Selim Çabuk
Kerem 6. sınıfa gidiyordu. Sessiz, düşünceli ama çok meraklı bir çocuktu. En sevdiği şey okuldan sonra basket oynamaktı. Ancak son zamanlarda canı biraz sıkkındı. Çünkü en yakın arkadaşı başka bir şehre taşınmıştı ve Kerem kendini yalnız hissediyordu.
Bir gün okuldan dönerken boş bir arazinin kenarında kahverengi bir köpek gördü. Bakımsız, cılız bir köpekti bu. Köpek zayıftı ama gözleri dikkatliydi. İnsanlara yaklaşmıyor hatta insanlardan uzak durmaya çalışıyor ve insanları sadece uzaktan izliyordu.
Kerem, bu köpekle karşılaştığı ilk gün sadece ona baktı ve yoluna devam etti.
Ertesi gün köpeği yine aynı yerde aynı saatte gördü. Ona küçük bir iyilik yapmak istedi ve çantasını yokladı. Sabahtan beri çantasında taşıdığı yarım bir simidi vardı ve ertesi gün zaten bu simidi kuşlara atmak zorunda kalacaktı. Bu simidi çıkardı ve birkaç parçaya bölerek köpeğin önüne bıraktı. Kerem’in bıraktığı simidi köpek görmüştü. Köpek önce bekledi, Kerem uzaklaşınca gelip simidi yedi.
Bu, birkaç gün böyle devam etti. Kerem her gün biraz su ve yiyecek bırakıyordu. Köpek artık onu görünce kaçmıyor, sadece dikkatle izliyordu.
Bir hafta sonra Kerem cesaret edip biraz daha yaklaştı. Diz çöktü ve yumuşak bir sesle konuştu:
-Merhaba dostum… Sana zarar vermem.
Köpek temkinliydi, Kerem’den ürkmüyor ve ona dişlerini göstermiyordu. Bu Kerem için büyük bir ilerlemeydi.
Kerem eve gidince ailesine köpekten bahsetti. Babası:
-Sokak hayvanlarına yardım etmek güzel ama dikkatli olmalısın, dedi. Annesi ise farklı bir konuya dikkat çekiyordu. Sokak köpeği olduğu için dikkatli olması gerektiğini ve birlikte veterinere danışabileceklerini söyledi.
Ertesi gün veterinerden bazı bilgiler aldılar. Köpekle doğrudan göz temasından kaçınılmasını söylüyordu veteriner. Ayrıca köpeğe karşı ani hareket yapılmamasını ve sakin davranılmasını öneriyordu. Temiz görünse bile mutlaka köpeğe temas edildikten sonra ellerin yıkanması gerektiğini de ilave etmişti.
Kerem öğrendiklerini uyguladı. Günler geçtikçe köpek ona alıştı. Bir sabah Kerem elini uzattığında köpek kaçmadı. Hatta yavaşça elini kokladı. Kerem köpeğin bu davranışından dolayı çok mutlu olmuştu. Demek ki köpek artık Kerem’i bir yabancı gibi görmüyordu. Bir isim vermeliydi bu garibana. Ona Rüzgar ismini verdi. Çünkü Kerem’in yanına doğru koşarken çok hızlıydı.
Bir akşamüstü Kerem basket oynarken topu yol kenarına doğru kaçtı. Tam o sırada küçük bir çocuk topun peşinden koşmaya başladı. Sokaktan bir motosiklet geliyordu.
Kerem bağırdı ama çocuk duymadı. O anda Rüzgâr hızla koştu. Çocuğa çarpmadı ama önüne geçerek onu durdurdu. Havlayarak dikkatini çekti. Çocuk şaşırıp durdu. Motosiklet de yavaşladı.Herkes derin bir nefes aldı.
Çocuğun annesi koşarak geldi ve Rüzgâr’a teşekkür etti. Mahalledeki insanlar ilk defa köpeğe korkuyla değil, takdirle baktı.
Bu olaydan sonra mahalledeki insanlar Rüzgâr’a daha sıcak davranmaya başladı. Kerem’in babası belediyeyi arayıp köpeğin kontrol edilmesini istedi. Görevliler geldi, Rüzgâr’ı veterinere götürdü. Rüzgâr gayet sağlıklıydı ancak sadece zayıftı. Aşıları da yapıldıktan sonra yeniden mahalleye bırakıldı. Mahalle halkı ona küçük bir kulübe bile yapmıştı.
Artık kulübesi vardı. Kulübenin önüne bir mama kabı koymayı ihmal etmediler.
Kerem ise artık kendini yalnız hissetmiyordu. Her okul dönüşünde Rüzgâr onu yolun başında karşılıyordu. Kuyruğunu sallayarak yanında yürüyordu.
Kerem bir gün bankta otururken şunu düşündü: “Bazen bir dostu kurtardığını sanırsın… Ama aslında o da seni kurtarmıştır.”
Rüzgâr sayesinde Kerem sorumluluk almayı, sabretmeyi ve güven kazanmanın zaman istediğini öğrenmişti. Ve o günden sonra mahallede herkes şunu biliyordu:
Bir iyilik, sadece bir hayvanın değil, bir insanın da hayatını değiştirebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder