16 Aralık 2025 Salı

GİZEMLİ FENERLER ADASI

Selim Çabuk

Talha, deniz kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan meraklı bir altıncı sınıf öğrencisiydi. Okul çıkışlarında sahile gidip dalgaların sesini dinlemeyi çok severdi. Bir gün, okuldan eve dönerken sahilde yürüyordu. Kumların arasında mavi ışıkla parlayan bir cisim gördü. Eğilip almak için uzandığında bunun bir taş olmadığını fark etti. Üzeri kabartmalı desenlerle dolu eski görünümlü bir pusulaydı. Ama pusula garipti; iğnesi kuzeyi göstermiyor, hızlı hızlı dönüyor, sanki bir şey arıyormuş gibi davranıyordu. Talha pusulayı çantasına koydu ama aklı tamamen bu tuhaf eşyanın üzerindeydi.
Akşam eve gidince odasına çekildi ve pusulayı masaya koydu. Annesi bunun eski bir oyuncak olduğunu söylemişti ama Talha bundan pek emin değildi. Pusulanın üzerindeki dalga şekilleri ay ışığında hafifçe parlıyordu. Talha tam ışığı söndürüp uyumak üzereyken pusula titremeye başladı ve içinden hafif bir mavi ışık yayıldı. O anda odada fısıltıya benzer bir ses yankılandı:
-Fenerler Adası…
Talha korkudan geri çekildi ama kalbindeki merak çok daha güçlüydü. Bu ses neydi? Ada nerede olabilirdi? Ertesi sabah okulda en yakın arkadaşı Mert’e başından geçenleri anlattı. Mert heyecanla ayağa sıçradı:
-Harika! Hemen sahile gidelim, dedi. Belki gizli bir yer falan keşfederiz!
Talha önce tereddüt etti ama sonra birlikte sahile gitmeye karar verdiler. Talha pusulayı açınca iğne yine aynı yönde sabitlendi: Denizin ortası.
Sahilde yaşlı bir balıkçıdan küçük bir sandal kiraladılar. Balıkçı onları dikkatle süzdü. 
-Nereye gidiyorsunuz bakalım, diye sordu. 
Mert fazla düşünmeden:
-Sadece biraz dolaşacağız, dedi. 
Yaşlı balıkçı kaşlarını çattı:
-Buralarda sisli bir bölge vardır, dedi. Bazı balıkçılar orada garip ışıklar gördüklerini söyler. Dikkat edin.
 Bu söz Talha’nın içini ürpertmişti ama merakı daha ağır bastı.
Sandala binip kürek çekmeye başladılar. Pusula Talha’nın elinde titreyerek yön gösteriyordu. Bir süre sonra çevreleri yoğun bir sisle kaplandı. Güneş görünmez oldu, sessizlik arttı. Mert biraz korkmaya başlamıştı. “Galiba geri dönmeliyiz,” dedi. Tam o anda sisin içinden hafif turuncu bir ışık belirdi. Ardından sis açıldı ve karşılarında yemyeşil bir ada ortaya çıktı. Adanın etrafında havada süzülen yüzlerce küçük ışık vardı. Sanki gökyüzünde uçuşan minik fenerlerdi. Talha hayranlıkla fısıldadı: 
-Fenerler Adası…
Kıyıya çıkınca tuhaf bir sessizlik fark ettiler. Ağaçların yaprakları hafifçe parlıyor, çiçekler adeta ışık saçıyordu. Talha pusulaya baktı; pusula yine titriyordu. Biraz ilerleyince taşlarla yapılmış eski bir kapı gördüler. Kapının üzerindeki kabartmalar pusuladaki desenlerle aynıydı. Talha tam kapıya dokunacakken arkadan sert bir ses duyuldu: 
-Durun!
İkisi birden dönüp baktığında gri sakallı, uzun cübbeli bir adamla karşılaştılar. Adamın elinde eski bir fener vardı:
 -Ben adanın bekçisi Burak, dedi. Buraya nasıl gelebildiniz?
Talha pusulayı gösterdi:
-Bunu sahilde buldum, dedi. 
Bekçinin yüzü ciddi bir ifadeye büründü:
-Kayıp Pusula… Demek sonunda birini seçti.
 Mert şaşkınlıkla:
Seçti mi? Yani Talha’yı mı seçti, diye sordu. 
Burak başını salladı:
-Bu ada sıradan bir yer değildir çocuklar. Fenerler Adası, karanlıkta yolunu kaybedenlere ışık gösteren bir adadır. Fakat ışıklar giderek sönmeye başladı. Pusula, adayı kurtarabilecek kişiyi seçmek için kasabanıza kadar gitti.
Talha şaşırmıştı ama aynı zamanda kendini önemli hissediyordu:
-Peki ne yapmam gerekiyor, diye sordu. Burak, onları taş kapının önüne götürdü. Kapı ağır bir sesle açıldı ve içeri girdiler. İçerisi üç tünelden oluşan bir mağaraydı. Burak açıklamaya başladı: 
-Her tünelde bir görev var. Üç görevi tamamlarsanız ada yeniden ışığına kavuşacak.”
Talha derin bir nefes aldı. Mert yanında duruyor, onu destekliyordu. İlk tünele girdiklerinde sıcak bir rüzgâr esti. Rüzgâr o kadar güçlüydü ki yürümekte zorlandılar. Tünelin sonunda küçük bir taş sütun ve üzerinde mavi bir taş vardı. Talha taşı eline aldığında rüzgâr birden kesildi ve mağarada yankılanan bir ses duyuldu: Cesaret…
İkinci tünel tamamen karanlıktı. Bu kez Mert öne çıktı. Birlikte dikkatlice ilerlediler. Taşlara takıldılar, duvarlara çarptılar ama yılmadılar. Tünelin sonunda parlayan bir kristal buldular. Kristali yerinden alınca tünel aydınlandı ve yankılanan ses “Birlik…” dedi.
Üçüncü tünel diğerlerinden daha büyüktü. Tünelin ortasında kalp şeklinde dev bir kristal vardı. Ama kristalin üzerinde karanlık bir gölge dolaşıyordu. Burak’ın bahsettiği kötü ruh buydu. Talha ve Mert geri çekildiler ama kaçmadılar. Talha bir anda ilk tünelden aldığı mavi taşı hatırladı. Mert'e baktı ve ikinci tüneldeki kristali çıkardı. İkisi aynı anda kristalin üzerine taşları yerleştirdi. Ada bir anda sarsılmaya başladı. Kalp kristali ışıldadı, gölge çığlık gibi bir ses çıkararak yok oldu. Ardından tüm ada parlamaya başladı.
Dışarı çıktıklarında gökyüzündeki fenerlerin daha parlak uçtuğunu gördüler. Ağaçların yaprakları ışık saçıyor, çiçekler renk değiştiriyordu. Burak gülümseyerek yanlarına geldi:
 -Başardınız, dedi. Ada artık güvende.
 Talha pusulaya baktı; pusula artık sıradan bir pusula gibi görünüyordu. Burak:
-Görevini tamamladı. Onu hatıra olarak saklayabilirsin, dedi.
Talha ve Mert sandala binip kasabaya geri döndüler. Sis tekrar ortaya çıktı, sonra dağıldı ve ada gözden kayboldu. Ertesi gün Talha okulda proje ödevi olarak “Keşif ve Cesaret” konusunda bir sunum hazırladı. Arkadaşı Mert’le yaşadığı macerayı kimseye anlatmadı çünkü kimse inanmazdı. Ama o, pusulayı eline her aldığında hafif bir parıltı görür gibi oluyordu. Belki de ada onları bir gün yeniden çağıracaktı.
Talha sahile her gidişinde pusulayı açıyor ve fısıldıyordu: 
-Hazırım… Eğer bir gün ışığa ihtiyacın olursa yine gelirim.
 Pusulanın iğnesi o an bir kez titriyor, sanki onu duyduğunu gösterir gibi hafifçe parlıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder