3. Bölüm
Tutunduğum dal dışında bir çubuk daha bulmalıydım ve
onu bu bataklıktan kurtulmak için kullanmalıydım. Sağa sola baktım ve nihayet
değneğe benzeyen bir parça gördüm yakınımda. Uzanarak yerinden çıkarmaya
çalıştım. Biraz zorlandım fakat başarmıştım. Bu değnek sayesinde tutunduğum
ağaç parçasını yavaş ilerleyen bir kayık gibi kıyıya kadar taşıdım. Sonunda kurtulmuştum
bataklıktan. Bir süre kenarda dinlenmek iyi olur, diye düşündüm ve bir kaya parçası
zannettiğim bir yükseltinin altına uzandım. Kaya parçası sıcacıktı fakat o da
ne? Bu parça hareket ediyordu sanki. Yoksa bir canlının gölgesine mi
sığınmıştım. Endişem artmıştı ama ani hareket yapmaktan da korkuyordum.
Birdenbire tüm vücudumu saran bir ılık rüzgar esti. Garip şeyler oluyordu. Evet
bu bir canlıydı ve doğrulmuştu. Kocaman hortumuyla tepemde duruyordu. Üstelik iştahla
bana bakıyordu. Benim küçücük birinden ne istiyor olabilirdi ki? O anda
büyüklerimizden duyduğum hikayeler aklıma geldi. Bu canlı olsa olsa bir
karıncayiyendi. Onlar bizim düşmanımızdı. Galiba beni midesine indirmek
istiyordu. Kaçmaya çalıştım fakat sürekli tepemde dolaşıp duruyordu. Bir kovuk
ya da mağara bulabilsem kurtulma ihtimalim vardı. Telaşla sağa sola koşmaya
devam ettim. Sonunda sığınacak bir yer bulmuştum. Nefes nefese mağaradan
içeriye girdim. İçeri girer girmez yuvarlanmaya başladım. Ayaklarım, kollarım
acıyordu ama en azından hayattaydım ve uçuyordum. Bir süre büyük bir boşluğa
doğru düştüm. Sonunda yumuşak bir iniş yapmıştım. Neyse ki kırık, çıkık yoktu
bir yerimde. Karanlık bir yerdi burası. Çaresizce karanlıkta ilerlemeye
başladım. Az öteden kulağıma ulaşan su damlası seslerini çığlık sesleri
bölüyordu. Yine belalı bir ortama düşmüş olmaktan korkuyordum. Aslında karıncayiyenden
ayrılırken ona bir nanik yapmak isterdim ancak can korkusuyla perişan
haldeydim. Şimdi yukarda halen beni arıyordur zavallı, diye düşündüm. Tam keyfim
yerine gelmişti ki bu ortamda da hayati tehlikem olduğunu sezdim.
Karanlıkta saatlerce ilerledim. Su sesinin geldiği
yerden uzak durmam gerektiğini biliyordum. Bu esnada tepemden rüzgar gibi bir
ses geçmeye başladı. Bu ses galiba bir yarasa sürüsüne aitti. Çığlıklar da
onlardan geliyor olmalıydı. Yarasaları hiç sevmezdim. Gürültü geçinceye kadar
sessiz kaldım ve ardından yine yürüdüm yürüdüm. Dışarda havanın kararmış
olduğunu unutarak ha bire aydınlık bir nokta arıyordum ki ayaklarımın
ıslandığını fark ettim. Akıntısı olan bir suydu bu. Hemen kenarda bir kuru
yaprak buldum ve sürükleyerek suyun içine indirip üzerine atladım. Artık
yüzüyordum karanlıkta. En azından mağaranın dışına çıkabilecektim. Zaman zaman
etrafımdan zıplayan kurbağaların sesini duyuyordum. Bazen de balıklar
zıplıyordu kenarda. Balıklara yem olmak da kötü bir son olur, diye düşündüm ama
balıklar dost canlısıydı. Yorulmuştum ve artık uykusuzluğa direnemiyordum.
4. bölüm
Kendime geldiğimde güneş gözümü kamaştırıyordu. Halen suyun
üzerinde ve bir kuru yaprağın tam ortasındaydım. Yaprak ıslanmamıştı, bu iyiydi.
Bir süre gözlerimi ovuşturup etrafa baktım. Her yer masmavi sularla kaplıydı. Burada
ne yapacağımı bilemiyordum ve su beni taşımaya devam ediyordu. Buradan nasıl
kurtulacağımı bilemiyordum. Güneş beni hayli ısıtmış neredeyse bir karınca
kızartmasına çevirmek üzereydi. Derin düşüncelerle ilerlerken yanımdan geçen
bir kütük parçası gördüm. Kütük parçası yaprağı da üzerine alarak yüzmeye devam
etti. Bu iyi bir şeydi benim için. Zaten yaprak da su almaya, ağırlaşmaya
başlamıştı. Biraz ilerde bir şelale görünüyordu. Şelaleye varmadan önce bir
kara parçasına çıkmak zorundaydım. Bu esnada kütük parçası kıyıya doğru yöneldi
ve çamurlu bir yere saplandı. Kurtuldum, diye sevinirken kütük parçası yeniden
hareketlenmişti ki son anda kara parçasına kendimi attım.
-Bu ağacın adı baobabtır. Bu benim ağacım ama istersen biraz dinlenebilirsin burada.
Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum ki bir çift parlak gözle karşılaştım. Bu bir kertenkeleydi.
-Buralarda yabancıyım ve ne zamandır aç olduğumu bilmiyorum, dedim.
Bir dostu görmüş gibiydim. Kertenkele devam etti:
-Anlamıştım yabancı olduğunu, dilersen sana bir yer tarif edeyim, oraya git ve başından geçenleri anlat, dedi.
-Önce biraz dinleneyim, dedim.
Sohbeti hoşuma gitmişti kerkentelenin. Sabaha kalmadan yola çıkmalıydım. Gerekli yol tarifini tüm detayları ile aldım ve yola çıktım. Bir süre yürüdükten sonra bir köyün girişinde buldum kendimi. Köyün içlerine doğru ilerlerken etrafımda bir kalabalık oluştuğunu fark ettim. Başka başka karıncalar her yerden çıkıp etrafımda toparlanıyorlardı. Konuşmuyorlardı ama bakışları bir garipti. Artık etrafımdaki kalabalıktan yürüyemez hale gelmiştim. Yaşlı bir karınca tam önümde durarak şöyle dedi:
-Yüzyıllardır beklediğimiz büyük bilge karınca sen olmalısın. Köyümüze hoş geldin.
Söylenenlerden bir şey anlamıyordum ama devam ediyordu:
-Atalarımız hep senin bir gün geleceğinden bahsederdi. Onların anlattığı kutsal karınca sen olmalısın. Artık köyümüzde huzur, bereket olacak. Artık köyümüzde barış olacak.
Yaşadıklarımdan hiçbir şey anlamıyordum ama nihayet yeni bir hayata başlamıştım. Film gibi bir hayat.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder