Metehan Darıcı
İnsanlar birbirlerini ilk ne zaman yargılamaya başladı, diye düşünüyorum. Yargılamak derken bir suçtan dolayı değil, renginden, soyundan dolayı. Önce tarih geliyor aklıma ardından tarihi geride bırakıyorum. Dünyanın öncesine, ilk insanlara kadar gidiyor sanırım bu hikaye. Tarihin hangi dönemine baksam bir kıyas var. Savaşların, katliamların çoğunun sebebi de aslında bu değil mi?
İnsanlar önce kendilerini kıyaslıyor başkalarıyla, ardından kendilerinin daha üstün olduğunu düşünüyor ve diğerlerinin kendilerinin daha altında olması gerektiğine karar veriyor. Bunu düşünürken iyilikten, güzellikten beslenmiyor yalnızca kendisini düşünüyor ve kendisini ön plana çekiyor.
Yalnızca toplumsal, ulusal alanda değil günlük hayatta bile bunun yansımaları var. Örneğin bir okulda sınıflardan biri kendi sınıfını diğer sınıftan üstün görüyor. Aynı şekilde bir şehirdeki okullardan biri kendisin diğerlerinden üstün görüyor. Ya da bir şehir kendini diğer şehirden üstün görüyor ve temelde aslında insanlar kendilerini hep kardeşlerinden, arkadaşlarından, akrabalarından üstün görüyor. Büyük kaos o zaman başlıyor.
İnsanlar arasında, kardeşler ve toplumlar arasında farklılıklar vardı ama üstünlük demek zor buna. Bu farklılıklardır dünyayı güzelleştiren. Bütün meyvelerin tadı aynı olsaydı anlamsız olurdu. Bütün çiçeklerin kokusu aynı olsaydı, gülün adı olmazdı. Gül çiçekler içerisinde en güzeli belki fakat bu diğer çiçeklerin kötü olduğu anlamına gelmiyor.
İnsanlık, önce farklılığın değerini anlamalı. Kendisine fark katan şeyi keşfetmeli. Üstünlük taslamak, üstün olduğunu düşünmek galiba yalnızca bir hastalık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder