11 Ekim 2025 Cumartesi

KADİM DOST

 Yiğit Efe Demir

Kitaplar insanlığın hafızasıdır. Kitapsız kalmış bir toplum, hafızasını kaybetmiş insan gibidir. Kitaplar bize öğretir her şeyi, yaşamayı, düşünmeyi, yazmayı, tarihi, anlamayı… Kitaplar içinde sadece harflerin, kelimelerin, cümlelerin ya da resimlerin yer aldığı sayfalar değildir. Kitap, bir dünyadır hem de sonsuzluğa, sonsuz bir bilgiye açılan dünya. 
Kitaplar türlü türlüdür: ders kitabı, test kitabı, hikâye, roman, çizgi roman, şiir, ansiklopedi… Faydasız olduğu düşünülen kitaplarda bile bazen bir cümle insanın hayatını değiştirebilir. Zaten insanların hayatını cümleler ve kelimeler değiştirebilir. 
Ben, bu yaşlarda çizgi romanları seviyorum en çok. Kahramanların resimlerini görmek ve baloncuk içinde onların cümlelerini okumak ayrı bir keyif. Sanki o çizimler ben okurken hareketleniyor ve filme dönüşüyor. Beynimde seslerini duyuyorum kahramanların. Üstelik okuması da çok kolay bu kitapların. 
Elbette sonsuza kadar çizgi roman okumayacağım. Mesela bugünden sonra deneme kitapları da ilgimi çekebilir. İlerleyen yaşlarda belki roman, hikâye, şiir türlerinde büyük eserlere de yöneleceğim. Ders ve test kitapları mı?.. Onlar zaten hep çantamda, sırtımda, masamda, yanımda olacak. 
Yeniden kitaplara dönelim. Kitapların hikâyesi de insanlığın hikâyesi kadar eski aslında fakat insanlar bunun farkında değil. İnsanlar da kitaplara benzer. Eğer insan kitaba benzemiyorsa hayatları kitaba mutlaka benzer. Bazı insanların hayatlarında ilk sayfalar eksikse kalan bölüm anlamsız kalır. İnsan hayatının ilk sayfaları çocukluğudur. Bazı hayatların son sayfaları eksiktir. Bu insanlar hep çocuk ruhludur. Bu, iyi bir şeydir belki de fakat dengeli olmalıdır. Bazı kitapların yazıları silinmiştir, mürekkebi dağılmıştır kayıp hayatlar gibi. Bazı insanlar geçmişi ya hatırlamaz ya da hatırlamak istemez. 
Kitaplar, insanlar gibidir. Bazen kapağını görür heveslenir ve alırsınız. Baskısı çok güzeldir, renklidir, yaldızlıdır fakat içi boştur. Bazılarının da baskısı sade, gösterişsizdir. Hatta yıpranmış bile olabilir ama o kitap geçmişi bize fısıldar. Ruhumuza can katar. 
İnsan kitaptır, kitap da insandır. Her ikisi de anlatmak, anlaşılmak için vardır. 

SANDALYEYE DAİR


Yiğit Efe Demir
Oturmanın en basit ve kestirmeden yoludur bir sandalye bulmak. Her yerde bulunur sandalyeler; sınıfta, evde, bankada, hastanede, postanede, pastanede, hatta camide…
Dört ayaklı bir küçük şirin yapısıyla bir hayvanı çağrıştırsa da canlı değildir ama ben onların da bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Ayağı kırıldığında canlarının acıdığını düşünüyorum. Üzerine ağır bir insan oturduğunda acı çektiğini düşünüyorum. Ya da çocuklar oyun kurarken ondan tren, otobüs yaptığında mutlu olduklarını düşünüyorum. 
Onların da bizler gibi şanslı ve şanssız olanları var. Şanssız olanlar genellikle tahtadan yapılan ve rastgele yerlerde bulunanlar. Bu sandalyelere eziyet edenler, acımasızca davrananlar gördüm. İki ayağını havaya kaldırıp sandalyeyle sallananlar gördüm ve çoğu sandalye, kendisini amacına uygun kullanmayanlardan intikamını alır, bunu da gördüm. Bir sandalyeden yüzükoyun ya da sırtüstü düşenleri gördüm. 
Sandalyeler insanların zarar görmesine de sebep olabiliyor ama bunu sandalyeler istemiyor elbette. Bu durum insanların sandalyeleri düzgün kullanmamasıyla ya da üretmemesiyle ilgili. Sandalyelerin insanlarla bir sorunu yok ama insanların bazı sandalyelerle sorunu olmalı. Bir insan bir kez düştüğü sandalyeye bir daha oturmayabilir hatta onu kırabilir, çöpe atabilir. Oysa sandalyeler suçsuzdur, günahsızdır. Sandalyeler insanları kullanmıyor, insanlar sandalyeleri kullanıyorlar. 
Sandalye, bir yaşam biçiminin de sembolüdür. Ona çok benzeyen tabureden lükstür mesela. Sırtınızı yaslayabilirsiniz sandalyeye ve taburedekinden daha rahat oturursunuz ama bir koltuğa göre de sandalye çok rahat bir araç değildir. Bu yüzden belki de trenlerde, otobüslerde sandalye yerine koltuk bulunur. 
Ben ne tabureleri sevdim ne de koltukları. Sandalye en iyisi. Kim icat etti, kaç bin yıl boyunca kullanıldı bilemiyorum ama sandalye daha uzun yıllar boyunca hayatımızda yer alacak gibi. 

