19 Ekim 2025 Pazar

TERS OKUL

 

Rukiye Tokgöz

I. Bölüm

            Şevket Hoptik Ortaokulu’na hoş geldiniz. Burası benim okulum. Hiçbir farklı özelliği yok. Sadece sıradan bir okul. Her okul gibi bizim okulun da bir hayvanat bahçesi var. Gerçi bu normal bir şey olduğu için kimsenin ilgisini çekmiyor ama olsun, bu da gayet normal. Merdivenleri sadece yukarı çıkmak için kullanıyoruz, aşağı inmek için kaydıraklar ve her kaydırağın altında top havuzları var. Dağılan topları toplamak için görevliler de var. Okul formamız ayıcıklı pijama ve beden eğitimi derslerinde takım elbise giymek zorunlu. Hafta içi okula gitmiyoruz, hafta sonu gidiyoruz. Yani iki gün okul, beş gün tatil yapıyoruz. Okul saat 13.00’te başlayıp 17.00’de bitiyor. Her gün 4 ders işliyoruz. İlk gün okul çıkışında ve son gün girişte İstiklal Marşı okuyoruz. Hocalar dört dersin ikisinde oyun oynatıyor ve ödev vermek yasak. Evde ders çalıştığımda annem kızıp oyun oynamamı söylüyor oysaki ders çalışmak çok daha zevkli. İyi bir öğrenci olabilmek için oyun oynamayı bırakmamalıymışım. Hocalar derse parti şapkası gibi şeyler takarak renkli parti kıyafetleriyle geliyorlar. Ciddi ve şık görünen kıyafetler giymeleri yasak. Minderlerin üzerinde yuvarlanarak güle oynaya ders işliyoruz. Gerçi bunları size niye anlattım ki sanki? Normal bir okul burası, anlatılacak bir yanı yok. Bunlar herkesin bildiği şeyler.

Size asıl anlatmam gerekenler bunlar değil, birkaç ay önce yaşadıklarımız. Her şey gayet normaldi, normal bir okul hayatı yaşıyorduk; ta ki o güne kadar.

Günlerden pazartesiydi. Tatilin ilk gününün nasıl hissettirdiğini bilirsiniz; can sıkıntısından yerinde duramazsınız, zaten 7’de kalkmışsınızdır, önünüzdeki beş günün nasıl geçeceğini kara kara düşünürsünüz. Ben de tam olarak bu haldeydim. Saat 12’de, sınıf grubundan bir mesaj geldi. Hoca; ders başlayalı 4 saat olduğunu ve hâlâ kimsenin gelmediğini, geç kaldığımız için hepimizi disipline vereceğini, hemen okula gelmemiz gerektiğini söylüyordu. Okula gitmek işime gelirdi tabii ama bu mesajda normal olan hiçbir şey yoktu. Bir kere, bugün günlerden pazartesiydi ve doğal olarak okul yoktu. Nasıl ders başlamış olabilirdi ki? Bugün okul olsa bile ders daha başlamamış olurdu. Bizim derslerimiz 13.00’te başlıyordu, 08.00’de değil. Diyelim ki bugün okul vardı ve dersler 8’de başlıyordu; geç kalmamız hoca için bir disiplin suçu olmamalıydı, aksine geç kalmamıza göz yummalıydı çünkü normal olan geç kalmamızdı. Ayrıca geç de kalsak hocanın okula gelmemiz için bizi zorlamaya hakkı yoktu, böyle bir şey yaparsa okuldan atılırdı. Çok ama çok tuhaf bir durumdu bu. Ama ne kadar tuhaf bir durum olursa olsun mutlaka okula gitmeliydim. Hem belki de kafamdaki sorulara orada bir cevap bulurdum. Bu düşünceyle hemen ayıcıklı pijamamı giydim, pazar arabamı aldım ve evden çıktım. Tüm öğrenciler benim gibi düşünmüş olacak ki herkes okuldaydı. Ama bugün daha çok şeye şaşıracağımızı bilmiyorduk.

 

 

II. Bölüm

Okula gittiğimizde en büyük şoklarımızdan birini yaşadık. Hocalar içeri girmemize izin vermediler ve İstiklal Marşı okumak için sıraya geçmemizi istediler. Neler oluyordu? Biz İstiklal Marşı’nı okulun ilk günü çıkışta okurduk. Bugünün okulun ilk günü olduğunu varsaysak bile mantıksız olurdu. Yine de itiraz etmeden sıraya geçtik. Müdür “Rahat” dedi. Biz “Hazır ol” demesini beklerken konuşmaya başladı. En az 15 dakika boyunca konuştu. Aslında anlatmak istedikleri birkaç cümleden ibaretti: Formalarımıza kızmış ve formanın da beden kıyafetinin de değiştirileceğini söylemişti -ki bu çok saçmaydı çünkü formayı belirleyen oydu- derse en fazla iki dakika geç kalabileceğimizi, bugünkü gibi dört saat geç kalma gibi bir durum olursa okuldan atılacağımızı; okulun beş gün olduğunu ve pazartesi girişte ve cuma çıkışta İstiklal Marşı okunduğunu, derslerin 08.00’den 16.00’ya kadar sürdüğünü hatırlatmak istediğini söylemişti. Bu kadar kısa şeyleri söylemek bu kadar uzun sürmemeliydi. Zaten konuşma yapması yeterince tuhaf değilmiş gibi bir de elimizde pazar arabasıyla 15 dakika bekletmişti bizi. Söyledikleri de çok saçma şeylerdi. En basitinden okul beş gün değil, iki gündü. Hem “Hatırlatmak isterim.” cümlesi de neyin nesiydi? Sanki her zaman bunlar böyleymiş gibi konuşmuştu. Yine de okula girdik ve bence en büyük şokumuzu yaşadık. Kaydıraklar ve top havuzları kaldırılmış, yerine merdiven konulmuştu. Bir anlığına merdivenler gözüme çok uzun göründü. Zoraki merdivenlerden çıktık. Sınıftaki minderlerde yuvarlanmayı hayal ederken bizi karşılayan görüntü, düzenli bir şekilde dizilmiş sıralar oldu. Bu sıralar çok sertti ve iki kişi bir sıraya oturmak zorundaydık. Çanta asmak için yapılan askılar ise pazar arabalarımız için hiç uygun değildi. Derken hoca sınıfa girdi. Takım elbise giyiyordu ve üzerinde öğretmen önlüğü vardı. Yüzü sirke satıyordu. Oysa biz bu hocayı en renkli, eğlenceli hocalardan biri olarak bilirdik. Daha biz buna şaşıramadan hoca tekdüze bir sesle konuşmaya başladı. Artık pazar arabası değil, sırt çantası getirecektik. Ders kitapları dağıtılacak, ders kitabı olan her ders için defter alınacaktı. Her dersten en az 4 test kitabı bitirilecek, günde 200 paragraf sorusu çözülecekti. Ek olarak hocalar da ödev verecekti. Okul çıkışlarında da 1 saat kursa kalacaktık. Az kalsın şaşkınlıktan çığlık atacaktım. Nasıl böyle bir şey olabilirdi? Bir günde nasıl her şey tersine dönüp kurallar çok katı olabilirdi? Acaba herkes gerçeğin tam tersini söyleme oyunu mu oynuyordu? Yoksa bunların hepsi bir şaka mıydı? Emin olmak için tarihe baktım; hayır, 1 Nisan değildi. Sonunda ders bitti ve teneffüse girdik. Okuldaki tüm öğrenciler şaşkın şaşkın birbirine bakıyordu. Anlaşılan bu durum herkesin sinirlerini bozmuştu. Tam bu konu hakkında konuşacaktık ki zil çaldı. Teneffüs nasıl bu kadar kısa olabilirdi? Dersler dersleri kovaladı ama zaman geçmek bilmedi. Dersler o kadar sıkıcı ve zordu ki ağlayanlar bile oldu. Anlaşılan her şey tersine dönmüştü. Artık okul bizim için hapishaneden farksızdı. Sonunda gün bitti ve eve döndüm. Annem günümün nasıl geçtiğini sorduğunda tüm yaşadıklarımı anlattım. Sözlerim bittiğinde yüzünde hüzünlü bir tebessümle:

-8. sınıfa hoş geldin, dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder