ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
Hızlı hızlı yürüyebiliyordu fakat henüz uçmayı tam olarak beceremiyordu. Zaten kanatları onu taşıyacak kadar büyük değildi. Oysa çok küçük bir gövdesi vardı ancak kanatları gövdesinden de küçüktü. Kabuğunu kırarak dünyaya merhaba diyeli birkaç hafta olmuştu. Dünyaya gözlerini açar açmaz etrafına bakmıştı ve kardeşlerini görmüştü. O zamanlar hiçbirinin uçabileceğini düşünmemişti fakat kardeşleri artık uçabiliyordu kısa mesafeli de olsa. O, uçamıyordu. Uçamadığını gören annesi de hayli tedirgindi onun için. Kardeşleri artık kendi başlarına beslenmeye başlamıştı fakat o, halen annesinin ona yiyecek bir şeyler getirmesini bekliyordu. Aslında yuvadan inecek olsa beslenme sorunu yoktu fakat annesi onları özellikle Limon adlı kediden uzak durmaları konusunda sürekli uyarıyordu. Limon ne demekti bilmiyordu. Bu ismi, bu kediye kim vermişti, bunu da bilmiyordu. Çok düşünmüşler miydi acaba? Bir gün yuvanın kenarından annesi Limon’u gösterdi. Kocaman bir kediydi ve kocaman dişleri vardı. Yalnızca onların yuvalarına bakmıyordu, uçan her şeyle ilgileniyordu. Rengi sarı ve beyaz karışımı bir şeydi. Çok korkunç görünüyordu. Kardeşlerini ve onu bir hamlede yutabilecek kadar büyük bir ağzı ve uzun bıyıkları vardı. Annesi bile korktuğuna göre tehlikeli biriydi Limon.
Günler geçiyor fakat o sadece zıplayabiliyordu. Bir türlü kanatlarını kullanmayı öğrenememişti. Annesi usanmış gibiydi ona yiyecek bir şeyler getirmekten. Kardeşleri de hiç kardeş gibi davranmıyordu. Hatta zaman zaman şöyle diyorlardı:
-Seninle yumurtadan çıkan herkes artık kendi başına uçabiliyor. Bu ne tembellik Allah aşkına.
Bu sözler küçücük kalbini perişan ediyordu. Bir şekilde öğrenmeliydi uçmayı. Gece gündüz demeden kanat çırpmaya başladı. Hatta yuvasının dışına da çıkabiliyordu fakat kendini boşluğa bir türlü bırakamıyordu. Aslında onun korkusu biraz da Limon’du.
O gün sabahın ilk ışıklarıyla yuvadaki herkes havalanmıştı. Bir süre sağa sola baktı ve yeniden uçma provalarına başladı. Ne yaptıysa bir türlü olmuyordu. Üstelik yuvanın dışına da çıkmıştı ve Limon pusuda bekliyordu. Bir tercih yapmalıydı ya uçmayı öğrenecek ya da Limon’a yem olacaktı. Tüm cesaretini topladı ve kendini aşağı doğru bıraktı. Ne yapsa ne etse bir türlü başaramıyordu. Biraz savrularak biraz uçarak çimler üzerine düştü. Neyse ki bir yeri kırılmamıştı. Çimler üzerinde yürümek ayrı bir keyifti. Sevmişti toprağı, yeşilliği fakat ya Limon? Limon görürse, koşup gelirse... Bir süre kendine saklanacak yer aradı ve ardını döndüğü bir anda Limonun kocaman burnuyla karşılaştı. Limon’un bir patisi havadaydı ve kuyruğunu sallıyordu. Yavaşça ona yaklaştı ve kokladı. Bu esnada gözlerini kapatmıştı küçük serçe. Bir süre gözlerini açmadan bekledi. Gözlerini tekrar açtığında Limon halen başucundaydı ama biraz daha sevimli bir eda ile bakıyordu. Tam kaçmayı düşünmüştü ki Limon önüne geçti. Yön değiştirdi fakat Limon yine önüne geçti. Bu esnada annesi durumu fark etmiş olmalı ki biraz yukarıdan uçarak seslenmeye başladı:
-Yavrum sen ne geziyorsun burada?
-Uçacağım anne, birazdan uçmayı bekliyorum, dedi.
Bu esnada Limon’un kendine zarar vermek gibi bir düşüncede olmadığını da anladı. Toprakta, çimende yiyebileceği şeyler aramaya başladı. Bir türlü yiyecek bir şey bulamamıştı ve annesi tepesinden ayrılmıyordu. Bir kez daha ardına döndüğünde Limon’un ona yiyecek bir şeyler getirdiğini gördü. Limon’un getirdiği şeyler gerçekten de hoşuna gitmişti. Annesi ise yukarıdan durumu hayretle izliyordu. Limon bir süre sonra uzaklaştı ve annesi yanına gelerek onu uçması için teşvik etmeye başladı. Biraz öz güveni yerine gelmişti. Artık daha yükseğe sıçrayabilecek gücü vardı. Birkaç denemeden sonra havalanmayı başarmıştı. Çok kısa bir süreliğine havada kalmıştı lakin yere çakılması uzun sürmedi. Bir daha, bir daha, bir daha... Hiçbir şey değişmiyordu, hep aynı sonuç. Fakat en azından yuvasının yakınındaki bir duvara kadar uçabiliyordu. Önce duvara doğru uçtu. Bu kez çakılmamıştı. Biraz dinlendikten sonra yuvaya uçtu. Nefes nefese kalmıştı fakat çok mutluydu. Artık annesinin ona yiyecek getirmesine gerek kalmayabilirdi. Kendini çok yorgun hissediyordu. Vakit öğleye yaklaşmıştı. Kardeşleri onu yuvadan izlemişler ve çok korkmuşlardı. Limon’un bu kadar iyi kalpli bir kedi olması onları şaşırtmıştı. Bir süre bütün aile öğlen uykusuna yattı. Uyandıklarında kardeşlerinden biri sordu:
-Anne, Limon neden kardeşimize zarar vermedi. Hani o tehlikeli biriydi?
Annesi bir süre düşündü. Aslında bu sorunun cevabını o da bilmiyordu.
-Limon’un tok bir vaktine denk gelmiş olabilir diye düşünüyorum, dedi annesi ve ekledi:
-Bir kez sizden birine iyi davranması onun tehlikeli bir canlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Belki de kardeşiniz şanslı bir günündeydi.
Akşama doğru tüm aile yeniden yuvadan havalandı. Bu kez küçük serçe önce duvara indi, sonra yere kondu. Limon ortalarda yoktu. Birkaç denemeden sonra artık uçuyordu hem de tek hamlede yuvaya çıkabilecek kadar uçabiliyordu. Önünde keşfedilmeyi bekleyen büyük bir dünya vardı. Tehlikelerle ve iyiliklerle dolu bir dünya.
Günler geçiyor fakat o sadece zıplayabiliyordu. Bir türlü kanatlarını kullanmayı öğrenememişti. Annesi usanmış gibiydi ona yiyecek bir şeyler getirmekten. Kardeşleri de hiç kardeş gibi davranmıyordu. Hatta zaman zaman şöyle diyorlardı:
-Seninle yumurtadan çıkan herkes artık kendi başına uçabiliyor. Bu ne tembellik Allah aşkına.
Bu sözler küçücük kalbini perişan ediyordu. Bir şekilde öğrenmeliydi uçmayı. Gece gündüz demeden kanat çırpmaya başladı. Hatta yuvasının dışına da çıkabiliyordu fakat kendini boşluğa bir türlü bırakamıyordu. Aslında onun korkusu biraz da Limon’du.
O gün sabahın ilk ışıklarıyla yuvadaki herkes havalanmıştı. Bir süre sağa sola baktı ve yeniden uçma provalarına başladı. Ne yaptıysa bir türlü olmuyordu. Üstelik yuvanın dışına da çıkmıştı ve Limon pusuda bekliyordu. Bir tercih yapmalıydı ya uçmayı öğrenecek ya da Limon’a yem olacaktı. Tüm cesaretini topladı ve kendini aşağı doğru bıraktı. Ne yapsa ne etse bir türlü başaramıyordu. Biraz savrularak biraz uçarak çimler üzerine düştü. Neyse ki bir yeri kırılmamıştı. Çimler üzerinde yürümek ayrı bir keyifti. Sevmişti toprağı, yeşilliği fakat ya Limon? Limon görürse, koşup gelirse... Bir süre kendine saklanacak yer aradı ve ardını döndüğü bir anda Limonun kocaman burnuyla karşılaştı. Limon’un bir patisi havadaydı ve kuyruğunu sallıyordu. Yavaşça ona yaklaştı ve kokladı. Bu esnada gözlerini kapatmıştı küçük serçe. Bir süre gözlerini açmadan bekledi. Gözlerini tekrar açtığında Limon halen başucundaydı ama biraz daha sevimli bir eda ile bakıyordu. Tam kaçmayı düşünmüştü ki Limon önüne geçti. Yön değiştirdi fakat Limon yine önüne geçti. Bu esnada annesi durumu fark etmiş olmalı ki biraz yukarıdan uçarak seslenmeye başladı:
-Yavrum sen ne geziyorsun burada?
-Uçacağım anne, birazdan uçmayı bekliyorum, dedi.
Bu esnada Limon’un kendine zarar vermek gibi bir düşüncede olmadığını da anladı. Toprakta, çimende yiyebileceği şeyler aramaya başladı. Bir türlü yiyecek bir şey bulamamıştı ve annesi tepesinden ayrılmıyordu. Bir kez daha ardına döndüğünde Limon’un ona yiyecek bir şeyler getirdiğini gördü. Limon’un getirdiği şeyler gerçekten de hoşuna gitmişti. Annesi ise yukarıdan durumu hayretle izliyordu. Limon bir süre sonra uzaklaştı ve annesi yanına gelerek onu uçması için teşvik etmeye başladı. Biraz öz güveni yerine gelmişti. Artık daha yükseğe sıçrayabilecek gücü vardı. Birkaç denemeden sonra havalanmayı başarmıştı. Çok kısa bir süreliğine havada kalmıştı lakin yere çakılması uzun sürmedi. Bir daha, bir daha, bir daha... Hiçbir şey değişmiyordu, hep aynı sonuç. Fakat en azından yuvasının yakınındaki bir duvara kadar uçabiliyordu. Önce duvara doğru uçtu. Bu kez çakılmamıştı. Biraz dinlendikten sonra yuvaya uçtu. Nefes nefese kalmıştı fakat çok mutluydu. Artık annesinin ona yiyecek getirmesine gerek kalmayabilirdi. Kendini çok yorgun hissediyordu. Vakit öğleye yaklaşmıştı. Kardeşleri onu yuvadan izlemişler ve çok korkmuşlardı. Limon’un bu kadar iyi kalpli bir kedi olması onları şaşırtmıştı. Bir süre bütün aile öğlen uykusuna yattı. Uyandıklarında kardeşlerinden biri sordu:
-Anne, Limon neden kardeşimize zarar vermedi. Hani o tehlikeli biriydi?
Annesi bir süre düşündü. Aslında bu sorunun cevabını o da bilmiyordu.
-Limon’un tok bir vaktine denk gelmiş olabilir diye düşünüyorum, dedi annesi ve ekledi:
-Bir kez sizden birine iyi davranması onun tehlikeli bir canlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Belki de kardeşiniz şanslı bir günündeydi.
Akşama doğru tüm aile yeniden yuvadan havalandı. Bu kez küçük serçe önce duvara indi, sonra yere kondu. Limon ortalarda yoktu. Birkaç denemeden sonra artık uçuyordu hem de tek hamlede yuvaya çıkabilecek kadar uçabiliyordu. Önünde keşfedilmeyi bekleyen büyük bir dünya vardı. Tehlikelerle ve iyiliklerle dolu bir dünya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder