9 Ekim 2025 Perşembe

GÖKYÜZÜ

 Elif Erva Ağar

Ne zaman daralsa içim
Bir gökyüzü ararım göğün yüzünde
Başımı kaldırırım bakarım
Bulutların içindeki kendime

Bazen bulutlar mutlu
Bazen kederli
Tıpkı benim gibi

Ne zaman daralsa içim
İçimi ararım gökyüzünde
Kendimi ararım
Ruhumu ararım
Varlığımı ve yokluğumu ararım
Her zaman bulamasam da aradığımı
Gökyüzüne bakarım
Bakarım

UZAKLARI ÖZLEMEK

Aden Mira Kartal

Eğer Anadolu’nun tam ortasında
Bozkırda yaşıyorsanız
Normaldir sevmeniz bir köpeği
Ya da kediyi
Hatta kuş denildiğinde
Kargayı

Ama ben burada
Oturup okyanus hayalleri kuruyorum
Ve en çok 
Balinaları seviyorum

Bir kez bile görmemiş olsam da
Bir okyanusa ayaklarım değsin istiyorum
Balinaları özlüyorum

Çok özlediğimde okyanusları ve balinaları
Kızılırmak’ın kenarına gidiyorum
Bir şişe içine notlar yazıp
Irmağa bırakıyorum
Bir gün ulaşır okyanusa belki diye
Bekliyorum 
Bekliyorum

ANAHTAR

 Kadir Üstündağ

Her kapının bir anahtarı var
Her anahtarın kapısı
Bazı kapılar içerden kilitli
Bazı kilitlerin üzerinde kalmış pası

Bir kilit var önümde 
Anahtarını bulamadığım
Durup durup karşıma çıkan bir kapı var 
Bir türlü eşiğini atlayamadığım

Kapılar ve kilitler
Kilitler ve kapılar
Galiba hayat bundan itibaren
Hep böyle geçecek
Kilitli kapılar bakalım
Ne zaman beni içine çekecek

BİR FEN DERSİ SORUNU

 Yusuf Ensar Güler 

Aslında çoğu fen konusu
Çok sıkıcı doğrusu
Fakat kara delikler çekti dikkatimi
Sadece dikkatimi değil 
Her şeyimi
Kendi içine çökmüş 
O da benim gibi

Diyorlar ki
Kara deliğe düşen hiçbir şey
Çıkamaz geri
Ben bir fen dersinde buraya düştüğümden beri
Çalışıyorum şimdi çıkmaya
Deli gibi


TUHAFLIK

Metehan Darıcı

Bilgisayarı açıyorum
Her şey İngilizce
Çarşıya çıkıyorum
Tabelalar İngilizce

Markete giriyorum
Ürünler İngilizce
Okula gidiyorum
Dört saat İngilizce

Yine de İngilizce konuşamıyorum
Alışveriş yapıyorum, oyun oynuyorum
Çarşıda geziyorum
Her yer İngilizce

Tarih dersini hatırlıyorum
Birinci Dünya Savaşı
İtilaf Devletlerine bakıyorum
Karşıma geliyor İngiltere 
Biz bunları her türlü yenmemiş miydik
Neden her yer İngilizce 

AKŞAM

Semih Yılmaz

Eğer akşam olmasaydı
Hepimiz bir sofrada oturamazdık
Babam işten gelemezdi mesela 
Akşam olmasa
Ben mahsur kalırdım okulda

Eğer akşam olmasaydı
Gece de gelmezdi ardından
Uykular yalan olurdu, rüyalar yalan
Hatta geçmezdi günler salıdan çarşambaya
Perşembeden cumaya

Eğer akşam olmasaydı
Anlamı olmazdı sabahın, öğlenin
Ve uzayan gecenin

Bence her şey akşama ayarlı
Ödevler, yemekler, buluşmalar, sohbetler
Bence her şey akşamda saklı

BAŞLAMADAN JÜBİLE

 

Ahmet Emir Koç

Sonunda şansım yaver gitmişti ve bir örümcek tarafından ısırılmayı başarmıştım. Gariban örümcek kendini öldüreceğimi zannedip yalvaran gözlerle bana bakmıştı ama ben onu öldürmek yerine eğilip öpmüştüm ve şöyle demiştim:
-Teşekkür ederim güzel örümcek. Senin ömrün boyunca tüm bakımların artık bana ait. İstediğin yere istediğin büyüklükte ağ yapabilirsin.
Örümcek şaşırmış ve bir süre sonra ani hareketlerle uzaklaşmıştı bende. Onun uzaklaşmasını izledikten sonra artık süper güçlerimi deneyebilirdim. Balkona çıktım ve karşı binaya doğru kolumu uzatarak ağ fırlatmaya çalıştım fakat bir türlü olmuyordu. Belki de henüz bu yeteneğim yüklenme aşamasındaydı. Bir süre sonra annem içerden seslendi:
-Akşam yemeği hazır…
Tıpkı Örümcek Adam gibi koştum, yuvarlandım ve masanın dibine çömeldim:
-Kahraman oğlun geldi anne, dedim.
Annem bir şey anlamadı söylediklerimden. Zaten anlamasını da beklemiyordum. Annem gayet sakin:
-Yine mi arkadaşlarınla süper kahraman oyunları oynadın, dedi.
-Bu kez olay bambaşka anneciğim, bu bir oyun değil. Yeteneklerime sen de inanamayacaksın diyerek kolumu tavana doğru uzatmaya başladım. Bir, iki, üç denemeden sonra annem kolumdaki böcek ısırığını fark etti ve kolumdan tutarak beni ilkyardım dolabına doğru sürüklemeye başladı.
Direnmem nafileydi. Önce bir güzel dezenfekte etti ısırık bölgesini ve ardından da krem sürdü.
Ben çaresiz izliyordum onun müdahalesini. Bütün yeteneklerimin aşama aşama silindiğini hissediyordum. Üzülerek anneme baktım:
-Anne, dünya senin yüzünden bir kahramandan oldu.
Annem anlamıyordu.
Örümcek, duvarın kenarından sessizce bizi izlemeye devam ediyordu, galiba gülüyordu.

