25 Ekim 2025 Cumartesi

YÜKSEKLERDE BİR YAŞAM MÜCADELESİ

 
Yiğit Efe Demir

Çok zor bir hayatın tam ortasındaydım. Kış gelmişti ve artık yiyeceklerimiz de azalmıştı. Beş yavru ile kocaman kışı nasıl geçirecektim bilemiyordum. Bir evin en üst katında yaşıyordum. Neyse ki evde oturanlar bizim henüz farkımızda değillerdi. Sadece sabahları biraz yavrular gürültü yapıyordu, o kadar. Onları ikaz ediyordum ama çok da anlamıyorlardı söylemek istediklerimi. Bu yuva bizim değil mi, diyorlardı. Evet, bu yuva bizim diyordum ama evin bizim olmadığını anlamıyorlardı. 
Kış gelmişti ve geceler hayli çetin geçiyordu. Evin sahibi de henüz soba yakmaya başlamamıştı. Pintinin tekiydi zaten. Oysa onun da çocukları vardı ve ihtimal onlar da üşüyordu. Yaz boyunca artakalan yemeklerle yavrularımı beslemeye çalışmıştım. İnsanlar yazın daha fazla israf ediyorlardı ve bu bizim işimize geliyordu fakat kış öyle değildi. 
İnsanların iyileri de vardı, kötüleri de. Mesela hemen birkaç bina ötemizde yaşayan komşularımız çok mutluydu çünkü orada yaşayanlar iyi insanlardı. Yemeklerinden kalanları değil yiyeceklerini veriyorlardı ihtiyacı olanlara. Hatta onlar için özel yiyecekler alıyor, içecek bile bırakıyorlardı ama bizim durumumuz onlar gibi değildi. Bırakın yiyecek vermeyi yemek artıklarını bile bize vermiyorlardı çünkü yemeklerinden bir şey artmıyordu. 
Bilemezdim böyle olacağını. Bilseydim biraz gözlem yapar sonra taşınırdım buraya. Baharın ilk günleriydi ve her şey çok güzeldi o zamanlar. Günlerce sağdan soldan ot, çalı, ip ve dal parçaları toplamıştım buraya. Aslında burada daha önce başkaları da yaşamış ama terk etmişlerdi. Onların neden gittiğini sorgulamam lazımdı. Belki de bu yüzden burayı terk etmişlerdi. Bilemezdim böyle olacağını. 
Hepsi bir tarafa bir de bu evin haylaz kedisiyle uğraşmak zorundaydım. Ne zaman yiyecek aramaya çıksam gözüm hep arkada kalıyordu. Onu güç bela atlatıyordum ama bu defa yavrularım için endişeleniyordum. Döndüğümde hepsini sayıyordum, yerindeler mi diye. 
Belki de en iyisi leyleklere uyup göç etmekti buradan ama onlar kadar uzun kanatlarım yoktu ki. Üstelik yavrularım daha uçmayı yeni öğrenmişti. Yine de bir çözüm olmalıydı. Kışı geçirmek için daha yakında bir yuva kurmalıydım. 
O sabah her şey değişti. Büyük bir gürültüyle uyandım. Hemen yavrularımı saydım, hepsi yerindeydi. Bahçe kapısının önünde iki araç vardı biri boş biri ise eşya dolu. Olanları sessizce izlemeye başladım. Biraz daha yakından bakmak için karşıdaki ağaca uçmayı düşündüm fakat haylaz kedi pusuya yatmıştı, hareket edemiyordum. Havalandım ve bir tur attım gökyüzünde. Evet evet, ev sahibi değişiyordu. Yeni biri eve taşınıyordu, eski ev sahibi de eşyalarını yüklemeye başlamıştı bile. 
Öğleye doğru yeni ev sahibi eve yerleşti. Eski ev sahibi ise kedisini zorla alarak araçla mahalleden uzaklaşıyordu. Bu durum hoşuma gitmişti. Hemen yerimden uçup kedinin bulunduğu yere yaklaştım ve ona “gaaaaak gaaak” dedim. Eğer bizim dilimizi anlıyorsa ne demek istediğimi anlamıştır mutlaka. 
Yeni ev sahibi benim uçtuğumu görmüş ve tebessüm etmişti. Bir süre sonra kapının biraz ilerisine yiyecek ve su koyduğunu fark ettim. Artık içim rahattı. Yavrularımı yaza kadar besleyebilirdim. Belki de burada hayatımın kalan günlerini tamamlamak en iyisiydi benim için. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder