Semih Yılmaz
Kar yağınca herkeste bir mutluluk, herkeste bir heyecan ve tatil beklentisi kaçınılmaz hale geliyor. Çoğu zaman tatiller de peş peşe diziliyor zaten. Bu tatiller bizim için mi yapılıyor yoksa servis şoförleri için mi bilemiyorum fakat her durumda bizim de işimize yarıyor. Mesele kar, kış, tatil değil; mesele karların eridiği vakitler. Aslında bu günlerde tatil verilmeli. Her taraf çamur ve su içindeyken okula, işe gitmek büyük bir mücadele gerektiriyor. Göllenmiş su birikintilerinden geçmek için bazen iyi bir yüzücü olmanız gerekiyor. Ya da hemen yanınızdan son sürat geçen bir aracın üzerinize sıçratacağı çamurlu sudan kaçmak için iyi bir sporcu olmanız lazım. Daha da kötüsü gündüz eriyen ve yolları kaplayan kar sularının geceye doğru buza dönüşmesi. Düşmemek ve bir yerlerinizi kırmadan eve dönmek büyük bir mucize.
Daha bugün garip bir olaya şahit oldum. Kar, çamur ve su birikintileriyle dolu bir yolda ilerlerken yanımdan geçen araç az ilerde durmak zorunda kaldı. Aracın durduğu yerde bir yükselti vardı. Araç sahibi aşağıya indi, dikkatlice aracına baktı, yola baktı ve söylenerek tekrar aracına bindi. Yaklaşınca olay yerini ben de inceledim. Yolda bir çalışma yapılmış ya da bir şekilde çukurlar oluşmuş fakat üzeri kar ve suyla kaplanınca yol, dümdüz gibi görünüyor. Galiba sürücü de bu duruma dikkat etmeden ve yolunu değiştirmeden bu çukura düşmüştü.
Bu ve benzer çukurlara yalnız sürücüler düşmüyor. Karşıdan karşıya geçerken nasıl olsa ayakkabılarımı aşmaz, diyerek attığımız bir adımla paçalarımız tamamen ıslanabiliyor. Üstelik kış günü ıslak bir ayakkabı, ayakkabı içinde çorap ve dizlere kadar ıslanmış bir pantolonla eve dönmek… Ardından başlayan karın ağrısı, böbrek ağrısı.
Yine de kar yağsın ve erisin. Yine de bolluk, bereket olsun. Ben ıslanmaya, yollarda araçların üzerime saçtığı su ile yıkanmaya, ayaklarım ve pantolonum ıslak ve dönmeye razıyım. Hem kar da yağmasa kocaman kış boyunca yalnızca şubat tatilini beklemek çok sıkıcı olmaz mıydı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder