Metehan Darıcı
Kurallar her yerdeydi… Apartmanda, otobüste, AVM’lerde… Hatta yazılı olmasa da her evin kendine has kuralları vardı mesela hava kararmadan evde olmak, sofrada iken telefona bakmamak gibi. Bu kuralların bir kısmı gerçekten hayatı kolaylaştıran şeylerdi lakin bazılarını anlamakta güçlük çekiyordum. Özellikle resmi binalarda kimsenin okumadığına emin olduğum küçük puntolarla yazılmış sayfalar dolusu kurallar listesi vardı. O güne kadar ben de okumamıştım işin açığı. O güne kadar yani sicilimin bozulmasına ve ceza aldığım güne kadar.
Okulda özellikle teneffüslerde ve öğlen arasında herkes dilediği gibi yiyor, içiyor ve eğlenebiliyordu. Dışardan pasta söyleyerek doğum günleri kutlayanlar mı ararsın yoksa cips partisi yapanlar mı? Her öğle arası manzara bundan ibaretti. Benim ise tek eğlencem ve zevkim naneli sakızdı. Üstüne satır satır paragraflar yazdığım, dize dize sevda şiirleri döktürdüğüm naneli sakız. Bilemezdim ki başım bu sakızdan dolayı belaya girecek. Bilsem de yine ondan vazgeçemezdim gerçi.
Yine bir öğlen vaktiydi ve koridorun bir kenarında haşır huşur cips poşeti seslerini sınıflardan birinden gelen “iyi ki doğdun” çığlıkları bastırıyordu. Hatta bazı öğretmenler ses gelen sınıftan elinde bir tabakla mutluluk içinde çıkıyorlardı. Ben sakin bir şekilde koridorun kenarında oturmuş ülkenin ve dünyanın sorunlarını düşünüyordum ve düşünürken de naneli sakızımı çiğniyordum. Nöbetçi olduğunu bildiğim öğretmenlerden biri koridorda bir sağa gidiyordu bir sola. Tam önümde durdu ve kaşlarını çattı:
-Ne var ağzında senin.
Ağzımda sakız olduğu belliydi ve saklayamazdım bunu. Gayet normal bir biçimde cevap verdim:
-Sakııııız.
Kaşlarını daha da çatarak sorgulamaya devam etti:
-Sakız ha, nasıl sakızmış bu?
-Naneli hocam, dedim. İsterseniz size de vereyim. Çantamda bir avuç sakız taşırım hep.
Tam çantama uzanmıştım ki çantamı benden önce kaptı öğretmen.
-Çiğnediğin yetmiyor bir de okula getiriyorsun çantanda ha, diye sesini yükseltti öğretmenim.
Bunun bir şaka olduğunu düşünüyor ve tebessüm ediyordum. Kolumdan tutarak beni oturduğum yerden kaldırdı ve koridordaki sütunlardan birinin önüne götürdü. Okul kurallarının yazılı olduğu sütunu işaret ederek şöyle dedi:
-Gördüğün gibi okulda sakız çiğnemek yasak. Şimdi Müdür Yardımcısı’na gidiyoruz ve işlemlerini tamamlıyoruz. Bakalım nasıl bir disiplin cezası alacaksın?
Ben, bu şakayı neden bu kadar uzattığını anlamaya çalışıyordum öğretmenin. Dersimize girmiyordu ama sorunlu biri olduğuna dair kimse de şikâyet etmemişti sohbetlerimizde. Tebessümle yüzüne bakarken bir yandan Müdür Yardımcısı odasının önüne gelmiştik bile. Ben halen gülüyordum. Durumu Müdür Yardımcısına anlattı öğretmen. Müdür Yardımcısı bana baktı:
-Demek naneli sakız ha? Şu tutanağı hazırlayayım ve ifadeni alayım. Bakalım disiplin kurulu nasıl bir ceza verecek sana, dedi.
Müdür Yardımcısı şaka yapacak bir adam değildi. Ciddiydi. Bu esnada sakızı yutmuştum. Önüme konulan kağıda naneli sakız çiğnemenin suç olduğunu bilmediğimi yazdım. Hayli canım sıkılmıştı. Müdür Yardımcısı karşısında duran koltuğu göstererek:
-İşimiz biraz uzun, otur istersen, dedi.
Nöbetçi öğretmen, disiplin kurulu üyelerini odaya göndermek üzere yanımızdan ayrılmıştı. Bir süre sessizlikten sonra iki öğretmen içeri girdi. Öğretmenlerden biri dersime giriyordu. Hatta öğleden sonraki ilk dersimiz de onaydı. En azından sınıf fişine yok yazmazdı beni diye kendimce küçük bir teselli bulmuştum. Öğretmenler kendi aralarında konuşuyordu. Benim ifademin olduğu kağıt elden ele dolaşıyordu. Dersime giren öğretmen ifademi okuyunca kendini tutamadı ve kahkahayı bastı:
-Naneli sakız çiğneme suçu ha?
Müdür Yardımcısı ve diğer öğretmen çok ciddiydi. Müdür Yardımcısı konuşma ihtiyacı hissetti:
-Hocam lütfen ciddi olalım ve bu çocuğun cezasını verelim. Unutmayın siz disiplin kurulu üyesisiniz. Böyle davranırsanız bir daha bu tür olayların ardı gelmez. Okul koridoru sakızdan geçilmez.
-Okulda çalıştığım yirmi üç yıl boyunca bu kuralı düşündüm her yıl ve bu kuralla ilgili bir olay karşıma gelsin diye bekledim. Allah aşkına bu nasıl bir kural? Artık bunu değiştirmemiz lazım, diye öğretmen devam ediyordu.
Müdür Yardımcısı aynı şeyleri söylüyordu. Sınıfların, koridorun sakız çöplüğüne dönüşmesinden, atılan sakızların ayakkabıların altında oluşturacağı kirlilikten bahsediyordu. Öyle garip bahaneleri vardı ki… Okul bahçesindeki sakızları kuşların yiyecek zannedip ölebileceklerini de söyleyecek kadar abarttı. Neyse ki son aşamada sakızın sağlığa zararına da değindi. Neymiş efendim, naneli ve renkli sakızlardaki plastik oranı çok fazlaymış ve ilerde kalp damar sorunlarına neden olabilirmiş. Sanki kendi kalbi ve damarı…
Bu esnada bana derse gitmem gerektiği söylendi. Mesele derinleşmişti. Müdür Yardımcısı bu kuralın kaldırılamayacağını söylüyor benim öğretmenim bu kuralı kaldırmanın tam zamanı olduğunda diretiyor, diğer öğretmen kenarda çay içiyordu. Galiba bir derse geç gidecek olmanın mutluluğunu yaşıyordu.
Koridor boyunca cips ve yemek kokuları yayılıyordu. Canım naneli sakız çekmişti bu kokuyu bastırır düşüncesiyle ama çantam Müdür Yardımcısı’nın odasında kalmıştı. Diğer teneffüs alırım, diye düşündüm.
Sınıfa döndüm, yerime oturdum. Öğretmenimiz derse gelinceye kadar sıra arkadaşımla sakızın dünyaya ve insanlığa katkıları, hayatı güzelleştirmesi üzerine bir beyin fırtınası gerçekleştirdik. Kimse yaşadıklarımı bilmiyordu. Bir daha böyle bir mesele yaşamamak için okul kurallarını okumalıydım fakat sütunda asılı olan çok küçük puntoluydu. Okulun internet sitesinde de böyle bir başlık görmüştüm: Okul Kuralları.
Akşam ilk işim eve gider gitmez bu kuralları okumak olacaktı. Öğretmenimiz sınıfa girdi. Yüzünde gülücükler, elinde benim çantam vardı. Çantamı uzatırken:
-Bana da bir naneli sakız versene evlat, dedi.
Akşam planladığım gibi eve ulaşır ulaşmaz bilgisayarımı açtım ve okul kurallarını okumaya başladım. Hayli aydınlanmıştım. Mesela kabuklu yer fıstığı yemek yasaktı ama çekirdek serbestti. Sakız çiğnemek gerçekten yasaktı. İki farklı renkte ayakkabı giymek yasaktı ki bunu düşünmüştüm bir ara. Erkek öğrenciler için uzun saç da yasaktı ama bizim okuldaki arkadaşların çoğunun saçları kızlardan daha uzundu. Sınavlardan erken çıkmak da yasaktı fakat sınavı bitiren doğrudan soluğu dışarda alıyordu. Okula erken yasaktı, okuldan geç çıkmak yasaktı. Yasaklar peş peşeydi. Notlarımı almıştım ve bundan sonra daha dikkatli olacaktım.
Ertesi sabah okuldan içeriye girerken Müdür Yardımcısı’nı ve hizmetliyi sütunlardan birinin önünde gördüm. Okul Kuralları tabelasını değiştiriyorlardı. Beni görünce Müdür Yardımcısı:
-Senin yüzünden masrafa girdik, dedi. Bir madde değişikliği sebebiyle kocaman çerçeveyi yeniliyoruz, mutlu musun?
Ağzımdaki sakızı özellikle göstererek ve gülen bir tavırla cevap verdim:
-Hem de nasıl mutluyum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder