4 Aralık 2025 Perşembe

BÜYÜK OYUN

 Yasin Kesürük

Oyun denildiğinde aklınıza ne geliyor? Büyük ihtimalle çoğu insanın aklına öncelikle dijital ortamlardaki oyunlar gelecektir. Telefonlarda, tabletlerde ve bilgisayarlarda oynanan ve günümüzde kimi insanların boş iş olarak gördüğü kimileri için ise hayatın anlamı sayılabilecek bir uğraş. Teknolojinin bir kısmı müzik ve sinema üzerinden ilerliyor büyük kısmı ise oyunlar üzerinden. Hatta artık oyunlar sinema ve müzik kısmını da içeriyor. Oyunların da senaryosu, jenerik müziği var. Oyunlar hayatın asıl noktası olma yolunda ilerliyor. Oyun eksenli diziler, filmler bile çıkıyor. 
Oysa bundan yirmi otuz sene önce oyun denilince aklınıza ne geliyor sorusu yöneltildiğinde mahalle aralarında oynanan oyunlar gelirdi ihtimal insanların aklına. Bazen iki taş bir çomak bazen sadece bir ip ya da yere şekiller çizebilen bir tebeşir… Bazen hiçbir şeye gerek kalmadan oynanan oyunlar…  Hayal gücüne bağlı oyunlar, strateji oyunları, zeka oyunları, belli bir düzlemde oynanan tavla, satranç gibi oyunlar… 
Bir de folklor oyunları var elbette. İhtimal yine eski yıllarda yöreden yöreye değişen, renkli ve çok sesli oyunlar. 
Oyun kelimesi çağlardan çağlara bile değil yıllardan yıllara göre anlam değiştiren, yeni anlamlar kazanan bir yapıya sahip. 
Belki de gerçek oyun hayatın ta kendisi. Her şeyiyle öyle örtüşüyor ve gerçekçi ki. Tıpkı günümüzdeki oyunlarda olduğu gibi her şey bir simülasyon hâlinde yaşanıyor. Mekanlar, kahramanlar, sonuçlar, dostlar, düşmanlar… Ya da hayatımızı mı oyun haline getirmeye çalışıyoruz acaba? Daha mutlu olmak için ve hayatımızı daha yaşanılabilir kılmak için… Her dönemde oyun algısının hiç değişmemesinin sebebi belki de bu: Hayat bir kurmaca oyundan ibaret aslında. Yani hayat ve oyun ikisi de bir gerçeğin iki farklı ismi ya da bir simülasyonun iki farklı ismi. Hayatın yerine oyunu, oyunun yerine hayatı rahatlıkla koyabiliyoruz ve bu yüzden oyunlar hayatımızda hep olacak, sokak aralarında, ekranlarda, kağıtlarda ya da zihinlerde. Oyunlarla yaşayacak insanlık, sonsuza kadar. 
Oyun, denildiğinde sizin aklınıza ne geliyor bilmem lakin benim aklıma çok şey geliyor. Hayatın kendisi geliyor, yaşananlar ve yaşanma ihtimali olanlar geliyor. Her şey koca bir oyun hatta yazmak bile. 


AİT OLUNAN YER

Asya Zoroğlu


Yıllarca savrulur insan yel ile
Savaşır durmadan acı sel ile
Konuşur dertleri yanık tel ile
Hasret çeker bilinmedik el ile

Fırtına diner, deniz durulur,
Her parça yerine tam oturur,
Benlik o sükûnet ile korunur,
İnsan ait olduğu yerde bulunur.

Ben

 Asya Zoroğlu


Ne savaşlar verildi benim için
Ne de ağlandı için için
Çiçeğim soldu diye üzülmedim
Çiçeğim hiç açmadı ki benim

Güzelsin, denildi lakin
Var eksiğin
Mesela değilsin hiç narin
Bilmiyorum
Bu dünyaya neden geldim
Zincire vurulmuş bütün hevesim

Nereye

 Asya Zoroğlu

Madem yaşayacağız beraber
Düşe kalka yürüyeceğiz belki de
Neden bu acele
Bana sormadan nereye

Madem edeceksin beni derbeder
Nefes bile aldırmayacaksın belki de
Ne bu velvele
Bana sormadan
Nereye

Gibi

 Asya Zoroğlu

Birazcık resim gibi
Belki yağlı boya
Birazcık şiir gibi
Bir parça mısra

Birazcık büyü gibi
Eski bir kitaptan çıkmışçasına
Birazcık kendim gibi
Bir sen varsın karşımda

Kayan Yıldız

 Asya Zoroğlu

Hâlâ arıyorum seni
Kalabalıklarda
Boşluklarda
Yükselen bulutlarda

Tüm şehrin sesi
Geçen arabalarda
Kavisli yollarda
Kayan yıldızlarda

Kulaklarda bir ezgi
Hâlâ aklımda
Git desem de
Sen bu sözüme 
Lütfen inanma

Ayıp

 Asya Zoroğlu


Bir anlık düş, bir kısa iz
Bir elvedadan bile aciz
Yeltenemez arkasına bakmaya
Sen de anıların üstünü çiz

Bir bakış, bir yarım söz
Bir çift mavi ıslak göz
Ne duman ne de bir mey
Dişe diş ise göze göz

Yağmurlar

Asya Zoroğlu

Değmiş yağmur saçlarına
Yakışır hüzün gözyaşlarına
Git desem de
Sen yine de
Kal yanımda