bianchi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bianchi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2026 Perşembe

PASAPORT

 Metehan Darıcı
 
Çocukluğundan beri hep bir bisikletim olsun istemişti fakat bir bisikleti hiç olmamıştı. Aslında çocukluğunda bir bisiklet alabilecek kadar ekonomileri iyiydi fakat ailesi şiddetle bu isteğini reddetmişti. Oysa tüm akranları yaz tatilinde bisikletle sürü halinde geziyorlardı. Hatta pikniklere gidiyorlar, maçlara bisikletlerle geliyorlardı. Bir de her bisikletin havalı bir kilidi vardı. Çoğunlukla şifreliydi bu kilitler. 
Artık bir araba alabilecek yaştaydı ve arabalara ilgisi hiç olmamıştı ama bisiklet alabilirdi. Evet, çocukluğundaki yarım kalan o his yeniden yapışmıştı yakasına. Gece gündüz hep bir bisiklet hayali kuruyordu. Bisiklet alacaktı ama insanlar ona nasıl bakacaktı bisiklet üzerindeyken. Belki bazıları cimri olarak niteleyecekti bazıları ise sağlığına düşkün biri diyeceklerdi. Kendini iş yerine bisikletle giderken hayal ediyordu her gün. Yolun kenarında araçlara el kaldırarak karşıya geçen, sinyali ayağıyla verip aradan sıvışan çılgın bir bisiklet sürücüsü olmanın tam zamanıydı. Artık bu tutkuyla baş edemeyeceğini anlayınca bisiklet bakmaya başladı. Her şey çok değişmişti. On dört yaşındayken arkadaşından ödünç alarak kullandığı bisikletler yoktu artık. Zaten o bisiklet yüzünden ailesi biraz da karşı çıkmıştı bu isteğine çünkü ne fren ne vites ne de sağlam bir direksiyon yoktu o yıllarda. Şimdiki bisikletler son derece teknolojik donanıma sahipti ve konforlu görünüyordu. Müzik sistemi olan bisikletler bile vardı. Bazı bisikletlerin sinyalleri de vardı üstelik. Kısa sürede aradığı bisikleti kafasında belirledi. Ne eski ne yeni bir bisiklet olacaktı bu. Donanım bakımından eksiksiz ama görünüş olarak klasik bir Bianchi. Ara sıra kendine güldüğü de oluyordu çünkü akranları elektrikli arabalar, hibrit araçlar, dizel motorlar bakarken o, oturmuş bisikletlere bakıyordu. Mutlaka bir bisiklet sahibi olmalıydı. 
Birkaç hafta sonra nihayet bir ilanda aradığı özellikleri taşıyan o bisikleti buldu. Üstelik yaşadığı şehirdeydi bu satıcı. Birkaç saat içerisinde iletişim kurdu ve pazarlık bile etmeden bu bisikleti aldı. Evine bisikletle dönecekti. Otobüse artık veda etmenin zamanıydı. Satıcı çok yaşlı biriydi ve bisikletten anlıyordu. Ona satarken bulabileceği en iyi bisikletin bu olduğunu söylemiş ve ona iyi davranırsa bu bisikletle hacca bile gidebileceğini söylemişti. Yaşlılık işte, hacdan umreden başka bir gayesi kalmamıştı belli ki adamcağızın. 
Sonunda bisikletini aldı fakat trafikte kullanmak yerine kaldırımdan sürerek evin yolunu tuttu. Tam evine yaklaşmıştı ki çocukluk hayalleri yeniden depreşti. Bisikletinin bir sepeti yoktu, matarası yoktu. Rüzgarda ya da aşırı sürat yaptığında ses çıkaracak bir maden suyu şişesi yoktu. Reflektör yoktu, çamurluk yoktu. Yolunu değiştirdi ve bisiklet aksesuarı satan bir yerler aramaya başladı. Kısa bir süre sonra bisiklet aksesuarı satan bir yerlere ulaştı. Kaç dükkana uğradıysa hayallerindeki malzemeleri anlatamadı. Sonunda biraz daha modern ve güncel ürünlerle hayalini gerçekleştirdi. Güzel bir matara alarak bisikletinin gövdesine yerleştirdi. Küçük bir müzikçalar alıp direksiyona montajını yaptırdı. Reflektörleri ve çamurlukları da arka tekerleğe yerleştirdi. Artık bisiklete binebilirdi fakat bir de kask neden olmasın, diye düşündü. Küçükken kask takan motorculara hayranlıkla bakardı. Can güvenliği önemli, diye düşündü ve bir de kask aldı. Artık yeni biriydi ve bir bineği vardı. Kaldırımdan gitmenin de anlamı yoktu. Bisikletine atladı ve evin yolunu tuttu. Umduğundan daha kısa sürede evine ulaşmıştı. Çocukça bir mutluluk muydu yoksa gerçekleşmiş bir hayalin hırsı mıydı yaşadığı, bilemiyordu. Evine geldiğinde bisikletini bağlayacak bir kilidinin olmadığını fark etti fakat sorun değildi. Kemerini çıkarıp bisikletini bahçe girişine bağladı. Zaten mahallesindeki herkes onu tanırdı ve şimdiye kadar bir hırsızlık olayı yaşanmamıştı. Bu tedbiri sadece küçük çocuklar için almıştı. Yaramazlık yapıp da birinin bisikletine zarar vermesine dayanamazdı. 
Sabaha kadar birkaç kez uyanıp pencereden bisikletine baktı. Ertesi gün işe gitmek için indiğinde önce kemerini yeniden beline taktı ardından bisikletine atladı. Normalde iş yerine kırk dakikada otobüsle ancak ulaşıyordu fakat iş yerine yaklaştığında henüz beş dakikanın geride kaldığını fark etti. Gözlerine inanamadı. Yarım saat daha bisikletimle gezerim, diye düşündü ve pedal çevirmeye devam etti. Pedal sanki kendiliğinden dönüyordu. Yeni bisikletler bir başka, diye içinden geçirdi. Bu esnada yanındaki bir araçla içten içe yarışmaya başlamıştı ki adamın da kendisiyle yarıştığını fark etti. Kırmızı ışığa geldiklerinde adam durdu ama o devam etti. Neticede motorlu bir araç değildi altındaki. Ha bire pedal çeviriyordu. Etrafındaki araçları bir bir geride bırakıyordu. Bir süre sonra etraftaki araç sayısı azaldı ve yol genişledi. Yalnızca rüzgarın bisikletine çarparken çıkardığı sesi duyuyordu. Tekerleklerin her dönüşünde sanki çocukluğuna gidiyordu. Bazen gözlerini kapatıyor, sonra bir korna sesiyle yeniden açıyordu. Kendine geldiğinde havanın kararmaya başladığını fark etti. Bisikletini durdurmadan matarasını aldı ve biraz su içti. İklim değişmişti sanki. Az ileride bir kalabalık gördü. Yola çıktığından beri ilk kez frene dokunma ihtiyacı hissetti. Bir bariyer vardı uzaktaki noktada. Yavaşlayarak yaklaştı. Üniformasında Bulgaristan bayrağı olan bir görevliye yaklaştı. Ne olduğuna anlam veremiyordu. Görevli bozuk bir Türkçeyle sordu:
-Pasaport nerede?