Başlangıçta buralardan gitmenin kendisi için iyi olacağını düşünüyordu. Yeni bir ülke, yeni arkadaşlar, yeni okul... Yeni bir hayata adım atacağını düşünmek onu mutlu ediyordu fakat sonunda ayrılık vakti iyice yaklaşmıştı. Her zaman gözüne batan arkadaşlarından duyduğu huzursuzluk azalmaya başlamıştı. Etrafındakilerin tavırlarını sorun olarak görmüyor hatta farklı bir özellik olarak düşünüyordu. Yollarda bağıra çağıra konuşan insanlar, sınıfın tozunu dumanına katanlar, gerekli gereksiz korna çalan tipler, gece gündüz çatıda gürültü yapan kargalar... Her şey onun için normal gelmeye başlamıştı. Yaşadığı yerde bir denizin olmaması ya da fazla ağaç bulunmaması onun için dert değildi artık. Önceki yıllarda hep sular kesilirdi ve susuzluk tehlikesinden bahsedilirdi. Bu yıl o kadar çok yağmur yağmıştı ki baraj kapakları açılmak zorunda kalmıştı. Bu şehir, bu insanlar eskisi kadar rahatsız etmiyor gibiydi onu. Takvime baktı, iki haftası vardı her şeye veda etmek için. Salona yığdığı valizlere baktı. Kitaplar, defterler, oyuncaklar, giysiler, kalemler... Hepsini götürmek iyi bir fikir değildi galiba. Düşünmekten yorulmuştu ve yatağına doğru usulca gitti. Başını yastığa koyar koymaz uyumuştu. Sabah garip bir rüya ile uyandı. Rüyasında uçağı kaçırdığını görmüştü üstelik en yakın yeni uçuş bir ay sonraydı. Uyandığında bunun bir rüya olduğunu anladığında derin bir nefes aldı.
Takvime baktı, artık on üç günü kalmıştı. Birileriyle vedalaşıp vedalaşmamakta kararsızdı. Zaten yokluğunu hissedecek insan sayısı da çok azdı. Belki her sabah selamlaştığı sokak kedisine durumu söylemeliydi. En azından onu görmeyince aklına kötü şeyler gelmesin garibanın, diye düşündü. Evet, bu kediyle vedalaşmalı ve durumu anlatmalıydı. Kahvaltıdan sonra sokağa çıktı ve kediyle her gün karşılaştığı yere doğru yürüdü. Kedi, onu görür görmez keyifle yanına geldi. Kediye şöyle dedi:
-Ben on üç gün sonra bu şehirden ayrılıyorum. Beni göremezsen aklına kötü bir şey getirme.
Kedinin hiç umrunda değildi onun sözleri. Hatta bir süre sonra başka bir çocuğu görünce onun yanına doğru koşmaya başladı. Vedalaşmak istediği tek canlı da ona bunu yapmıştı. Kedinin ardından bağırmak istedi ama vazgeçti. Kedi işte, dedi.
Biraz etrafta dolaştıktan sonra yeniden valizlerinin başına geldi. Biraz yükünü hafifletmeliydi. Her şeyi doldurmamalıydı valize. Gittiği yer Robinson’un adası değildi neticede. Birkaç eşyayı, birkaç kitabı valize koymaktan vazgeçti. İyi ama kime bırakacaktı yanına almadığı şeyleri? Evde bıraksa evin yeni sahipleri ihtimal çöpe atacaktı onları. Bunu kendisi de yapabilirdi ama yapmak istemezdi. Yıllarca yanı başında duran ve kendisi için değeri olan şeylerden bir anda nasıl vazgeçebilirdi ki? Bunları düşünürken acıktığını hissetti ve mutfağa gitti. Nasıl olsa yakında bu evden ayrılacağım düşüncesiyle kaç zamandır alışveriş yapmadığını fark etti. Bir bardak su içti ve uyumaya gitti.
Sabah garip bir rüya ile uyandı yine. Rüyasında mahallenin kedisi gelmiş ve ondan özür dilemişti. Hatta bu vedadan dolayı üzgün olduğunu söylemişti. Kedi tam kucağına atlamıştı ki uyanmıştı. Tuhaf bir rüyaydı bu. Gerçek hayatta dönüp de yüzüne bakmayan kedi, rüyasında ondan özür diliyordu. Yıllar önce satın aldığı Rüya Tabirleri adlı kitapta bu gördüklerinin yorumunu bulabileceğini düşündü. En azından yanına alması gereken kitaplardan birinin kesinlikle Rüya Tabirleri, olduğunu anladı. Kitabı aradı fakat bulamadı. Acaba bir arkadaşıma mı verdim, diye düşündü. Bu sorunun da cevabını bulamadı. Takvime baktı, artık bir gün kalmıştı bu şehirden ayrılmak için. Bu nasıl oluyordu? Daha dün on üç gün vardı oysa. Acaba takvimin sayfaları eksik miydi? Yanlış basılmış bir takvim miydi? Evinde başka bir takvim yoktu. Telefonuna baktı ve yine şaşkınlığı arttı. On bir gün boyunca uyumuş olamazdı.
Kalan sürede ancak kendine küçük bir valiz hazırlayabilirdi. Birkaç saat içinde valizini hazırladı. Artık sadece ertesi günü beklemesi gerekiyordu. Bir yandan da ya yine günlerce uyursam, diye düşündü. Ne yapacağını bilemeden düşünüyordu ki önceki günlerin takvim sayfalarını gördü sehpada. Bu sayfaları kendinin koparmadığından emindi fakat nasıl olmuştu bu? Belki de uyurgezer olmuştu. O gece uyumamaya karar verdi. Ertesi gün erkenden yola çıkacak ve kimseye veda etmeyecekti. Bir daha bu şehre de dönmeyecekti.
Uyumadan sabaha ermeyi düşünmüştü ama uyuyakalmıştı. Neyse ki uyandığında sabahın ilk saatleriydi. Valizini eline aldı, evin kapısını kilitlemedi. Anahtarı da zaten yanına almamıştı. Bir anahtarlık bile fazladan yük alamazdı yanına. Tam mahalleden çıkacakken o kedi yine yanına düşmüştü ama görmezden geldi. Sadece az sonra bineceği uçağı düşünüyordu ve gideceği yeni dünyayı.
Buraya niçin gelmişti, kimlerle yaşamıştı burada, şimdi neden ayrılıyordu? Hiçbir fikri yoktu bunlara dair.
4 Haziran 2026 Perşembe
HİÇ
Yusuf Kerem Köse, Semih Yılmaz, Ahmet Emir Koç
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder