ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
Kaç zamandır bir şeyler kaybetmemişti. Çöpe attığı şeyler vardı ama kaybettiği bir şey yoktu. Kaybetmeyi sevmezdi. Kaybetmek, ölümün kardeşiydi onun için. Sırf bu yüzden Fenerbahçe’yi bırakmış ardından da futbola olan ilgisini kaybetmişti. Çünkü kaybeden takım hangisi olursa olsun onu mutsuz ediyordu. Kaybetmek ona göre değildi. Çocukluğunu kaybetmişti ve gençliğini de kaybetmişti. Sağlığını kaybetmemek için çaba sarf ediyor, beslenmesine dikkat ediyordu. Spor yapıyordu. En büyük korkusu aslında hayatını kaybetmekti. Kayıp ilanlarını bir süre okumuştu. Kimliğini kaybeden, ehliyetini kaybeden… ilan veriyordu ve şöyle yazıyordu ilanlarda: Eski kimliğim hükümsüzdür, eski ehliyetim hükümsüzdür, eski diplomam hükümsüzdür. Bir de kedi, köpek hatta insan ilanları vardı. Kedimi kaybettim bulana şu kadar ödül… Köpeğimi kaybettim… Bir ara kendimi kaybettim, diye ilan vermeyi düşündü. Aklını kaybedenler ilan veriyor muydu? Kayıp ilanları anlamsızdı ve okumayı bırakmıştı. Bir yerlerde okumuştu şöyle yazıyordu: Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan korkun. Var mıydı böyle insanlar. Belki de vardı. Erdem böyle biriydi mesela. İlkokul arkadaşı Erdem… Ne ders yapardı ne okula düzenli gelirdi. Hatta okul kıyafeti de giymezdi. Herkes için tehlikeli biriydi Erdem. Serseri mayın gibiydi. Öğretmenler bile ondan illallah etmişti.
Onun kaybedecek çok şeyi vardı. Bu yüzden düzenli yaşamalıydı ama cüzdanını kaybedeceğini hiç düşünememişti. Ne yoktu ki cüzdanında? Kimliği, ehliyeti, banka kartları, gram altınlar, döviz, hesaplarının şifreleri ve kullanıcı adı…
Bu bir kâbus olmalıydı. Belki de hayatın sonuydu. Hayat artık onun için bitmiş gibiydi. Kaybetmeyi korktuğu her şeyi bir cüzdana sığdırırsan böyle olur, dedi kendine. Belki de kaybetmemiş, çaldırmıştı. Etrafındaki insanları düşündü birer birer. Acaba cüzdanını kim almıştı? Kayıp ilanı mı vermeliydi yoksa tüm hesaplarını kapatmalı mıydı? Bir türlü işin içinden çıkamıyordu, yapacak çok işi vardı. Galiba kaybettiği yalnızca cüzdan değil huzurdu. Şimdilik huzurunu kaybetmişti ama aklını kaybetmeyeceği anlamına gelmiyordu bu. Aklını, hatta hayatını.
Böyle bir sonu hak etmediğini düşünüyordu. Bir şeyler yapmak gerekliydi ama ne?
Soğukkanlılığını korumalıydı. Bunun için önce güzel bir abdest almalı ve bildiği duaları okumalıydı. Yitik duası diye bir şey duymuştu ancak evinde dua kitabı yoktu ki baksın. Yine de abdest aldı birkaç rekat namaz kıldı. Cüzdanının bulmak için dua etti. Birkaç saat çaresizce bekledi. Ne yaptıysa olmadı. Sonunda en yakın karakola gitmeye karar verdi. Hayatında ilk kez karakola gidecekti. Orada kendisini neyin beklediğini bilmiyordu ve bu onu endişelendiriyordu. Belki de cüzdanını bulan kişi karakola bırakmıştır, diye düşündü. Bu düşünce onu biraz daha rahatlattı ve karakola gitmek için kendini ikna etti.
Karakolda kapıdan içeriye adım atar atmaz kendisine kimlik sordu görevliler. Biraz gergin bir şekilde konuştu:
-Ben de buraya kimlik için geldim. Kimliğimi kaybettim.
Görevli bu cevap karşısında biraz şüphe duydu. Kimliğini kaybetmiş biri gibi durmuyordu çünkü:
-Üzerini aramak zorundayız, dedi.
Üzeri aranırken başından geçen olayı anlatmaya çalıştı fakat ne üzerini arayan görevli ne de etraftakiler onun söylediklerine inanmış gibi görünmüyordu.
İfadesi alındı, bir dilekçe yazdı. Herhangi bir gelişme olduğu taktirde kendisine ulaşacaklarını söylediler. Banka hesaplarını ve kullandığı diğer şifreli uygulamaları kapatması gerektiğini hatırlattılar.
Karakoldan böyle dönmeyi hayal etmemişti. Karakola gider gitmez:
-Evet, cüzdanınızı almaya geldiniz Selim Bey, değil mi, diye bir soru beklemişti.
Cüzdanını alır almaz karakoldakilere bir ziyafet çekmeyi bile planlamıştı.
Evine doğru mu gitmeliydi yoksa bankalara mı uğramalıydı. Etrafından geçen insanlara şüpheyle bakıyordu. Ne malumdu etrafından geçen birilerinin cüzdanını bulmadığı.
İnsan hiçbir şey kaybetmemek için yaşar fakat bir kerede her şeyini kaybedebilir, içinden böyle bir cümle geçti. Bu cümleyi sevdi. Hemen bir yere not etmek istedi. Cümlenin devamı da gelmişti. Kaybetmemek için değil doğru yaşamak için çabalamalı insan. Yazar mı oluyorum, filozof mu diye düşündü. Cüzdanını kaybetmişti, her şeyi kaybetmişti fakat kelimeler bulmaya başlamıştı. Cümleler yazmaya başlamıştı. Belki de kaybetmek aslında bulmanın anahtarıydı. Sanata, yazmaya, beste yapmaya yönelmiş insanlar hep böyle kaybeden insanlar mıydı? İnsan belki de kaybettiğini sanatta arıyordu.
Bankalara gitmekten vazgeçti. Yoldaki ilk kırtasiyeden kendine bir defter almayı düşündü fakat cüzdanı kayıptı. Çaresizce evine yöneldi. Neyse ki evinin anahtarını kaybetmemişti. Bu da bir teselliydi. Evinin tam önünde durduğu sırada yanından hızla geçen bir araç yoldaki tüm su birikintisini üzerine boca etmişti. Normalde öfkelenirdi böyle şeylere fakat öfke duymadı. Hatta biraz serinlediğini düşündü. İyi gelmişti çamurlu su. İçeriye girmeli ve kıyafetlerini değişmeliydi. Çamur olan elbiselerini çıkardı. Yenilerini giymek üzere dolaba uzandı. Önceki gün giydiği elbiselerini yeniden giyme ihtiyacı hissetti. Çok kirli görünmüyorlardı. Çamurlu kıyafetini çamaşır sepetine bıraktı ve yeni kıyafetleriyle masasının önündeki koltuğuna yayılarak oturdu. Tam oturmuştu ki koltukta bir sertlik hissetti. Sağ eliyle usulca yokladı, arka cebindeki cüzdanını fark etti. Önce sevindi. Cüzdanı masaya koydu. Ardından kapıya doğru yöneldi. En yakın kırtasiyeden defter ve kalem almalıydı. Yazacağı hikâyenin adı şimdiden belliydi: Kaybetmeyen Adam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder