbirine benzeyen haberler. Birazcık içi rahatlamıştı. Belki de bir yarışma programı izlemeliydi. Yarışma programlarını anlamsız buluyordu çünkü başkalarının kazanıp kaybetmesi umurunda değildi. Sonunda televizyonu kapattı ve oyuncaklarının yanına gitti. Oyuncakları ilk kez gözüne farklı görünüyordu. Sanki ona bir şeyler söylemek istiyorlardı. Sanki ona bir felaketin yaklaştığını fısıldamaya çalışıyorlardı. Hatta bazıları hareket ediyor gibiydi. Oyuncaklarından biraz ürktü ve hepsini sepete doldurup üzerini örttü. 
Bir şey olacaktı ama ne? Belki biraz uyursam kendime gelirim, diye düşündü. Bu kötü düşüncelerden kurtulmanın en iyi yolu uyumaktı. Umarım kabus görmem, diyerek yatağına uzandı. Gözlerini kapattı. Gözlerini kapatır kapatmaz rüyaya dalmıştı. Rüyasında çok güzel bir yerdeydi. Her şey yemyeşildi ve hava güneşliydi. Yeşillikler içinde yuvarlanıyor hatta uçurumlardan kendini bıraktığında uçabiliyordu. Yine kendini bir uçurumun önünde görmüştü ve boşluğa kendini bıraktı fakat bu kez uçamıyordu. Büyük bir sesle uyandı. Yataktan düşmüştü hem de yanı başındaki oyuncak sepetinin içine. Hareket ettikçe oyuncaklar koluna, bacağına, sırtına batıyor; bir türlü sepetten dışarıya çıkamıyordu. Son bir güçle sepeti yana doğru devirip içinden çıkmayı başarabildi. Beklediği şey olmuştu. Bundan daha büyük bir facia olamaz, diye düşündü. Kıyamet değilse de kıyamete yakın bir felaketti yaşadığı. 3. Dünya Savaşı değildi fakat 1. Oyuncak Sepeti Savaşı’ndan kendini güç bela kurtarabilmişti. Oyuncaklarının bir kısmının kırılmış olduğunu gördü. Felaketti bu, çok büyük felaket. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder