21 Ekim 2025 Salı

DEĞİŞİK KIŞ

ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
SELİM ÇABUK

1. Bölüm: Püsküllü'nün Peşinde

Son yıllarda kış hep sıcak geçmişti ama bu yıl henüz kışın ilk ayları olmasına rağmen kar durmadan yağıyordu. Yaz boyu da yağmur yağmıştı ve yağmura alışıktı çünkü Karadeniz bölgesi böyleydi. Yapacak bir şey yoktu. Mustafa, liseyi bitirmiş ancak üniversite sınavına girmemişti bile. Evin tek çocuğuydu ve hayvanlarla ilgilenmesi, tarladan hasadı kaldırması gerekiyordu vakti geldiğinde. Aslında bir üniversite okumayı çok istiyordu. Özellikle ziraatla ya da hayvancılıkla ilgili bir bölüm okuma arzusu içinde kalmıştı. Anne babası hayli yaşlıydı ve köydeki işlere artık güçleri yetmiyordu. Bazı geceler uyku tutmuyor, saatlerce dışarda geziyor, gökyüzünü seyrediyordu. Genelde hava kapalı oluyordu ancak açık olduğu zamanlarda sanki yıldızlar daha da yakın geliyordu ona. Ay, kimi zamanlarda yüksek bir tepeye çıksa dokunulacak kadar yakın gibi görünüyordu. 
Kar yağıyordu ve gün boyu hayvanlarla ilgilenmiş, tüm işlerini bitirmişti. Kar nedeniyle her taraf aydınlıktı ve çok uzakları bile görebiliyordu. Hava hayli garipti. Ne çok soğuktu ne de çok sıcak. Biraz yürümenin iyi geleceğini düşündü ve sırtına bir şeyler alarak dışarıya çıktı. Kapının hemen önünde duran değneğini de eline alarak küçük bir gezintiye çıkmaya karar verdi. Köyün içine doğru yürümenin bir anlamı yoktu. En iyisi köyün dışına doğru yürümekti ve yakındaki tepeye çıkıp köyü oradan izlemekti. Kapının önünde sevgi gösterileri yapan köpeğini de yanına alarak küçük adımlarla yürümeye başladı. Köy, her adımda biraz daha geride kalıyordu ve hafif bir üşüme hissi ile yürüyordu. Çok fazla uzaklaşmanın doğru olmayacağını düşünerek kendine bir hedef belirledi. Tepeye çıkmak yerine tepenin eteklerinden geri dönecekti. Yürümek onu terletmişti. Köpeği Püsküllü birdenbire durmuştu. Yola çıktığından beri keyifle yürüyen Püsküllü’nün aniden irkilmesi Mustafa’yı da tedirgin etmişti. Bu havada kurt ya da başka bir yabani hayvan buralara gelmezdi ama Püsküllü neden ürkmüştü? Püsküllü kulaklarını dikmiş dikkatle bir yerlere bakıyor, kuyruğunu sallıyordu. Püsküllü’nün baktığı yere baktı, hiçbir şey yok gibiydi. Püsküllü bir anda yeri koklamaya başlamıştı. Tüm bunlar çok hayra alamet şeyler değildi. Geri dönmek istedi fakat Püsküllü dönmemekte ısrarcıydı. Bir yandan birkaç adım ileri gidiyor sonra Mustafa’nın yanına gelip adeta onu da çağırıyordu. Mustafa, elindeki değneğe baktı, sonra Püsküllü’ye baktı ve yürümeye karar verdi. Az ötede aydınlık daha da artıyordu. Sanki kocaman bir ışık yakılmış da orasını aydınlatmış gibiydi. Buradaki ağaçlara bir şey olmuştu ama ne? Ağaçların tamamı devrilmiş ve dümdüz bir yer olmuştu burası. Ürperdi ve yürümeye devam etti. Bu esnada buruna duman kokusu geldi. Dikkatle baktığında ilerde bir yerlerde yanan ağaçları gördü. Henüz büyük bir yangın yoktu ama duman, gözle görülür biçimdeydi. Dönüp köylülere haber vermeliydi. Şayet bu yangın büyürse bu bir felaketle sonuçlanabilirdi. Püsküllü’nün etrafında dönüp durmasına aldırmadan köye doğru yöneldi ve koşmaya başladı. Bazen düşüyor, yuvarlanıyordu ama bir an önce köye ulaşmalıydı. Köye yaklaştığında önce evine gitmek yerine muhtara haber vermenin uygun olacağını düşündü ve nefes nefese muhtarın kapısını çaldı. Gördüğü manzarayı anlattığında muhtar çok da inanmış gibi durmuyordu fakat yine de köylüye haber vermeli ve hep birlikte Mustafa’nın anlattığı yere bakmalıydılar. Kısa sürede yirmi kadar köylü ellerinde kürekle, kazmayla tepeye doğru yürümeye başladılar. Haber, tüm köye yayılmıştı. Muhtar tepeye doğru yürürken Mustafa’ya garip bir soru sordu:
-Sen daha önceden bu yoldan gittiğinden emin misin, yerde hiç ayak izi yok.
Mustafa:
-Hem gittim hem de döndüm bu yoldan. Bu kar yağışı altında ayak izimin kalmaması normal değil mi, diye cevap verdi ama bir yandan da üzüldü çünkü muhtar ona güvenmiyordu, onun sorusundan böyle bir sonuç çıkarmıştı. 
Kısa süre sonra az önce devrilmiş ağaçların bulunduğu, dumanın yükseldiği yere ulaştılar fakat anormal hiçbir şey yoktu. Üstelik Püsküllü de gayet sakin duruyordu. Köylüler ısrarla Mustafa’ya devrilmiş ağaçların yerini soruyor, dumanların yükseldiği yeri göstermesini istiyordu fakat Mustafa da gördükleri karşısında şaşkındı. Az önce geldiği ve gördüğü şeylerin hiçbiri yoktu. Köylüler homurdanmaya başlamıştı. Biri şöyle diyordu:
-Avare ne olacak. Bütün köyü boşu boşuna buraya kadar yordu. 
Bir diğeri devam ediyordu:
-Rüya mı gördü acaba çocuk? 
Bir başkası:
-Bizim köyde pek yalancı olmaz ama neden böyle bir şey yaptı ki Mustafa…
Konuşulan tüm cümleler Mustafa’nın beyninde yankılanıyordu. Bulunduğu yere çöktü. Kar, yağmaya devam ediyordu. Bir süre gözlerini kapadı ve öylece kaldı. Etrafındaki sesler azaldığında gözlerini yeniden açtı. Püsküllü yanındaydı. Kar, dinmişti. Etrafında devrilmiş ağaçlar vardı ve burnuna uzaktan duman kokuları geliyordu. Köylülerin ayak izlerine baktı. Hepsi sırtını dönmüş köye doğru hızlıca iniyordu. Arkalarından bağırmak istedi fakat anlamsızdı. 
Ne olmuştu, ne yaşıyordu anlam veremedi ve dumanların yükseldiği yere doğru Püsküllü ile ilerlemeye başladı. 

devam edecek

1 yorum: