Yusuf Ensar Güler
Ailesi onun adını Hayri koymuştu fakat bu kadar hayırsız bir evlat olacağını düşünmemişlerdi. Henüz hayatının başındaydı ve böyle devam ederse Hayri’nin sonu hiç de hayırlı görünmüyordu. Okula başladığında her şey normaldi fakat 3. Sınıftan itibaren bazı değişimler yaşamaya başlamıştı. Arkadaşlarının neredeyse hepsinin evcil hayvanı olduğunu öğrendiğinde Hayri de bir evcil hayvan istemişti babasından. Babası onun için önce muhabbet kuşu almıştı fakat zavallı kuş bir hafta içinde önce ötmeyi sonra uçmayı unutmuştu. Hayri gece gündüz yanından ayrılmamış, ders çalışırken bile muhabbet kuşunu hemen yanında bulundurmuştu. Bir süre sonra Hayri’nin kitaplarını kemirmeye başlayan muhabbet kuşu, en son kemirdiği matematik kitabından sonra bir sabah kafesinde ölü bulunmuştu. Hayri’nin üzüntüsünü gidermek için bir süre sonra ailesi ona kaplumbağa almıştı. Küçük su kaplumbağası havaların soğumasıyla kış uykusuna yatmıştı ancak Hayri kaplumbağasının öldüğünü düşünerek onu mütevazı bir törenle evdeki en büyük saksının dibine gömmüş ve hatta dondurma sapından mezar taşı da yapmıştı. Ailesi yeni bir evcil hayvan almak istememişti lakin Hayri ya bir yılan ya da fare beslemek istediğini belirtmişti. Yılan beslemek hayli çaba gerektiren bir uğraştı. Fareden ise annesi korkuyordu. Bu hayalinin bir türlü gerçekleşmeyeceğini anlayan Hayri bütün yaz pikniğe gittikleri her yerde evcilleştirmek için bir yılan aramış ancak bulamamıştı. Oysa evcil bir yılanın kime ne zararı olurdu ki? Bir yılanı olsaydı onu okula götürürdü, bir yılanı olsaydı onunla saklambaç oynardı. Bir yılanı olsaydı teneffüslerde ip atlayan arkadaşları ile ip yerine onu sallardı. Bir yılanı olsaydı öğretmeninin çantasına onu koyarak şaka yapabilirdi ama ailesi ona bir yılan almamıştı.
Günlerce yılan istedi durdu ailesinden. Yılanlara dair her şeyi araştırdı. Yılanlara dair deyim ve atasözlerini de öğrendi. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırdı mesela. Bir yılanı olsa onunla hep tatlı tatlı konuşurdu.
Dördüncü sınıfa geçtiğinde Hayri bir okul dönüşü odasında bir kediyle karşılaştı. Papyonlu tekir bir kediydi bu. Kedileri oldum olası sevmezdi fakat bu kedide şeytan tüyü vardı. Birkaç saat içinde kedi kendini Hayri’ye sevdirmeyi başarmıştı. Kediye bir isim bulması gerekiyordu ve bu ismi bulmakta da hiç zorlanmamıştı: Yüzde Seksen Dört Kakao. Kedisi bu ismi bir türlü benimseyememişti ama zamanla benimserdi mutlaka. Ders çalışırken ya da evden ayrılırken sesleniyordu:
-Yüzde Seksen Dört Kakao, buraya gel.
Kedisinin adını koyarken hiç düşünmemişti ancak bir süre sonra ona kakaolu besinler vermeye başladı Hayri. Bu besinlerin kedisinin tüylerini değiştireceğini, parlatacağını düşünüyordu. Artık her yerde ondan bahsediyordu sınıfta, akraba ziyaretlerinde, serviste, markette… Kedisinin ismini duyanlar önce bunun bir isim olduğuna inanmıyordu fakat artık herkes bu ismi öğrenmişti. Kedisi ile sokağa çıkmaya başladığı zamanlarda kedisinin kaybolmaması için ona bir tasma yaptırmıştı. Tasmanın üzerinde şu yazıyordu: %84 Kakao.
devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder