22 Kasım 2025 Cumartesi

İLK MEZARLIK ZİYARETİ


Yiğit Efe Demir, Belinay Coşkun, Ecem Ercins, Metehan Akkaya, Sami Yusuf

İlk kez bir mezarlık görüyordum. Oysa her gün insanlar ölüyordu tabi doğuyordu da. İnsanlar ölüp gidenleri saymıyor ya da çok kısa süreliğine düşünüyor onları fakat doğanlar hep akılda, yaşayanlar hep gözümüzün önünde. Mezarlığın bu kadar büyük olacağını hayal bile edememiştim. Kocaman bir ölüler şehriydi mezarlık. Mezar taşları domino taşları gibiydi. Bazılarının üzerinde yazılar vardı. Bazı mezarların üzerinde çiçekler vardı bazılarının üzerinde küçük fidanlar vardı. Ölülerin çiçeklerle ya da ağaçlarla işi neydi? Bazıları mezarlara su döküyordu. Ölüler su içer miydi? 
İlk kez bir mezarlık görüyordum ve filmlerdekine benzemiyordu. Kitaplarda okuduğuma benzemiyordu. Korkuyor muydum? Galiba hayır. Belki de hava aydınlık ve güneşli olduğu için korkmuyordum. Gece gelsem buraya belki korkardım. Belki ağaçlardaki bir kuş korkuturdu beni belki mezarlar arasında gezen bir kedi. Gece burası korkunç olmalıydı. Burada ne işim vardı, bilmiyordum. Kiminle geldiğimi de hatırlamıyordum. Büyük bir sessizlik vardı her yerde. İnsanlar vardı etrafta ve yanımdan geçiyorlardı. Bana bir şey söylemeden, selam vermeden, yüzüme bakmadan. Dolaşıyordum mezarlar arasında. Sessizce dolaşıyor mezar taşlarını okuyordum. Çok erken göçmüş olanlar da vardı çok yaşamış olanlar da. Neredeyse yüz yaşını doldurmuş olanlar vardı. Bir an kahvaltı yapmadığımı hatırladım ama canım zaten bir şey istemiyordu. Gökyüzüne baktım. İlk kez bu kadar maviydi. Hiç bulut yoktu. Hava ne sıcaktı ne soğuk. Kuşlar garip bir biçimde uçuyordu havada. Sanki bana çok yakındılar, uzansam tutacak gibiydim birilerini ama garip kuşlardı bunlar. Yapraklar vardı yerde. Ağaçların ölü parçaları yapraklar. Ağaçlar da canlı, demişti öğretmenim ta ilkokulda. O günden sonra ağaçları hep sevdim. Hatta ağaçlarla konuştum zaman zaman. Ağaçlar kendi aralarında kökleri vasıtasıyla haberleşirmiş bunu nereden öğrendiğimi hatırlayamadım. Aklıma ağaçların da insanlar gibi yaşlarının olduğu ve her yılın gövdelerinde bir daireye dönüştüğü geldi. Birkaç ağaçla sohbet iyi olabilirdi aslında. Yaklaştığım ağaçlar nedense cansız bir dekor gibiydi. Çiçeklere baktım, onlar da öyleydi. 
İlk kez bir mezarlık görüyordum. Buraya daha sık gelmeliydim, sanki buraya aitmişim gibi hissetmeye başlamıştım kendimi. Toprak kokuyordu her yer. Yeni kazılmış mezarların toprağı… Yeni kazılmış mezarlar ağzını açmış bekliyor gibiydi sahibini. Zaten şair de öyle demiyor muydu:
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Şiirleri seviyordum ama şairleri sevmiyordum. Sevdiğim şairler de zaten hep ölmüş şairlerdi. Şairler tuhaf adamlardı. Sevdiğim şairlerin hepsinin fotoğrafları canlandı gözümün önünde. Nedense ölmemiş gibilerdi. 
Mezarlık bir anda hareketlendi. Araçlarla gelenler, otobüslerle gelenler, yeni kazılmış mezarların başında üzüntüyle bekleyenler hatta ağlayanlar… Ağlayacak ne vardı oysa. Ölüm de hayatın bir parçasıydı sonuçta. İyi ki insanlar sonsuz hayat sahibi değil, diye düşündüm. Ölüm, vardığımız son kapıydı. 
Sevmiştim burasını. Hüzünlü ama güzeldi her şey. Şehrin gürültüsü yoktu. AVM’ler buradan uzaktı. Maçların şamatası, siyasi tartışmalar buradan uzaktı. Okullar, notlar, öğretmenler buradan uzaktı. Öğretmenler uzaktı ama yakındı da buraya. Kendimi ne kadar boş şeylerle yorduğumu, üzdüğümü düşündüm. Ne çok basit şey için geceler boyu üzülmüştüm. Hayat burada gerçek anlamını kazanıyordu ve insan rahatlıyordu garip bir biçimde. Arkadaşlarımı düşündüm, beni üzen şeyleri düşündüm. Hepsi anlamsız geliyordu. 
İlk kez bir mezarlık görüyordum ve bana çok iyi gelmişti mezarlığı görmek. Yeni bir hayata başlayacaktım bu günden sonra. Hiçbir şeyi dert etmeyecektim. Kalabalıklar arasında dolaşmaya başlamıştım ki birkaç tanıdık yüz gördüm. Evet, bu insanları tanıyordum fakat onlar beni tanımıyordu. Yanlarında durmama rağmen beni görmemiş gibi yapıyorlardı. Belki de bir yakınlarını kaybetmişlerdi. Eğer öyle ise ben de tanıyor olmalıydım rahmetliyi. Bir süre bekledim. Kalabalığın gittiği yeni mezara doğru ben de onlarla ilerledim. İçimde kocaman bir boşluk vardı. Mutlu muydum, bilmiyordum. Hüzünlüydüm sadece biraz. Yeni mezarın başında bekledim. Bir süre sonra mezara birini koydular ve üzerine toprak atmaya başladılar. Hızla toprak atıyorlardı. On dakika ya sürdü ya sürmedi mezarın kapanması. Sessizlik büyüyordu. Hüzün büyüyordu. 
Mezarın kenarına çekildim ve sessizce beklemeye başladım. Aklıma dualar geliyordu, sureler geliyordu. Hatırladığım kadarıyla ölmüşlere fatiha okunurdu. Birkaç fatiha okudum. Bir süre sonra kimse kalmamıştı etrafta. Tanıdık yüzlerin tamamı gitmişti. Başka mezarların etrafında kalabalık devam ediyordu. Biraz daha dolaşmak istedim fakat yerimden ayrılamıyordum. Biraz hareket edip mezarın üzerine dikilen tahtayı gördüm. Her şey o esnada oldu işte. “Rüknettin HİÇÖLMEZ, Doğum: 2002, Ölüm: 2017, Ruhuna El-Fatiha.” Bu isim bana aitti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder