1 Kasım 2025 Cumartesi

Çiçekçe

 Belinay Çoşkun

Kimi sevginin dilidir
Kimi baştanbaşa güzelliktir
Kimi saflığın temsilcisi
Kimi sadakatin şiiri

Onlar olmasaydı şayet
Kelimeler yetmezdi anlatmaya
Her zaman her şeyi
Mesela bir sevgiyi

Benim renkli bahçemdir onlar
En güzel düşüm
En sevdiğim uğraşım
Ve sevgili dert ortağım

Onlara sığınırım bittiğinde kelimeler
Güzel şeyler düşünmek için
Bazen onlara bahsederim
Tüm iyiliklerden

Her renk farklı bir çiçek
Her çiçek farklı bir duygu
Her çiçek ayrı bir dil 
Ve ben biliyorum bunu
Benim çiçeğim doğada
Mor bir lavanta

CANIM ARKADAŞIM

Belinay Coşkun

                Zeynep Ada Karadaş için...
Sınıfın en sessiz çiçeği
Benim biricik arkadaşım
Seninle tanırım gerçeği
Benim biricik arkadaşım

Sen olmazsan sınıf bomboş
Varlığın ne kadar da hoş
Ne olur bu teneffüste
Benimle oyna ve koş

İyi ki bu sınıftasın
Sen olmasan ne yaparım
Kalır tüm şiirler yarım
Benim canım arkadaşım

OKULUN ANLAMI

Zeynep Ada Karadaş
                                        Belinay Coşkun için...

Senin dünyan çok değişik
Üstelik heyecanlısın
Öğrenmenin arzusuyla
Hemen coşar canlanırsın

Heveslisin öğrenmeye
Ve bir şeyler bitirmeye
Elinde hep kâğıt kalem
Çabucak yazayım diye

Çok uzaktan geliyorsun
Hiç bıkmadan usanmadan
Yalnız bırakmadın beni
Bir gün bile yorulmadan

Hep yanımda olmalısın
Gelip beni bulmalısın
Okulumun tek anlamı
Galiba sen olmalısın 

SU

 Metehan Akkaya

Her şeyi temizleyen sensin
İçimizi serinleten
Ağaçları yeşerten
Bir rahmet olup gökten inen
Ya da yerin altında sessiz ilerleyen
Sensin
 
Sen susun
Senin olduğun yerde
Herkes sussun
Ve birbirine 
Su sunsun

31 Ekim 2025 Cuma

Sebatkâr


Üner Taha Aydemir

Ayaz vakti
Cehennem kadar soğuk
Sofradaki çatal sesleri
Kulağında şakıyor
Yelkovanın iniltisi 

Kafiyelerini sarıp sarmalıyorsun
Saklıyorsun paslı ihtiyar dolabına
Körelmiş makaslar erişemesin
Varlığını dahi bilemesin

Kabullenirsin
Bazen fedakârlık gerektiğini 
Zamanla öğrenirsin
Cennetin bile 
Önce ölümü istediğini bilmelisin

MEKTUBA MEKTUP

Semih Yılmaz

Ne bir mektup yazdım şimdiye kadar
Ne de bir mektup aldım
Oturdum ve mektuba 
Bir mektup yazmayı kararlaştırdım

Sevgili Mektup,
Sen ayrıldıktan sonra aramızdan
Her şey ayrıldı aslında
Bitti ayrılıklar, özlemler
Veda etti sözcükler anlamlarına

Sen olmayınca dünyamızda
Saklanacak, ezberlenecek cümleler kalmadı
Üstelik postacılar bile
Yerini artık kargolara bıraktı

Sen olmayınca zarflar köşeye atıldı
Pulların değerini yitirdi
Senin hayatta yokluğun
Her şeyi bitirdi. 

EKRANLARDAN SIZAN KARANLIK

 Metehan Darıcı

Gerçek hayat her geçen gün bizlerden uzaklaşıyor ve dizi filmlerle insanlar günü kapatıyor. Akşam olduğunda herkesin beklediği bir dizi film var. Filmi seyredince mesele bitmiyor, ertesi gün filmdeki kahramanlara dair yorumlar birkaç gün devam ediyor. İnsanlar sanki çevrelerinden biriymiş gibi film kahramanlarını anlatıyor, eleştiriyor ya da seviyor. Her yaşa hitap eden bir dizi mutlaka var ve her yaştan birileri bu dizilerde kendine ait bir şeyler buluyor galiba. 
Tarih, entrika, boş sevdalar, boş çalışanlar, lüks yaşayanlar, basit acılar, aile ve değerleri umursamayan hayatlar… Dizi izleyerek bu kanaate sahip olmadım çünkü izlememe gerek kalmıyor etrafımdan birileri mutlaka izliyor ve olanları anlatıyor hafta boyunca. 
Başka ülkelerin yapımlarını zaman zaman izlediğim oluyor. Yaz tatillerinde ya da ara tatillerde genellikle övülen, öne çıkan dizileri izliyorum. Bizim diziler bu dizilere göre sanki ayaküstü çekilmiş gibi. Müzik ve efektle dolu dizilerde konuşma çok az ve genellikle kısa cümlelerden oluşuyor bunlar. Üstelik öfke, intikam, ihanet, kötülük sızıyor her diziden her bölümden. 
Düşünüyorum, bu diziler izleyen kitleyi ekrana kilitleyip onların zihinlerini ele geçirmek için mi yapılıyor, yoksa insanlar bu olayları ve karakterleri istediği için mi çekiliyor? Galiba bu işin içinde biraz kasıt da var. Toplumlar tüm dünyada artık dizilerle, filmlerle, müziklerle kontrol ediliyor ve halkımız da bu kontrol altına alma sürecinden nasibini almış gibi. 
Diziler mutlaka olmalı fakat şu anki halleriyle değil. Dizi kahramanları mutlaka insanları etkilemeli ama şu anki kahramanlar değil. 
Bize gerçekten iyiliği, dürüstlüğü, kültürü, aileyi, değerleri anlatan ve bizim dünyamızdan kahramanların yer aldığı diziler sunulmalı. Bu amaçla yapıldığı iddia edilen diziler mutlaka var fakat bunlarda da yapay bir üslup ve dil var. Bu da söz konusu dizileri masalsı bir havaya sokuyor, gerçeklikten uzaklaştırıyor. 
Bir gün güzel diziler çekilmeye başlandığında ülkemizde bu benim için büyük bir ümit olacak. O günleri bekliyorum. Ben de herkes gibi haftanın belli günlerinde ekran başında olacağım o zaman ve bir hafta boyunca diziyi, olayları, kahramanları konuşacağım. 

KÜÇÜK BİR SİTEM

Elif Erva Ağar

Hepsi hepsi bir gün okula gelmemiştim ve tüm olanlar o gün olmuştu. Yıllardır gittiğim okula sanki hiç gitmemişim, yıllardır oturduğum sıralarda sanki hiç vakit geçirmemişim gibi bir havayla karşılaştım ertesi gün. Sanki başka bir şehirden bu okula yeni gelen bir öğrenciydim. Birlikte kantine gittiğimiz, uzun teneffüslerde bahçeyi turladığımız arkadaşım bir anda yabancı olmuştu. Uzaktan gördüm onu, yanında başka birileriyle hem de. Ne selam ne sabah… Benim yaklaştığımı gördüğü halde koşarak yanıma bile gelmedi. Dün neredeydin, demesini bekledim fakat yanıma bile gelmedi. Üstelik hastaydım ve yeni iyileşmeye başlamıştım, geçmiş olsun demesini beklerken yanıma bile gelmedi. 
Gitmeli miydim ben onun yanına? 
Düşündüm oracıkta dakikalarca. 
Yıllardır süren arkadaşlık 
Nasıl biterdi bir anda?
Hepsi hepsi bir gün okula gelmemiştim ve ahengi bozulmuştu her şeyin. Şairin Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir dediği şey bu muydu? Ya da Ferdi Tayfur’un Yılları bir güne nasıl sığdırdın dizesiyle başlayan şarkısı böyle bir durumdan sonra mı bestelenmişti? Ne yapacağımı bilemeden sınıfa doğru ilerledim ve sessizce yerime oturdum. Belki de sınıfta sorardı arkadaşım, arkadaşlarım dün niçin gelmediğimi. Hiçbiri sormadı. Neyse ki öğretmenim sormuştu ve hastalandığım için gelemediğimi söyledim fakat buna rağmen geçmiş olsun diyen olmadı. Hatta sınıfta yokmuşum gibi davranışlar devam ediyordu. Belki bir rüyaydı bu hatta kabus. Hayır, her şey gerçekti.
Aradan üç hafta geçti. O gün beni öylece orta yerde bırakan arkadaşım gelmemişti okula. Normalde merak ederdim, sorardım fakat sormayacağım. Hatta o okula geldiği gün bile sormayacağım. Hastaydım derse belki geçmiş olsun, derim çünkü onun kadar zalim değilim. Şimdi o yok yanımda, sınıfımda. Doğruyu söylemek gerekirse yokluğu belli ama bu gerçeği ona hissettirmeyeceğim. Kötü bir niyetim yok, yalnızca beni biraz anlasın istiyorum.