Semih Yılmaz
İki yıldır oturduğumuz evden taşınma zamanı gelmişti. Artık ev sahibi olmuş, kiracılıktan kurtulmuştuk. Artık “bizim” diyeceğimiz bir evimiz vardı. Okula uzaktı ama olsun. Çarşıya da biraz uzaktı ama çarşıda zaten bir işim yoktu üstelik yürüyerek gidilebilirdi. Okuluma yürüyerek gidemezdim fakat alaşıktım bu duruma. Ayrılırken bu evden biraz üzülmek istedim, duygulanmak istedim. Bu evde yaşadıklarımı hatırladım. Çok da önemli şeyler yaşamamıştım. Yani iç dünyamda bir yeri yok gibiydi ama artık yeni evimizde anılar biriktiririm diye düşünüyordum.
Taşındık sonunda. Eşyaların kimi sarılmış, paketlenmiş, kimileri ise kolilenmişti. Her şey yolunda görünüyordu ta ki o ana kadar. O an birdenbire taşınmamış olmamız, ev sahibi olmamız anlamını yitirdi. Nasıl yaparlardı bunu bana, anlamak çok zordu. Anneme, babama sordum fakat onlar için her şey normaldi.
Duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Ev beni boğuyordu. Bana bunu nasıl yapmışlardı? Oysa daha dün yerli yerindeydi.
Hayat anlamını yitirmiş gibiydi benim için. Nasıl uyuduğumu ve uyandığımı hatırlamıyorum. Kabus dolu bir geceydi yaşadığım. Erkenden uyandım her şeyi unutmuş gibiydim fakat kahvaltı sonrası kapıyı açtığımda okula giderken yeniden hatırladım onu ve moralim bozuldu. Gün boyu aynı moralsizlikle devam etti okul.
Akşam eve geldiğimde güzel bir haber bekledim fakat nafile. Annem ve babam artık onun bizim evde yerinin olmadığını söylüyorlardı. Oysa ilk günler ne kadar da çok görmüştüm onu. Şimdi o yoktu evde ve büyük bir boşluk vardı.
Günler böyle devam ediyordu. Arada bir unutuyordum ama yokluğunu hatırlayınca yeniden eski bir yara kanamaya başlıyordu. Onunla yürüdüğüm yollar geliyordu aklıma, onunla oynadığım oyunlar, onunla gittiğim fırın, market, park…
Havalar soğuduğu için zaten artık ona ihtiyacım kalmadığını söylüyorlardı. Yakında kar yağar ve ona hiç ihtiyaç hissetmezsin diyorlardı fakat kar da yağmıyordu. Halen ihtiyacımız vardı ona ama galiba ona ihtiyaç hisseden sadece bendim.
Onunla ne yollar eskitmiştim ne geziler yapmıştım. O, benim bir parçam gibiydi. Bazı insanlar cep telefonu olmadan dışarıya çıkmaz, bazıları ise kimlik cüzdan gibi şeyleri ön planda tutar. Eski evimize gelmeden önce tanışmıştık onunla ve eski evimizden bile eskiydi benim için. Yıllarca devam edebilirdi birlikteliğimiz fakat ailem buna müsaade etmedi. Bir çift terliğin kime ne zararı vardı ki? Artık kapı önünde onu görmüyorum. Önümüz kış olduğu için yenisi de alınmayacak üstelik. Ben onunla yaşadığım rahatlığı belki de daha hiç yaşayamayacağım. Oysa eve taşındığımız birkaç gün boyunca herkes ondan faydalanmıştı. Lavaboda, banyoda onu kullanmıştı. Meğer son günleriymiş bizimle geçen. Hoşça kal mavi terliğim, hoşça kal. Seni unutmayacağım. Seninle geçen günleri ve adımladığım yolları da.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder