sivas bilsem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sivas bilsem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2026 Cumartesi

GEREKSİZ TELAŞ

Gamze Sena Kuyucu

(O harfi olmadan yazılmıştır)


Yine sıradan bir sabahtı. Mektebe gitmek için hazırlandım ve kahvaltı yapmak için masaya kuruldum. Annem kahvaltı için köfte ekmek yapmıştı. Hemen anneme:
-Gene döktürmüşsün anneciğim, dedim. Annem sevecen bir tavırla:
-Teşekkür ederim evladım. Hepsini sizin için yaptım, dedi. Hadi hemen ye yemeğini, mektebine geç kalacaksın.
-Saat kaç ki anne ben hiç dikkat etmedim, dedim. 
Gerçekten de uyandığımdan beri saate bakmamıştım. 
Annem:
-Saat öğlen bire gelmiş, dedi. 
Hızlı yapmalıydım kahvaltımı. Eğer hızlı yapmaz isem mektebime geç kalacaktım. Yakınarak anneme:
-Keşke mektebi sabahın erken saatlerinde yapsalar. Geç uyanmışım sırf bunlar yüzünden, dedim. Mektebimiz saat birde başlamakta, akşam da sekizde bitmekteydi. 
Annem de şikâyetçi bir tavırla:
-Aynen evladım, keşke erken saatte başlasa mektebin, dedi. Ben hemen kahvaltımı yaptım ve hırkamı giydim. Pencereden dışarı bakarak anneme:
-Hayır ya hava yine sıcak, dedim. Havanın sıcak bulunmasından nefret etmekteyim. Tek ben değil şehir halkı da nefret etmekte. 
Evden çıktım ve yürüyerek mektebe gitmeye başladım. Mektep eve biraz uzak ama ben hızlı yürüyebildiğim için taşıta ihtiyaç duymam hiçbir zaman. Aslında ihtiyaç duysam bile taşıtla gidemem mektebe. Çünkü bizim şehrimiz dağlık bir alana kurulmuş yıllar önce. Biz her yere yürüyerek gideriz bunun yüzünden. Biraz yürüdüm. Ardından mektebe geldim. İlk dersimiz bedendi. Hatta ilk iki ders. Yüzüm bir anda asıldı. Neşem uçup gitti. Ben beden dersini hiç sevmem. Hatta kimse sevmez. Neyse ki bu iki dersin ardındaki ders matematik. Ben matematik dersini severim, en sevdiğim derstir. Sınıfa girdiğimde müdür yardımcısı sınıfta, bizimkilere bir şeyler anlatmaktaydı. Geç kalmıştım. Özür dileyip hemen sınıftan içeri girdim. Müdür yardımcısı:
-Arkadaşınız da geldiğine göre size önemli bir haber vereceğim, dedi.
Herkes meraklanmıştı. Yani ben yüzlerine baktığımda öyle gördüm.
Müdür Yardımcısı devam etti:
-Bugün derslerinize girecek hiçbir öğretmeniniz gelmedi. Evlere dağılabilirsiniz.
 Sınıftaki arkadaşlarım ve ben bu duruma üzüldük. Çünkü biz ders işlemeyi severiz. Ama maalesef bugün işlemeyeceğiz. Hepimiz itirazsız eve dağıldık. 
Eve geldiğimde annem:
-Ne ara bitti mektebin, dedi. 
Şaşırmıştı. 
Ben de cevapladım:
-Anne öğretmenlerimizin hiçbiri mektebe gelmemiş. Bizi de eve gönderdiler, dedim.
 Biraz üzülmüştüm bu duruma. Bugün en şanssız günüm herhalde. Daha ne gerçekleşebilir diye düşünürken kapı çaldı. Hemen kapıyı açtım. Kapının önünde arkadaşım vardı. 
Bana:
-Gülsüm bizimle ders çalışmak ister misin, dedi. 
Ben hemen kabul ettim ve kitaplarımı aldım. Dışarı çıktım. 
Arkadaşıma:
-Nerede ders çalışacağız, dedim. Arkadaşım cevapladı:
-Şehir dışından biri gelmiş. Görmen lazım, dedi ve beni çekiştirerek şehir meydanına yürümeye başladı.

 

SEVİNÇ

Gamze Sena Kuyucu

(U harfi olmadan yazılmıştır)

Sevinç bazen geliyor bir çikolatayla                                              

Bazen de yağan bir karla
Sevinç olmazsa eğer 
Yaşamanın tadı mı kalır dünyada


Sevinç gelince 
Tek bir kişiye gelmez her zaman
Dersin boş geçeceğini öğrenen bir sınıf
Sevinçten ne yapacağını bilmez o an


Bazen de sebepsizce gider sevinç
Kalkarsın o gün
Ama bir şey eksik
Güne bir adım önde başlayan o şey
Sevinç


NAZAR

Gamze Sena Kuyucu

(U harfi olmadan yazılmıştır)

Ömrünün bitimine yaklaşmıştı. Yani öyle hissetmeye başlamıştı. Biraz yaşlı olabilirdi. Ancak çiçekleri her şeyden önemliydi. Evinde tek yaşamaya başlamıştı yakın zamandan beri. Kocası öldükten sonra evini çiçeklerle süslemeye başladı. Çiçek sevgisi kocasının cenazesinden beri vardı. Kocasının cenazesinde tek kalacağı için üzülmüş hatta kızının evinde yaşamak istemişti. Kızı istemeyince aklına çiçekler gelmişti. Yıllar önce ona çiçeklerin arkadaş olabileceğini, onlarla ilgilenirse büyüyüp neşe saçtıklarını söyleyen kocasıydı. Evine bir tane çiçek almıştı. Bakmaya başlamıştı. Her gün ihtiyaçlarını giderip çiçekle sohbet etmişti. O günden sonra beğendiği çiçeklerin hepsini almaya karar verdi. Çiçeklere sevgiyle baktı. Çiçeklerin kendisine bir şeyler fısıldadığını düşünmekte, gününün yarısını çiçeklerine bakmakla geçirmekteydi. Evi çok büyük değildi. Ama o bir şekilde farklı farklı çiçeği sığdırmıştı evine. Zamanında çiçekleri çok da sevmezdi. Şimdi ise onlar olmadan yaşayamam demekteydi. Her ay gelen emekli maaşı ile ya farklı bir çiçek ya da saksılar alırdı. Saksılara da hayranlık göstermekteydi. Özellikle pencerelere asılanlar var ya. En çok da o saksıları severdi. Çiçeklere faydalı gelen şeyleri araştırmıştı. Her gün çeşit çeşit karışım yapmaktaydı çiçeklerin toprağına dökmek için. 

Derken bir gün kapı çaldı. Kapının çalması yılda bir olan olaydı. Kızından başka kimse gelmezdi. Kızı gelmeden önce haber ederdi annesine. Kargo da sipariş ettirmemişti kızına. Acaba kim diye kapıyı açtı. Karşısında aynı kendisi gibi yaşlı biri vardı. Söze başladı:
-Merhaba ben Fadik. Sizin köyden. Annenin teyzesinin kızıyım. Hani kocanın cenazesinde görüştüydük ya, dedi. 
Biraz şaşırmıştı. Kocasının cenazesinden beri kızı hariç ilk defa biri gelmişti.
-Gel Fadik, içeri gel. Bende dün kek yapmıştım yeriz, dedi. Fadik içeri girdi. Saniye keki çıkardı ve yemeye başladılar. 
-Nasılsın Saniye? Evi iyice ormana çevirmişsin. Hepsine nasıl bakıyon kız? Valla helal sana. Ben olsam bakamam. Yaşlılık yaramış sana, dedi Fadik.
Saniye pek de Fadik’ in tavrını beğenmemişti. Ama cevapladı:
-Severek büyütmeye çalıştığım için hiç de zor olmaz bana. Hepsi sanki benim evladım gibi, dedi samimi bir şekilde. 
-Niye geldiğimi merak etmişsindir de mi? Benim kızın düğünü var. Seni de bir ziyaret edeyim dedim. 
-İyi etmişsin. Senin kız kaç yaşındaydı?
-22 yaşında. Seninkinden 3 yaş küçük, dedi Fadik. 
Biraz daha sohbet ettiler ve Fadik gitti. Saniye gene eski hayatına dönmüştü. Derken bir gün beklenmedik bir şey olay gerçekleşti. Çiçekleri sırayla solmaya başladı. Hem de hiçbir şey yokken. Saniye ağlayarak kızını aradı:
-Kızım çiçeklerim sırayla solmaya başladı. Ne yapacağım, ne edeceğim ah bir bilsem. Geçen hafta bizim köyden Fadik gelmişti. Kesin Fadik’ in nazarı değdi, dedi. Kızı:
-Annecim olmaz öyle şey. Hem sen yaşlandın artık. Çiçeklere önceki kadar ilgili davranmadığın için onlar da sıkılmışlar senden demek ki, dedi.
Saniye ne kadar ısrar etse de kızını ikna edemedi nazar değdiğine.
Ağlayarak telefondan kapattı kızını.

MUTLULUK HANGİSİ

Gamze Sena Kuyucu 
(E harfi olmadan yazılmıştır)

Çok tatlı olur ara sıra
Ayrılmak için razı olmazsın
Ama varmak için okula ya da çalışmaya
Uyanmalısın


Uyumak insanlığın bir parçası                                                           
Unutulamaz bir uygulama olmalı
Uyanınca insan sorgular bu hayatı
Uyumak ana ihtiyaç mı?


Daha tatlı unsurlar var aslında
Ama uykunun tadı bir başka
Uyumak mı iyi yapar insanı
Yoksa mutluluğunu arttıracak bir rüya mı?

ÇÖZÜM BULAMIYORUM

 Gamze Sena Kuyucu
(E harfi olmadan yazılmıştır)

İcatlar hayatımızın bir parçası                                                   
Kitaplıklar, kulaklıklar
Masaüstü lambaları
Bazı insanlar aldırmasalar da 
İcatların varlığına
İcatları atmamalı yabana 

İcatlar 
Su, barınak, yaşam gibi
Nadir bir yakut sanki
Basit gibi görünüyor icatlar
Oysaki olmasalardı
Halimiz nasıl olur
Yaşam coşkumuz hangi konumda
Hayatımızda kolaylıklar var mı?
Çözüm bulamıyorum

BEN KİMİM?

Gamze Sena Kuyucu
(A harfi olmadan yazılmıştır)

Ben en sevilen dostum 
Belirli kişilere
En büyük nefretim
Beni sevmeyenlere


Ben güvenilirim, sevilirim                           
Bir sürü türüm ve çeşidim 
Rengim ve özelliğim 
Değişiktir her şeyden
Özellikle de kedilerden 
Nefret ederim


Ekmeğinin belirli bir kısmını versen
Benim de bir yüreğimin olduğunu bilsen 
Çok istemem ki 
Minicik sevgi göstersen

ÜZÜNTÜ

 Gamze Sena Kuyucu
                             "a harfi olmadan" 

Çıkmıyordu bedenimden                                                             
Fısıltı ile geziniyordu
Günün en zirvesinden 
En düşük seviyeye düşürüyordu beni

Neyin nesiydi beni düşüren?
Bir sorun muydu?
Belki de çözülemeyecek bir problemdi
Kim bilir bu neydi  

Neşeli dönemimde
Gelir durur en tepede 
Beni ise 
Çeker en derine
Üzüntüdür bu
Her gün düşürür beni 
Neşemi, sevincimi

ÇEŞİT ÇEŞİT SORU

Gamze Sena Kuyucu
(A harfi olmadan yazılmıştır)

Zihninde benzersiz çeşit çeşit soru geziyordu. Hepsinin de sonucu belirsizdi. Bir boşluğun içindeydi belki, belki de bir sonsuzluğun. Düşünüyordu, düşünüyordu. Yok, hiçbir şey zekice gelmiyordu. Sessiz bir şekilde durdu. İşe gideceğini unutmuştu. Giysisini giyindi ve evden çıktı. İşine gitmek için otobüse bindi. Belki de o çeşit çeşit soruyu düşünmemek gerekti. Otobüs durmuştu. İşinin önündeydi, içeri girdi.
-Oo Çetin Bey bugün durgunsunuz gibi. Bir şey mi oldu, diye sordu temizlikçi. 
Hemen:
-Bir şeyim yok, diye geçiştirdi. 
Her gün severek geldiği işine bugün gerçekten de durgun gelmişti. Sebebi belliydi: Çeşit çeşit soru.
 Düşünmekten kendini işine veremiyordu. Gelen kişileri ikinci kere dinleme gereği duyuyordu. Derken solgun yüzlü biri içeri girdi. Üzerindeki krem renkli mont ve uzun çizmeleri gözleri üzerine çekiyordu. Çetin bu kızı ilk kez görüyordu. Kız söze girdi:
-Ben Sevgi Demir. Dün konuşmuştuk Çetin Bey, dedi. 
Çetin:
-Hoş geldin Sevgi geç şöyle. 
Dün biriyle görüştüğü zihninden çıkmıştı. 
Sevgi:
-Çetin Bey ben kendimi uzun bir süredir boşluğun içindeymiş gibi hissediyorum. Bir sürü soru geziyor zihnimde. Düşünüyorum, düşünüyorum. Bir türlü çıkmıyor zihnimden. İşimde, evde, yemek yerken hep düşünüyorum. Sebebini bilmiyorum, dedi.
-Peki, bu bir sürü soruyu çevrenizdekilere söylediniz mi? diye sordu.
Konuyu öğrenmek istiyordu. Çünkü Sevgi de Çetin’ in düşündüklerini düşünüyordu. 
-Yok, eğer söylesem beni deli diye düşünürlerdi. Bende size geldim, dedi Sevgi. 
Çetin:
-Peki, bu bir sürü soru neler?
-Bu yıl gerçekten de 2025 yılı mı? Eskiler bir hileden miydi? Yanıtsız bir sürü soru işte, dedi. 
-Ben de böyleyim iki gündür. Size sevdiğiniz şeylerle ilgilenmeyi öneririm. Unutursunuz belki. Eğer bir sıkıntı olur ise gelebilirsiniz, dedi Çetin.
Kendisi de sevdiği şeylerle ilgilenecekti. Eve geldiğinde hemen sevdiği şeyleri düşündü. Yemek yemek, film izlemek, gezmek. Çetin’ in sevdiği şeyler böyleydi. Bu üçü. İlk önce yemek yedi. Özellikle de en sevdiği yemeği. Etki etmedi. Zihninin bir köşesinde çeşit çeşit soru duruyordu. Film izledi. Üstelik yemek yiyerek film izledi. Bir etkisini görmedi. Gezmeyi de ertesi gün edecekti. Bir etkisi olur muydu? Şüpheliydi. 
Bir şeyler yiyip evden çıktı. Bugün boş günüydü ve bir müzeyi gezecekti. Müze bilim ile ilgiliydi. Müzeye gittiğinde personeli gördü. Müzeyi o personel gezdirecekti. Çetin’ in not defteri elindeydi. Bilgileri bu deftere geçirecekti. Belki de çeşit çeşit soru zihninden giderdi. Bu umut ile müzenin her yerini gezdi. Önemli bulduğu yerleri not defterine geçirdi. Yok, bir türlü olmuyordu. Personel bilgi verirken bir sürü soruyu düşünmeden edemiyordu. Neden böyle diye sordu kendi kendine. Psikologdu, ilk kez ne edeceğini bilmiyordu. “Belki de önemli bir şey gerçekleşirse unuturum.” dedi. Bu düşüncesini seslice söylemişti. Personel:
-Bir şey mi dediniz efendim, diye sordu. 
Çetin:
-Yok, siz anlatın lütfen. 
Düşüncelerini giderememişti. Müzeyi de sevmişti. Bilimi hep sevmişti. Belki de bu düşünceleri bilim ile birleştirebilirdi. Psikoloji böyleydi. Müzeden çıktı, eve gitti. Böyle bir genetik bozukluk olmuş muydu?  İlgili tüm dergileri okudu. Böyle bir genetik bozukluk yoktu. Neyin nesiydi bu Çetin’ in durumu. 
Ertesi gün her günkü gibi işine gitti. Düşüncelerden bir türlü sıyrılamıyordu. Sıkıntısını gidermek için biri erkenden gelmişti. Çetin:
-Sıkıntın nedir Mehmet, diye sordu ve Mehmet:
-Zihnimde bir sürü soru geziyor Çetin Bey. Ne önerirsiniz, diye sordu. Çetin:
-Siz de mi öylesiniz? Ben sevdiğiniz şeylerle ilgilenmenizi öneririm, dedi.
Öbür sohbetlerde de durum böyleydi. Çetin hiçbir şeyi düşünemez olmuştu. İnternette göz gezdirirken yeni bir şey gördü. Bu virüs gibi bir şeydi. Milyon kişinin de çeşit çeşit soruyu düşündüklerini okudu.

HAYAT ZITLIKLARLA DOLU

Gamze Sena Kuyucu


Birbirine karşıt olan kavramları pek sevmem ben
Bana saçma gelirler
Ama hayat zıtlıklarla dolu
Zıt kavramlar derin bir kuyu

Mesela Pazar ve pazartesi
Ne kadar da zıt değil mi?
Sakinlikle geçen Pazar
Ve yorucu ile gürültülü olan pazartesi

Siyah ve beyaz da zıtlıklar arasında
Beyaz huzur demekken siyah matem
İkisi bu kadar zıt olabilirler
Ama birbirlerine en çok yakışan renklerdir 

Ne kadar zıtlıkları sevmesem de 
İnsanlar arasında da böyledir
Birbirlerine en zıt olan
Birbirine en çok yakışan demektir


BAZI GÜNLER

 Gamze Sena Kuyucu

Bazı günler vardır
İnsanlar için çok özel
Doğum günü gibi
Anne ve babalar günü belki

O günler geldiğinde
Heyecanla karşılar insanlar
O gün sözde sevdiği insanlara
Değer verir, hediye alırlar

Oysa ki sevdiğimiz insanlar
Bizim için her gün değerli
Sevdiğimiz insanlara verdiğimiz değer
Bir güne sığdırılmaz ki


TOPRAĞA DÖNECEĞİZ

Gamze Sena Kuyucu


Etrafımıza baktığımızda
Çoğu yerde görünür toprak
Parklarda, bahçelerde
Köylerdeki kerpiç evlerde
Değersizdir insanların düşüncesinde
Herhangi birinin bakan gözünde
Benim gözümde ise bulunmaz bir element 
Önemi karşılaştırılamayacak nimet

Dert ortağıdır bize toprak
Negatif enerjiyi götürür uzaklara 
Ardından ise 
Getirir huzuru yanında

İçerisinde bulunur vitamin, mineral
Çoğu böcek toprakta yaşar
Bitkilere ise
Kendinden besin sağlar

Toprak öldüğümüzde bedenimizi saklar
Kokumuzu kendi kokusuyla kaplar
Kusurlarımızı örten toprak
Canlılara yaşam alanı sunar

Eğlencelidir toprakla oynamak
Toprağa su katıp, kaleler yapmak
Her çocuk en az
Bir kere oynamıştır toprakla

Yıllarca savaşlar
Topraklar için yapıldı
Küçücük bir kara parçası
O devirde altındı

Toprağın da vardır
Farklı farklı renkleri
Tıpkı çiçekler gibi
Vardır toprağın da türleri

Biz insanlar ne kadar 
Bilemesek de toprağın önemini
Eninde sonunda
Topraktan geldiğimiz gibi
Toprağa döneceğiz
Topraktan var olduğumuz gibi
Tekrardan toprağa dönüşeceğiz

28 Mart 2026 Cumartesi

KEŞKE MASALLAR DA GERÇEK OLSA


Gamze Sena Kuyucu

Keşke masallar da 
Gerçek olsaydı
Şövalye ve prensesin aşkı
Ateş püskürtmeyi bekleyen 
Küçük ejderhanın tatlı kıpırtısı

Mutlu son ile biter 
Çoğu masal
Keşke gerçek hayatta da 
Mutlu son denilen 
Bir kavram olsa

İyiler kazanır hep masallarda
Masumlara zarar gelmez mesela
Gerçek hayatta da 
Böyle olsaydı
Dünya nasıl olurdu acaba?

Olmayacak şeylerden bahsedilir 
Masallarda
Uzun tekerlemeler ile başlanır
Sanki gerçekmiş gibi
Kelimeler kullanılır

Umut vadeder masallar
İçinde hep güzel şeyleri barındırırlar
Küçüklükten beri dinlediğimiz
Biri anlatmak istese
Heyecanımıza yenik düşeceğimiz 
Masalların da acı bir hikayesi vardır belki

MASUM KALMALI

Gamze Sena Kuyucu

En sevilen ve
En özlenilen yıllardır
Çocukluk yılları
Ömrümüzün en masum zamanları
 
Kötülük nedir bilinmez
Çocukluk yıllarında
İyilik yapmak ister her çocuk
Yardıma muhtaç insanlara
 
Çocukluk yılları
Masum kalmalı
Hiçbir çocuk
Savaşa veya
Ölmeye mahkûm bırakılmamalı 

GÖZLER DE YALAN SÖYLER

Gamze Sena Kuyucu

Sözler yalan söyler de
Gözler de mi yalan söyler?
Sözler gizlenir ama
Gözler her şeyi açık etmeye
Devam mı eder?

İnsan ne kadar yalan söylerse
O kadar alışır gözlerini gizlemeye
Ya da bir maske takar
Gözlerinin üzerine

Gözler de yalan söyler
Ne kadar istenmese de
Öyle bir bakar ki sana 
İnanırsın her şeyine, her anına

Yalan söylememeli gözler
Tüm duyguları belli etmeli
Ama her şey yapay olduğu gibi
Gözlerin de doğallığı kalmadı ki
 

BİR İNSANIN İÇİ

Gamze Sena Kuyucu


Bir insan sadece ağladığında mı
Canı yanar?
Sadece dışına yansıttığında mı 
Acı çeker?

Tüm duygular
İnsanın içindedir her zaman
Bazıları her şeyini dışında yaşar
Bazıları ise dışına yansıtmaktan korkar

Zordur her şeyi içinde yaşamak
Kimseye fark ettirmeden içinden ağlamak
Dışına akıtamadığın bir göz yaşı
İçinde bininci kez akar

Yalnız ve sessizdirler
Dışına yansıtmayanlar
Acı çektiklerinde yanlarında kimse bulunmaz
Bir kişi bile yardım eli uzatıp çığlıklarını duymaz

Sadece dış görünüş mü önemli?
Hiç mi kimse fark etmedi?
İçinde yaşamanın acizliğini 
Ve zorlu mücadelesini

AYLARDAN MART GÜNLERDEN 18

Gamze Sena Kuyucu


Aylardan Mart, günlerden 18’iydi
Savaş sonunda bitmişti
Türk milleti ne olursa olsun
Fedakarlıklarını esirgememişti

“Vatan” demişlerdi sadece
Gelmemişti akıllarına başka bir kelime
Umut vardı inanç vardı
Azim vardı Türk milletinde

Düşman geçememişti Çanakkale’yi
Kolay sanmışlardı oysaki
Yıkık bir devletten ibaretti Osmanlı
Türklerin asıl gücünü kimse görmemişti

Kan ile sulanmıştı bu bayrak
Şehitlerimizi üzerinde yaşatır al bayrak
Bu milletin gururudur istiklal
Yeni nesilleridir istikbal

Bir devrin battığı
Tarihin yeniden yazılmaya başlandığı 
Kahramanlıkların unutulmadığı
Yerdir Çanakkale
Tarihtir 18 Mart

12 Mart 2026 Perşembe

EVİN YOLU

Semih Yılmaz
 
 İlk kez bir ramazan ayını kazasız belasız geride bırakmıştı. İlk kez orucun tamamını tutmuştu. Arkadaşlarından halen ramazanın tümünü tutmayanlar vardı. Hatta hiç oruç tutmayanlar vardı ve derslerin yoğunluğu yüzünden tutamıyoruz, şeklinde bir bahaneleri vardı. Ama o tutmuştu işte tam otuz gün. Şanla şerefle, onurla otuz gün oruç, dile kolay. 
Geçmiş yıllarda yalnızca hafta sonları oruç tutabiliyordu ama bu sene bir cesaret gelmişti kendisine. Orucun son günü içinde garip bir burukluk hissetti. Yeniden oruç tutmak için bir sene beklemek uzun bir süreydi. Bu düşüncesini arkadaşlarına söylediğinde az kalsın dayak yiyecekti. Ramazanın bitmesi onu üzüyordu. Hayatının bir düzene girdiğini hissediyordu ramazanla birlikte. Sahura kalkmak evet zordu fakat sabah kahvaltı yapmasına gerek kalmıyordu. İftarı beklemek zordu ama öğlen yemek sırası beklemekten daha zor değildi. Susuzluk zordu, açlık zor değilse de...
İşte arife günü gelmişti. Bayram olup olmadığı belli bile değildi çünkü bayram tatili ile yarıyıl tatili birleşmişti. Normalde arife günü, yarım gün tatil olur ve bayram alışverişi yapılırdı fakat zaten tatilde oldukları için bayram tatilini hiç hissetmiyordu. Ertesi gün bayramdı. Yani orucun bittiği gün. Yani son iftardı yapılacak olan bu akşam. Yani dün bitmişti son sahur. Üzücü müydü bitmesi ramazan ayının bilemiyordu ama içinde bir burukluk vardı. 
Akşam son iftardan sonra ramazanla veda etmesi gerekiyordu. Ramazanın son gününde genelde çocuklar ve arkadaşları oruç tutardı. Bazılarının şöyle bir alışkanlığı vardı: Ramazanın başında, ortasında ve sonunda oruç tutmak... Bayram öncesi hiç değilse arkadaşlarımla son bir kez görüşeyim ümidiyle çarşıya doğru yürüdü. Yollar insan seliyle doluydu. İnsanlar akın akın çarşıya iniyorlardı. Galiba bayram alışverişi yapmak içindi bunca telaş. Otobüsler, taksiler, yayalar... Her yer insan ve araç kaynıyordu, korna sesleri insan seslerine karışıyordu. Bir an çarşıya inmekten vazgeçmeyi düşündü fakat iyice yaklaşmıştı. Üstelik birkaç arkadaşıyla da haberleşmişti çarşıda Ulu Cami’nin bahçesinde buluşma fikrini. Şimdi bahçeye kendisi gitmezse ayıp olurdu. Sözünde durmamış olurdu. Çaresiz kalabalıklar içinden Ulu Cami’ye doğru yürüdü. Bahçeye ulaştığında büyük bir huzura da ulaşmıştı. Bahçe tenha idi. Kuş seslerini bile duyabiliyordu neredeyse. Çarşının tüm gürültüsü ile arasına bir perde çekmişti. Cami bahçesinin bu kadar huzurlu ve hoş olduğuna daha önceden hiç rastlamamıştı. Banklardan birine oturdu, etrafta tanıdık bir yüz aradı fakat kimsecikler yoktu. Güneş, etkisini göstermeye başlamıştı ve oturduğu banka hafifçe uzanmaya karar verdi. Bir süre de böyle bekledikten sonra bank üzerine uzanmanın güzel bir fikir olacağı hissine kapıldı. Güneş ışığı sadece ışık değil de tatlı bir şey gibiydi. Uzandı ve gözlerini kapadı. 
Uyandığında bir bir hacı emmi vardı başucunda. Hacı emmi soruyordu:
-İyi misin evlat, iftar yaklaştı ve sen öğleden beri burada uyuyorsun.
Gözlerin silerek uyandı:
-İftara kaç ne kadar var hacı emmi?
-Bir hafta var iftara.
Böyle bir cevap beklemiyordu. Bir hafta olur muydu iftara? Yine de doğrulmalıydı. Yüzünü yıkamalı ve kendine gelmeliydi. Şadırvana doğru ilerlediğinde etraftaki kuşların kendisine güldüğünü sezdi. Ciddi ciddi aralarında konuşuyordu kuşlar ve kahkaha atıyorlardı. Şadırvana vardığında musluktan akan suyun garip olduğunu fark etti. Sudan avucuyla bir yudum aldı. Su değildi bu, galiba ramazan şerbetiydi. Birkaç yudum daha aldı. Yüzünü şerbetle yıkayamazdı. Birkaç yudum daha, birkaç yudum daha... Oysa az önce iftara bir hafta olduğunu söylemişti hacı emmi ve oruç olmalıydı. Ramazanın son günü oruç bozmak... Olamazdı böyle bir şey. Gücünün yettiği kadar bağırdı: 
-Olamamaaaaz, ben oruçluyum. 
Bir sarsıntı ile kendine geldi. Başı çok ağrıyordu. Her tarafı uyuşmuş gibiydi. Tepesinde tanımadığı biri vardı. Bu, az önce gördüğü hacı emmiye benziyordu. 
-Güneş çarpmasın yavrum, dedi. Uyuma burda, haydi evine git. 
-İftara ne kadar var hacı emmi?
-Daha iftara ne’tiiin, üç dört saat var. Sen kalk evine git. Güneş çarpmış seni.
Başı dönüyordu ve çok ağrıyordu. Eve doğru yürürken hangi ayda, hangi günde ve saatte olduğunu bile unutmuştu. Oruçlu olmalıydı ama orucun kaçıncı günüydü hatırlamıyordu. Etrafta insanlar sürekli akın akın bir yerlere koşuyordu. Onların bu telaşını anlamakta zorlanıyordu. Neyse ki evin yolunu unutmamıştı. 

