Ahmet Emir Koç, Semih Yılmaz, Yusuf Kerem Köse
Geceden beri bir şey yememiştim, içmemiştim. Sabah her şey yolundaydı fakat alışkanlıklardan vazgeçilmiyor. Uyanır uyanmaz mutfakta bulmuştum kendimi. Bir şey yiyemezdim, içemezdim de. Hazırlığımı yaptım ve yola çıktım. Akşama halı saha maçımız vardı ve günlerdir tüm ekip bu maçı bekliyordu. Hatta dışardan maçı izlemeye gelenler de olacaktı. Akşama kadar dayanmalı, direnmeliydim ve gün içinde çok yorulmamalıydım. Gün içinde gerçekten de çok yorulmadım. Hatta sadece ofisimde oturdum. Bir fark vardı her günden: çaysızlık. Aslında akşama doğru biraz acıkmıştım ama sadece biraz acıkmıştım. Abartmaya gerek yoktu.
Halı saha maçının başlamasına bir saatim vardı ve sahaya doğru yola çıktım. Gerçekten de tanıdığım, tanımadığım kim varsa gelmişti maça. Herkes heyecanlıydı ve benden de çok iyi bir oyun sergilememi bekliyorlardı.
Maç başlamıştı ve ilk on dakikasında önce susamış sonra ise açlığı iyice hissetmeye başlamıştım. Ayağıma gelen topları kaçırıyordum ve koşmakta da güçlük çekiyordum. Başım dönmeye başlamıştı. Takım arkadaşlarım bana öfkeyle bakıyordu. Hatta biri şöyle dedi:
-Oynayamayacaksan artık aramızdan ayrıl. Sanki karşı takımla anlaşmış gibisin.
Bu sözleri de mi duyacaktım. Ne yapabilirdim ki aç ve susuz. İlk yarı bitmek üzereydi. Üç sıfır gerideydik. Bu maçı şimdiden kaybettik, diye düşünüyordu takım arkadaşlarım ve beni de dışlamışlardı. Farkındaydım her şeyin. Devre arası bana bakarak konuşuyorlardı. Yerime oyuna alabilecekleri biri olsa kesinlikle alırlardı ama kimse yoktu neyse ki.
İkinci yarının başlamasına on dakika kalmıştı ki onca gürültünün arasında ezan sesini duydum. İşte, vakit gelmişti sonunda. Sessizce kalabalıktan ayrıldım ve önce orucumu açıp su içitim hayli. Ardından çok fazla abartmadan bir şeyler yedim ve döndüm yeniden sahaya. Oyun başlamıştı ve sahanın her yerindeydim artık. Rüzgar gibi esiyordum. İlk yarı bana karşı takınılan tavır ağır ağır yerini sempatiye bırakmıştı. İkinci yarı başlayalı henüz on dakika olmuştu ki takımımızın ilk golünü attım. Bu gol, herkese moral olmuştu. On dakika sonra bir gol daha ve ikinci yarının son on dakikası kaldığında artık durum berabereydi.
Seyirciler şaşkındı ve arada bir tezahürat da yapıyorlardı. Arkadaşlarım madem bu kadar iyiydin neden ilk yarı bizi perişan ettin, diyorlardı ara sıra.
Maçın son üç dakikasıydı ve yeni bir hamle yapmam gerekiyordu. Etraftaki herkesi, her şeyi unutarak yeni bir gol için topu izlemeye başladım. Top ayağıma geldiğinde artık rüzgar değil fırtına olmuştum. Bitiş düdüğünden hemen önce son golümü de atmıştım.
Maçı kazanmıştık. Arkadaşlarım tebrik ediyordu ve karşı takımdaki arkadaşlar da tebrik ediyordu beni. Ben ise bir yandan yemek yiyor bir yandan da bir şeyler içiyordum. Eve döndüğümde kapıyı küçük oğlum açmıştı. Mutfaktan güzel kokular geliyordu. Aç değildim fazla ama yine de mutfağa geçtim. Oğlum sordu:
-Baba, oruç nasıl geçti?
-Şahaneydi dedim ama 45 dakikası hariç.
Bir şey anlamadı. Belki ilerde aynı şeyleri yaşadığı bir gün o da anlar beni.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder