7 Mart 2026 Cumartesi

YENİ HAYAT

Yiğit Efe Demir
1. Bölüm

Her şey yolunda giderken birden hayat nasıl da kabusa dönmüştü. Oysa daha dün arkadaşlarımla, akrabalarımla büyük bir saadet içinde geleceği planlıyor, kışa hazırlık yapıyorduk. Ya şimdi?.. Kocaman bir boşluğun ortasındayım. Ne gidecek bir kapım var ne de önümde yiyebileceğim bir azık. Daha dün bütün kış yetebilecek yiyeceklerin peşindeyken her şey bir anda değişti. Her şey yok oldu. Kendi kitabının dışına çıkarılmış bir roman kahramanı gibiyim şimdi. Mekan başka, zaman başka, etrafım bambaşka ve bilmediğim bir hayatın içindeyim. 
Belki de bu felaketten kurtulan başka arkadaşlarım vardır ama onları nereden bulacağım şimdi? Yaşıyorsa da sakat kalma ihtimali olanlar da vardır. Yardıma ihtiyacı olanlar da vardır ama benim de yardıma ihtiyacım var. 
Böyle düşüncelerle bir süre oyalandıktan sonra keşfe çıkmaya karar verdim. Önce yiyecek bir şeyler bulmalı ve gücümü toplamalıydım. Büyüklerimiz zaman zaman böyle hikayeler anlatmıştı. Toplu yok oluşlar, tufanlar, felaket hikayeleri… Günün birinde böyle bir şey yaşayacağımı bilmiyordum. Artık ben de ilerde torunlarıma anlatırım bu hikayeyi diye düşünüyordum. Tabi sağ kalan birileri varsa ve yeniden hayat kurabileceğim bir dünya olursa. Belki de tek başıma hayatımı tamamlayıp yok olup gidecektim yeryüzünden. Belki de daha büyük bir felakete maruz kalıp kısa süre sonra ben de ölecektim fakat ümitli olmak istiyordum. Ümitle yürümek ve geleceğe inanmak, geleceği yeniden inşa etmek. 
Yaşadığım yerdeki enkazdan bir şeyler kurtarmayı, çıkarmayı düşündüm önce fakat çok zahmetliydi. Nasıl olsa uzaklarda yiyebileceğim bir şeyler, barınabileceğim bir yerler vardır, diye düşünüyordum. Benim gibi ufak tefek biri için sığınma, barınma ve beslenme çok büyük bir sorun değildi zaten. Küçücük bir midem vardı ve küçücük bir bedenim. Bunlar avantajdı benim için ama zaman zaman olumsuz sonuçlar da yaratabiliyordu bu durum. Düşünmek yerine yürümek daha güzel bir fikirdi ve başladım yürümeye. Neyse ki ellerim ve ayaklarım sağlamdı. İlerde çok ilerde bir ormandan bahsediyordu büyüklerimiz. Orayı geçtikten sonra yaşanabilecek güzel yerlerden bahsetmişlerdi. Ormanda bataklığın, yırtıcı kocaman hayvanların ve karıncayiyenlerin olduğunu da söylemişlerdi. Biraz gözüm korkuyordu fakat yine de bu ormandan geçmeliydim ama önce yiyecek bir şeyler bularak. Bir yandan yürüyor bir yandan yiyecek bir şeyler arıyordum. 

2. Bölüm
Önüme kocaman bir elma yuvarlandı. Nereden geldiğini fark etmedim bile ama güzel duruyordu. Kuşlar birkaç yerine gaga vurmuşlardı elmanın. Belki de dalından onlar düşürmüştü. Demek ki yakında bir elma ağacı vardı. Keyifle elmadan birkaç ısırık aldım. Keyfim yerine gelmişti, derken tepemde dolaşıp duran bir gölge hissettim. Galiba elmanın sahibiydi bu. Benim aldığım ısırıktan ne olacaktı ki? Yine de saklanmam gerekiyordu. Bir taşın kenarına saklandım birkaç dakikalığına. Kuş, elmayı alarak uzaklaştı ama en azından artık tok sayılırdım. İyi gelmişti bu elma. Hava kararmadan kendime sığınacak bir yer bulmalıydım. Hızla yürümeye devam ettim. 
Hava kararmaya yakın ayaklarımın altında bir ıslaklık hissettim. Ne tarafa gidersem gideyim her yer ıslaktı. Oysa yağmur filan yağmamıştı. Telaşım artmıştı. Sağa sola koşuyor, aynı yerde daire çiziyordum. Nihayet bir kuru ağaç parçasına tutundum. Ağaç parçasının bir kısmı çamura saplanmıştı ama bir süre burada dinlenip etrafı keşfedebilirdim. Hava kararmadan buradan kurtulmam gerekiyordu. Galiba bir bataklıktı burası ve orman da yakındı. Uzaklardan gelen kuş ve uluma seslerinden, yaprak kokularından bunu seziyordum.

3. Bölüm

Tutunduğum dal dışında bir çubuk daha bulmalıydım ve onu bu bataklıktan kurtulmak için kullanmalıydım. Sağa sola baktım ve nihayet değneğe benzeyen bir parça gördüm yakınımda. Uzanarak yerinden çıkarmaya çalıştım. Biraz zorlandım fakat başarmıştım. Bu değnek sayesinde tutunduğum ağaç parçasını yavaş ilerleyen bir kayık gibi kıyıya kadar taşıdım. Sonunda kurtulmuştum bataklıktan. Bir süre kenarda dinlenmek iyi olur, diye düşündüm ve bir kaya parçası zannettiğim bir yükseltinin altına uzandım. Kaya parçası sıcacıktı fakat o da ne? Bu parça hareket ediyordu sanki. Yoksa bir canlının gölgesine mi sığınmıştım. Endişem artmıştı ama ani hareket yapmaktan da korkuyordum. Birdenbire tüm vücudumu saran bir ılık rüzgar esti. Garip şeyler oluyordu. Evet bu bir canlıydı ve doğrulmuştu. Kocaman hortumuyla tepemde duruyordu. Üstelik iştahla bana bakıyordu. Benim küçücük birinden ne istiyor olabilirdi ki? O anda büyüklerimizden duyduğum hikayeler aklıma geldi. Bu canlı olsa olsa bir karıncayiyendi. Onlar bizim düşmanımızdı. Galiba beni midesine indirmek istiyordu. Kaçmaya çalıştım fakat sürekli tepemde dolaşıp duruyordu. Bir kovuk ya da mağara bulabilsem kurtulma ihtimalim vardı. Telaşla sağa sola koşmaya devam ettim. Sonunda sığınacak bir yer bulmuştum. Nefes nefese mağaradan içeriye girdim. İçeri girer girmez yuvarlanmaya başladım. Ayaklarım, kollarım acıyordu ama en azından hayattaydım ve uçuyordum. Bir süre büyük bir boşluğa doğru düştüm. Sonunda yumuşak bir iniş yapmıştım. Neyse ki kırık, çıkık yoktu bir yerimde. Karanlık bir yerdi burası. Çaresizce karanlıkta ilerlemeye başladım. Az öteden kulağıma ulaşan su damlası seslerini çığlık sesleri bölüyordu. Yine belalı bir ortama düşmüş olmaktan korkuyordum. Aslında karıncayiyenden ayrılırken ona bir nanik yapmak isterdim ancak can korkusuyla perişan haldeydim. Şimdi yukarda halen beni arıyordur zavallı, diye düşündüm. Tam keyfim yerine gelmişti ki bu ortamda da hayati tehlikem olduğunu sezdim.

Karanlıkta saatlerce ilerledim. Su sesinin geldiği yerden uzak durmam gerektiğini biliyordum. Bu esnada tepemden rüzgar gibi bir ses geçmeye başladı. Bu ses galiba bir yarasa sürüsüne aitti. Çığlıklar da onlardan geliyor olmalıydı. Yarasaları hiç sevmezdim. Gürültü geçinceye kadar sessiz kaldım ve ardından yine yürüdüm yürüdüm. Dışarda havanın kararmış olduğunu unutarak ha bire aydınlık bir nokta arıyordum ki ayaklarımın ıslandığını fark ettim. Akıntısı olan bir suydu bu. Hemen kenarda bir kuru yaprak buldum ve sürükleyerek suyun içine indirip üzerine atladım. Artık yüzüyordum karanlıkta. En azından mağaranın dışına çıkabilecektim. Zaman zaman etrafımdan zıplayan kurbağaların sesini duyuyordum. Bazen de balıklar zıplıyordu kenarda. Balıklara yem olmak da kötü bir son olur, diye düşündüm ama balıklar dost canlısıydı. Yorulmuştum ve artık uykusuzluğa direnemiyordum.

4. bölüm

Kendime geldiğimde güneş gözümü kamaştırıyordu. Halen suyun üzerinde ve bir kuru yaprağın tam ortasındaydım. Yaprak ıslanmamıştı, bu iyiydi. Bir süre gözlerimi ovuşturup etrafa baktım. Her yer masmavi sularla kaplıydı. Burada ne yapacağımı bilemiyordum ve su beni taşımaya devam ediyordu. Buradan nasıl kurtulacağımı bilemiyordum. Güneş beni hayli ısıtmış neredeyse bir karınca kızartmasına çevirmek üzereydi. Derin düşüncelerle ilerlerken yanımdan geçen bir kütük parçası gördüm. Kütük parçası yaprağı da üzerine alarak yüzmeye devam etti. Bu iyi bir şeydi benim için. Zaten yaprak da su almaya, ağırlaşmaya başlamıştı. Biraz ilerde bir şelale görünüyordu. Şelaleye varmadan önce bir kara parçasına çıkmak zorundaydım. Bu esnada kütük parçası kıyıya doğru yöneldi ve çamurlu bir yere saplandı. Kurtuldum, diye sevinirken kütük parçası yeniden hareketlenmişti ki son anda kara parçasına kendimi attım. 

Kaç saat, kaç gün, kaç hafta, kaç ay burada baygın kaldığımı hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde bambaşka bir dünyaya açtım gözümü. Hiç ağaç yoktu burada ve soğuk da yoktu. Hatta sıcaktı her yer. Toprak kuraktı ve her yer uçurumlarla doluydu, çatlamıştı topraklar. Sanki büyümüştüm biraz ve sararmıştım. Ellerime baktım, ayaklarıma baktım değişmiştim hayli. Günlerce burada kalmanın etkisiyle bir dönüşüm yaşamış olmalıydım. Etrafta tek canlı belirtisi yoktu. Başka bir gezegene düşmüş gibiydim. Belki de ölmüştüm. Bir süre kollarımın, ayaklarımın açılması için çalıştım, hareketsizlikten perişan olmuştum. Neyse ki  güneş batmaya başladığında etraf serinledi. Etrafı keşfetmek için gece yolculuğu iyi bir fikirdi. Gece, ay ışığında her şey o kadar aydınlıktı ki gündüz gibi görebiliyordum etrafı. Nihayet çatlak, çorak topraklardan uzaklaşmış, nemli bir yere gelmiştim. Küçük göletlere de rastlamaya başlamıştım. Susuzluğum kalmamıştı, biraz da yiyecek bulabilsem çok iyi olacaktı. Daha önce hiç görmediğim değişik bir ağaç türünün altında durdum. Şaşkın şaşkın ona bakıyordum ki bir ses duydum:
-Bu ağacın adı baobabtır. Bu benim ağacım ama istersen biraz dinlenebilirsin burada. 
Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum ki bir çift parlak gözle karşılaştım. Bu bir kertenkeleydi. 
-Buralarda yabancıyım ve ne zamandır aç olduğumu bilmiyorum, dedim. 
Bir dostu görmüş gibiydim. Kertenkele devam etti:
-Anlamıştım yabancı olduğunu, dilersen sana bir yer tarif edeyim, oraya git ve başından geçenleri anlat, dedi. 
-Önce biraz dinleneyim, dedim.
Sohbeti hoşuma gitmişti kerkentelenin. Sabaha kalmadan yola çıkmalıydım. Gerekli yol tarifini tüm detayları ile aldım ve yola çıktım. Bir süre yürüdükten sonra bir köyün girişinde buldum kendimi. Köyün içlerine doğru ilerlerken etrafımda bir kalabalık oluştuğunu fark ettim. Başka başka karıncalar her yerden çıkıp etrafımda toparlanıyorlardı. Konuşmuyorlardı ama bakışları bir garipti. Artık etrafımdaki kalabalıktan yürüyemez hale gelmiştim. Yaşlı bir karınca tam önümde durarak şöyle dedi:
-Yüzyıllardır beklediğimiz büyük bilge karınca sen olmalısın. Köyümüze hoş geldin. 
Söylenenlerden bir şey anlamıyordum ama devam ediyordu:
-Atalarımız hep senin bir gün geleceğinden bahsederdi. Onların anlattığı kutsal karınca sen olmalısın. Artık köyümüzde huzur, bereket olacak. Artık köyümüzde barış olacak. 
Yaşadıklarımdan hiçbir şey anlamıyordum ama nihayet yeni bir hayata başlamıştım. Film gibi bir hayat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder