2 Aralık 2025 Salı

Karınca Duası

ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
Yine bir Cuma günün akşamıydı ve havalar iyice soğumaya başlamıştı. Çok değil birkaç hafta sonra artık hiç dışarıya çıkamayacağını düşündü ve biraz üzüldü fakat yaşamak için dışarda olmak şart değildi. Zaten sadece kendisi değildi dışarıya çıkamayacak olan. Bu köyde hayat böyleydi. Hava soğuduğunda ve yağmurlar başladığında artık dışarısı dolaşılamaz hale geliyor bazı yerlerde sel oluşuyordu. Hatta sele kapılan ve yıkılan yuvalar oluyordu. Meraktan dışarıya çıkıp geri dönmeyen arkadaşlarını da biliyordu. 
Yaşadığı yer aslında huzurluydu. Özellikle kış günlerinde çok sıcaktı ve ona babasından kalmıştı. Artık ailesinden hiçbir fert hayatta değildi. Neyse ki yaz boyunca işlerine yardım ettiği arkadaşları vardı. Kışın da zaman zaman onlarla vakit geçirdiği oluyordu. 
Sonbahar ve kış, onun için okumak ve yazmak demekti. Zaten senelerdir yazıyordu ama yazdıklarını okuyacak ve anlayacak kimse yoktu. Yazılarını gösterdiği kişiler de ona şöyle diyordu:
-Karınca Duası mı bu, hiçbir şey anlamadım. 
Yazdıkları bir dua mıydı? Zaman zaman duaya benziyordu ama dua değildi, bundan emindi. 
Yarın cumartesiydi ve yazmak dışında yapacağı bir iş yoktu. Geceden ertesi gün için hazırlık yapmaya başladı. Ajandasını yatağının hemen kenarındaki masaya bıraktı. Yeni aldığı kalemleri de yanına koydu. Aslında yazdıkları için söylenenler onu yazmaktan biraz soğutmuştu. Yazmaktan vazgeçmek istemiyordu çünkü okumanın dışında yaptığı tek iş yazmaktı. Neden insanlar onun yazısını beğenmiyor ve yazdıklarını anlamıyordu? Oysa içinden geldiği yazıyordu sadece. Karınca Duasıymış… Karıncaların da duası mı olur diye düşündü. Zihninde sorular yürümeye başlamıştı. Kendini uykunun kollarına nasıl bıraktığını hatırlamadı bile. 
Sabah uyandığında önce bir tuhaflık hissetmedi fakat bir süre sonra kendine geldiğinde masasına doğru yürüyen bir karınca kalabalığı gördü. İp gibi dizilmişlerdi ve defterin etrafına toplanmışlardı. Önce karıncaları imha etmeyi düşündü fakat aklına İbrahim peygambere su taşıyan karınca geldi. Anında vazgeçmedi. Hiç değilse birkaç tanesini karınca cennetine göndermeliydi. Bu esnada aklına hac yolculuğu yapan karınca geldi. Belki de bu karıncalar hacıydı ya da hac yolcusuydu. Bir türlü karıncalara kıyamadı fakat defteri adeta işgal edilmiş gibiydi. Ajandasını açtığında herkesin söylediği o söz geldi aklına: Karınca duası. Belki de karıncalar onun yazdıklarını okumaya gelmişlerdi. Birdenbire bir sempati uyandı içinde karıncalara karşı. Yazdığı son sayfayı açtı. Karıncalar etrafında geziyorlardı. Sonra diğer sayfayı açtı. Öteki sayfayı, öteki sayfayı. Karıncalar durmadan gelmeye ve defterin etrafında dolaşmaya devam ediyordu. Sonunda yazdıklarını anlayan birileri bulmuştu. Karıncalarda oldum olası bir bilgelik vardı, bunu seziyordu. Karıncalar asil böceklerdendi. Cırcır böceği gibi değillerdi. Çalışkanlardı. La Fontaine bile karıncayı kahraman olarak seçmişse bir bildiği olmalıydı. Artık daha çok yazmalıydı, daha çok. Sayfalar dolusu yazmalı ve karıncalara sunmalıydı. Karıncalar defterini hatmedip terk ettiğinde yeniden yazmaya başlamalıydı. Hatta renkli kalemler kullanmalıydı. Belki masasının çekmecelerine karıncaların rahat edeceği karınca otelleri kurmalıydı. Şimdi karıncalar okumaya dalmışken kendisi de yeni şeyler okumalıydı. Kitaplığının önüne gitti ve bir kitap seçti. Daha ilk sayfaları okumuştu ki uykusunun geldiğini hissetti. Uyandığında yatağındaydı. Hemen yatağının yanındaki masaya baktı. Bir tane bile karınca yoktu. Sayfaları çevirdi yalnızca kendi yazdıkları vardı. Yaşadıkları, gördükleri rüya olamazdı. Kitaplıktan bir kitap bile almıştı okumak için. Kitaplığa doğru yöneldi, gerçekten de az evvel okuduğu kitap sayfaları aralanmış ve yüz üstü bırakılmış vaziyette orada duruyordu fakat karıncalar nereye gitmişti. Onlarca, yüzlerce okuyucusu vardı hem de daha kitabını bile çıkarmadan ama şimdi hiçbiri yoktu okurlarının. 
Canı sıkılmıştı, üzülmüştü. Şimdi bir şeyler yazsa ve etrafındakilere gösterse aynı cevabı alacaktı. Yazmak için de morali çok bozuktu. Yine de ajandasına uzandı. Ajandası masaya yapışmış gibiydi. Biraz dikkatle bakınca ajandanın kenarındaki şeker kalıntısını gördü. Çantasından mı bulaşmıştı bu şeker yoksa başka bir yerden mi? Kafasında hâlen sorular vardı. Karıncalar gerçekten onun yazdıklarını okumak için gelmişler miydi yoksa hepsi bir rüya mıydı? Ajandasını dikkatle eline aldı. Silip silmemek hususunda bir tereddüt yaşadı. Yeniden eski yerine bıraktı ajandasını. Belki de artık yazmamalıydı. Şimdilik  sadece okumalıydı. 

29 Kasım 2025 Cumartesi

YAŞAMAK NEDİR

Nurgül Asya Kılcı

Unutmak kötü bir şey
Bir sınavı, bir görevi
Mesela kapatmayı
Yanan bir ocağın altını
Ya da dalarak oyunlara
Unutmak zamanı

Unutmak kötü bir şey
Bir arkadaşı, bir dostu, akrabayı
Onunla geçen zamanları

Unutmak bazen de güzel
Hastalıkları, yorgunlukları
Sonu gelmeyen karanlıkları

Unutmak da bir parçası hayatın
Yaşamak da
Belki de yaşamak budur
Kalır insan daima
Hatırlamak ve unutmak arasında

BELİRSİZ BİR ŞİİR

 

Ayşegül Yıldız

Bazen iyidir bazense kötüdür belirsizlik
İyidir her şey iyiyse 
Bekliyorsanız güzel bir haber
Gözünüz, kulağınız yoldaysa
Ama bazı ihtimaller de varsa
Güzeldir yine de beklemek
Umut etmek

Fakat kötü bir şey olmasından
Daha iyidir belirsizlik
Üzüntüye neden olmaz en azından

Galiba belirsizlik
Her durumda çok karmaşık
İnsanı yoran bir tarafı var
İyiyse de kötüyse de
Artık her belirsizliğe alıştık

GECEYİ SÜSLEYENLER

Gamze Sena Kuyucu


Geceyi sevmez bazı insanlar
Oysaki bir de
Güney ve kuzey bölgesinde olsalar
Görürler o harikaları
Geceyi süsleyen
Eşsiz kutup ışıklarını

Geceyi yerleşim yerlerinden
Uzak bir yerde geçirirsen
Görürsün onları
Gökyüzünde dans eden
Parıltılı yıldızları

Gece geldi mi
Belirir gökyüzünde bir anda
Bazen hilal bazen dolunay
Karşında sana gülümseyen bir ay

Gece olduğu anda
Bir sessizlik çöker dünyaya
O şey 
O huzur
Tam karşında

Nadir görünseler bile
Belki rastlarsın geceleyin
Güneş sisteminden birkaç gezegene
Merkür’e, Venüs’e 
Çember çeviren Satrün’e


GÜNDÜZÜ SÜSLEYENLER

Gamze Sena Kuyucu
 
Yaşar mı bitkiler, insanlar ve hayvanlar
Donar dünya
Gündüzü aydınlık yapan
Yaşam kaynağı güneş olmasa 

Gündüz canı çeker insanın
Yemek ister onları
Oysaki daha dokunulmamış
Pamuk şekere benzer
Kar olan bulutları

Gündüz yağınca yağmur
Bazen çıkar bazen çıkmaz
Belki de üzerinde 
Yıldızların kaydığı
Göz büyüleyen
Gökkuşağı

BELKİ

Gamze Sena Kuyucu


Korkulacak bir yer değil bence
Gizem ve güzellik dolu okyanuslar
Sırf köpekbalığı var diye
Bırakılır mı mercanlar, deniz yıldızları, sevimli balıklar

Okyanusların altında kalmış
Keşfedilecek yerleşim alanları
Bekliyorlar yüzyıllardır
Meraklı dalgıçları

Okyanus da bir yaşam alanı
Çizgi filmlerde olduğu gibi
Yunusların, kaplumbağaların da
Evleri var ve arkadaşları

Ara sıra su yüzeyine çıkıp
İnsanları gizli gizli izleyen
Sesiyle su altındaki canlıları büyüleyen
Okyanusun birinde
Bir denizkızı da vardır belki

BÜYÜK YALANLAR

Aden Mira Kartal

Saatlerin bence tümü bozuk
Üstelik takvimler de yanlış
Beklerken bir kuyrukta gelmesini sıranın
Beş dakika beş saat gibi geçiyor
Sizin hesabınızca
Ya da bazen beş saat
Beş dakika kadar kısa

Yalnızca saatler bozuk değil evet
Haftalar, günler, aylar, yıllar da
Yanlış hesaplanıyor kanımca
Güneş batınca gün biter mi
Bitmez bence
Bazı günler uzuyor, uzuyor senelerce

Yalnızca bundan ibaret değil yanlışlar
Mesela Japonya’dan Amerika’ya gidince
Saat hiç geçmemiş oluyor
Yani bir insan sürekli dünyayı dolaşsa
Aynı güne hapsoluyor

Takvimlerdeki artık günleri
Kim hesaplıyor kim artık bırakıyor kim tamamlıyor
Bir yıl eğer 365 gün ise
Neden dört yılda bir 366 oluyor

İlk insanların saati var mıydı
Onlar da duvara, kollarına saatler asar mıydı
Ya da pazartesini, salıyı, çarşambayı
Kimler, ne zaman adlandırdı

Milattan öncesi diyorsunuz
Milattan öncesinde yaşayanlar biliyor muydu
Hangi çağda başladığını yaşamın
Farkındalar mıydı
Hangi çağı geride bıraktıklarının

Hepsi bana yalan geliyor
Zaman var mı bu bile büyük bir soru
Saatlerinize, rakamlarınıza, takvimlerinize rağmen
Hepsi palavra
İnanmıyorum bunlara

ÇOK GEÇ OLMADAN

Aden Mira Kartal

Tek bir alfabe yeterliyken insanlara
Neden türlü türlüsünü kullanıyorlar
Anlamıyorum
Latin alfabesi, Japon, Çin, Arap, Kiril
Bu işin içinden çıkamıyorum

Sesler aynı sesler
Hatta bazen kelimeler bile
Ama kimi sağdan sola yazıyor
Kimi yukarıdan aşağıya
Kimi soldan sağa

Acaba başka milletler
Bir şey anlamasın mı istiyorlar
Çok özel şeyler yazıp
Bizden bir şeyler mi gizliyorlar

Üstelik bazı alfabeler var ki
Binlerce harften oluşuyor
Düşündüğümde içinden çıkamıyorum
Bunlar nasıl yazıyor konuşuyor

Böyle alfabeler yerine
Resim çizilmeli bence
Daha kolay anlaşır insanlar
Bunu denesinler bence

Aynı alfabeyi kullanmasına rağmen
Bazı harfler bazı dillerde yok
Zamanla azalmış mı diye düşünüyorum
Galiba, galiba, galiba düşünüyorum çok

En iyisi fazla düşünmeden
Kendi harflerini öğrenmeli insan
Ama illa düşünecekse
Kendine bir alfabe oluşturmalı
Vakit çok geç olmadan