10 Mart 2026 Salı

GÜNLÜK

Feyza Duran

Bazı insanlar bunun içine yazar
Duygularını, sırlarını
Bazen de insanlar hakkındaki düşüncelerini
Ama en çok da sıradan günlerini

Belki de takılırlar
Tuhaf geçmeyen günlerini yazmaya
Acaba diyorlar mıdır
Sıra dışı geçsin de günler
Bu boş sayfalara yazalım cümleler

Bazıları ise hatırlamak istemez
Bir önceki gün ne yaşadığını 
Bir önceki sene yazdıklarını
Onlar günlük yazmaz
Günlük yaşarlar
Galiba en iyisi bu
Ya da yalnızca yazılmalı mutluluklar 

7 Mart 2026 Cumartesi

BÜTÜN NEHİRLER


NEHİR ALMACI

Dünyanın bütün nehirlerini görmek isterdim
Nil, Dicle, Kızılırmak, Sarı Irmak, Lena
Gitmek istiyorum her birinin kıyısına
Gitmek ve uzanmak bu nehirlerin kenarında
Boylu boyunca

Bütün nehirlere ayağım değsin istiyorum
Bütün nehirlerin kumsalında çay içmek
Hayatın, dünyanın, çocukluğun tüm güzelliklerini
Ve hayallerimi yazıp bir kağıda 
Şişe içinde
Nehirlere bırakmak istiyorum 

BAZI VAKİTLER

 
ELİF ESLEM ŞİMŞEK
Sabahın erken saatlerinde görenler beni
Neyin var diye sormadan edemiyor
Kimi diyor hasta mısın, yorgun musun diyor kimi
Oysa o saatlerde kuşlar bile ötmüyor
Kediler bile sokaklara çıkmıyor

Öğlen vakti olunca her şey değişiyor
Bu kez aynı kişiler soruyor, yorulmaz mısın sen
Hepimiz tükendik; işlerden, derslerden
Ama sen maşallah devam ediyorsun pes etmeden
Oysa o saatlerde tabiat uyanmış oluyor
Ağaçlarda kuşlar, sokaklarda kediler dolaşıyor
Güneş bile en çok
O saatlerde ışıtıyor, ısıtıyor.