YILDIZELİ'NE DOĞRU

Semih Yılmaz, Yusuf Kerem Köse, Ahmet Emir Koç

1. Zor Yolculuk


Hava git gide soğuyordu ve akşam yaklaşıyordu. Büyük bir kar çölünün ortasında gibiydim. Her taraf bembeyazdı. Saatlerdir yürüyordum ve gece bastırmadan Yıldızeli’ne ulaşmalıydım. Aslında daha önceden bu yolu çok yürümüştüm fakat bahar ya da yaz mevsimiydi o zamanlar ve hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Ara sıra rüzgarın uğultusuna uzaktan kurt sesleri eşlik ediyor gibiydi. Bu dağlarda kurt, ayı, domuz gibi yabani hayvanların çokça bulunduğunu duymuştum.
Kafamdan bu olumsuz düşünceleri atarak yürümeye devam etmek zorundaydım. Geceyle birlikte buraya yoğun bir sis iniyordu ve hepten kaybolma ihtimalim yükseliyordu. Var gücümle adımlarımı hızlandırdım, bata çıka karlar içinde yol alıyordum. Üşümeye başlamıştım ama bir yandan da terliyordum. Ayaklarım, paçalarım çoktan ıslanmıştı, üstelik acıkmıştım da. Anayola indikten sonra işim kolaydı. Mutlaka sığınacak bir yerler bulurdum ya da otostopla yola devam ederdim fakat doğru yolda olduğumdan bile emin değildim. Bu düşüncelerle ilerlerken hava tamamen karardı. Belki de havanın kararması lehimeydi. Şayet sis çökmezse ilçenin ışıklarını görebilirdim. Hava nihayet kararmıştı. Karanlık umudumu azaltmaya başlamıştı. Belki de Yıldızeli’ne ulaşamadan kaybolup donacaktım bu dağ başında. Aklıma güzel yemekler geliyordu, sıcak içecekler ve bir yandan uyku gözlerimi zorluyordu. Kalan son gücümle birkaç adım daha atmıştım ki birdenbire yuvarlanmaya başladım. Artık ne dizlerime gücüm yetiyordu ne de kollarıma. Ne kadar yuvarlandığımı bilmiyorum artık bu yolculuğun bittiğini düşünüp gözlerimi kapatmıştım. Böyle bir şekilde hayatla vedalaşacağım hiç aklıma gelmemişti. Belki cesedimi bahara kadar kimse bulamayacaktı. Düşündüğüm son şeyler bunlardı. 
Gözlerimi açtığımda gaz lambasının aydınlattığı bir odadaydım. Odanın ortasında kocaman bir soba vardı ve etrafta kimseler yoktu. Dışarısı hâlen karanlıktı ve köpek sesleri geliyordu. Yerimden güç bela doğruldum. Lambaya yaklaşarak ellerime, dizlerime baktım. Sıyrılmıştı ve bacaklarımdan biri çok fena ağrıyordu. Bir süre sonra büyük ahşap kapı gıcırtıyla açıldı, kapının önünde yüzü tam görünmeyen yaşlı bir kadın duruyordu:
-Seni evimin biraz ilerisinde köpeklerim buldu. Kimsin, buralarda niçin dolaşıyorsun, in misin cin misin, dedi.
Şaşkındım. 
-Adım Demir. Yıldızeli’ne gidecektim. Veterinerim. Köylerden birine çağrılmıştım. İşim bitti ve yola çıktım ancak Yıldızeli’ne varamadım bir türlü. 
-Yıldızeli mi? Yıldızeli buraya çok uzak, gerçeği söyle, dedi kadın. 
Şaşkınlığım iyice artmıştı. Belki de düştüğüm yerde bayılmıştım ve garip hayaller, rüyalar görüyordum. Tam konuşmak için kendimi toparlamıştım ki gözlerim ağırlaştı ve yeniden kapandı. 
Tekrar uyandığımda her yer aydınlıktı. Kapı yeniden açıldı, bu kez kapının önünde bekleyen bir dedeydi. Şefkatle bana doğru baktı ve konuştu:
-Yıldızeli ha? Demek Yıldızeli’ne giderken buraya düştün. Hayli ilginç, dedi. 
-İlginç olan ne, diye sordum. 
Cevap vermedi. Biraz sonra kahvaltı yapalım ve sen de bize gerçekleri anlat, dedi. 
Yerimden doğrulmaya çalıştığımda bacağımın ağrısını hissettim. Dede, tebessüm ederek:
-En az yirmi gün bizimlesin, dedi. O bacak fena kırılmış ve onu sarmamız lazım bugün.
Hemen ardında duran ince çubukları ve kabukları gösterdi:
-Bunlarla saracağız hem de, diye ilave etti. 
Yaşadığım için sevinmeli miydim yoksa bacağımın kırıldığı için üzülmeli miydi ya da bu garip yere düştüğüm için endişelenmeli miydim?.. Kafam karmakarışıktı. Konuşacağım, soracağım şeyler yanlış anlaşılmaya neden olabilirdi. Belki de gerçekten iyi niyetli insanlardı bunlar ve bana yardım etmeye çalışıyorlardı. Ben sadece yerdeki kilimin desenlerine bakıyordum. Bu şekilde kilim deseni hiç görmemiştim. Bu esnada yaşlı kadın elinde küçük bir tepsi ile içeriye girdi. Çay ve kahvaltı vardı tepside. Kahvaltılıklar arasında ilk kez gördüğüm şeyler vardı. Tepsiye garip garip baktığım görünce yaşlı kadın:
-Bunları yemezsen iyileşemezsin, dedi.
Oda çok sessizdi. Bu sessizlik ve aydınlık beni derinden etkiliyor, hareketsiz bırakıyordu. Kahvaltımı bitirdim ve çayımı içtim. Artık kırık bacağımın sarılmasına gelmişti sıra. Yaşlı adam içeriye girdi, önümdeki kahvaltı malzemelerini geriye çekti, gözlerime baktı ve biraz endişeyle:
-Dayanabilecek misin, önce kırık kemiği yerine oturtmamız gerekecek biraz canın yanacak, dedi. 
Çaresizdim. Yaşlı adamın bembeyaz elbisesi dikkatimi çekmişti. Özenle bacağıma bastırdı, bağıracak oldum fakat sesim çıkmıyordu sanki. Biraz acı duydum, hemen ardından ağaç kabukları ve çubuklarla bacağımı sarmaya başladı yaşlı adam. Birazcık olsun rahatlamıştım, ağrım hafiflemişti. Belki de kahvaltının ve sıcağın etkisiyle uykum geliyordu, gözlerimi açamıyordum bir türlü. Kendimi rahat, huzurlu bir uykunun kollarına bıraktım. 

2. Bölüm: Derin Uyku
Kaç saat kaç gün geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda kocaman bir odadaydım. Oda sıcacıktı ama yaşlı insanların bulunduğu yer değildi burası. Duvarlar boyalı, tepede floresan lambalar vardı. Sağımda ve solumda büyük yataklar vardı. Bir hastaneyi andırıyordu burası. Kolumdaki damar yolunu fark ettim, başucumda bir serum vardı ve damar yoluna bağlıydı. Her tarafım ağrıyordu. Doğrulmak istedim ayağımdaki kocaman alçıyı fark ettim. Oysa bacağım çubuk ve kabuklarla sarılmıştı. Acıkmıştım da… Bir süre olan biteni anlamaya çalıştıktan sonra yakınlardan bir ses geldi:
-Hasta kendine geliyor. Oda 3’e acil bakar mısınız?
Birkaç dakika sonra etrafımda kıyafetlerinden sağlık görevlisi olduğu belli olan üç kişi belirdi. Biraz yaşlıca olan sordu:
-Demir Bey, nasılsınız? Kendinize geldiniz mi biraz? 
Şaşkındım. Biraz kekeleyerek sordum:
-Bu bu buraya nasıl geldim? Bana ne oldu? Yaşlı iki kişinin evindeydim en son.
Bu esnada yine genç bir hemşire söze girdi:
-Üç gündür ayılmanızı bekliyoruz. Yıldızeli’ne çok yakın bir yerde donmak üzereyken sizi ilçe sakinleri bulmuş. Buraya geldiğinizde donmak üzereydiniz ve bir süre sayıkladınız. 
-Beni iki yaşlı insan buldu ve onlar kahvaltı verdi, bacağımı sardı, benimle ilgilendiler, dedim. 
Diğer sağlıkçı söze girdi:
-Galiba hâlen kendine gelememiş Demir Bey. 
Kadın sağlıkçılardan biri tebessüm ederek:
-Sizinle baygın olduğunuz süreçte ilgilenen bendim ama yaşlı ifadeniz biraz beni üzdü doğrusu, dedi ve ilave etti, kendinizi iyi hissedinceye kadar misafirimizsiniz. Zaten Sivas-Ankara yolu da kapandı kar yağışı nedeniyle ve bir haftadan önce açılmaz. 
Uykum geliyordu fakat uyumak istemiyordum. Uyanınca yeni bir odada gözlerimi açmaktan ve tanımadığım insanlarla karşılaşmaktan endişe ediyordum. Bütün çabama rağmen gözlerim kapanmaya başlamıştı bile. 
.