SESSİZ KAHRAMAN

Yiğit Efe Demir

Önce onu markette gördüm. Kimseler önünde durmuyordu. Kimseler onu almak istemiyordu. Oysa rengârenkti fakat insanlar, çocuklar daha renkli yiyecekler, içecekler ya da elektronik malzemeler alıyordu ve o, boynu bükük bir vaziyette gelip geçeni seyrediyordu. 
Yıllar geçti ve sonunda onunla tanıştım. Okula gidip de onunla tanışmayan var mı? Artık o benim yoldaşım, sırdaşım, arkadaşımdı. Bazen konuşmak istemediğimde o benim duygularımın aynası oluyordu. Çantamda o yoksa büyük bir eksiklikti. 
Onunla girdim sınavlara, onunla kazandım puanları. Üstelik bir tane değil, tek renkli değil… Mavisi var, sarısı var, kırmızısı var ama en çok kullandığım siyah. Zaten öğretmenlerin istediği de o. Neden renklilerinden rahatsız oluyorlar, bunu pek anlamıyorum.
Onun en yakın dostu kim derseniz, benim ancak bir dostu daha var: defter. 
Neyden mi bahsediyorum dersiniz, elbette kalemimden. 
Kalem aslında yazıyı, yazı ise dili var eder. Kalem olmasaydı bugüne kadar gelir miydi kelimeler, şiirler, kitaplar, konuşmalar. Kalem olmasaydı kurulabilir miydi devletler, yapılabilir miydi antlaşmalar. Kalemin olmadığı yerde hâlen devam ediyor savaşlar. 
Hepimizin çantasında, cebinde, arabasında, masasında bulunur mutlaka. Her ne kadar son zamanlarda biraz onu ihmal etse de insanlar o, insanları unutmadı hiç ve hep insanlar için kendini tüketti ama insanlar kendilerini onun için tüketmedi. 
Kalem, medeniyettir. Kalem, sırdaştır, dosttur, arkadaştır, yoldaştır. Her serüven kalemle başlar. 

DUYGULAR

Elif Eslem Şimşek

Kimileri mantıkla hareket etse de
Galiba ben en çok duygularla yaşıyorum
Durup dururken bazen
Birden duygularımla karşılaşıyorum

Günün en güzel saatlerinde
Bir hüzün doluyor içime sebepsiz
Duygularla yaşamıyorsanız eğer
Siz bunu nereden bileceksiniz

Ya da herkes üzüntülü iken
Bir gülme tutuyor beni
Bilmiyorum neden
Anlatmak zor elbette bunları
Birazcık olsun hissetmeden

Duygular da bence
Beynin bir kenarında
Yaşıyor sessizce

GERÇEK DÜNYA

 


Nehir Almacı
Yaşadığım dünya da mıyım
Yoksa hayal aleminde mi
Ben hayallerimde
Dünyadan daha çok yaşıyorum

Her gece
Uyumadan önce 
Dalıyorum hayallere 
Saatlerce
Bazen geçmişi düşünüyorum
Bazen geleceği
Zamanın içinde yürüyorum
Sessizce
Zaman ve mekân geride kalıyor
Belki de gerçek dünya hayallerimde

HAYAT

Reyhan Veske

Hayat çok uzun diyenlere katılmıyorum
Hayat
Kısacık aslında
Bir kelebeğin ömrünün
Bir gün olduğunu söylerler
Onunki de bir ömür
Bizimki de bir ömür

Hayat kısacık bir an
Belki de sadece bir an
Ve kocaman bir boşluk
Bizden geriye kalan


ÖZGÜR OLMAYAN ÇOCUKLAR İÇİN

Sami Yusuf Avcı

Ben özgür olduğumu biliyorum
Ve özgürce yaşıyorum dünyada
Fakat özgür olmayan çocuklar da var
Çok uzaklarda

Mesela Filistin’de
Mesela
Unutulmuş bir coğrafyada
Doğu Türkistan’da

YAZ

 Ecem Ercins 

Kışın başkenti Sivas’ta yaşasam da
En sevdiğim mevsim yaz
Gezmeler yazın anlamlı
Filmler ve kitaplar yazın başka
Fakat kış
Büyük bir yokuş

Bir de sonbahar var kimilerinin çok sevdiği
Benim bir türlü ısınamadığım
Hatta usuldan üşümeye başladığım
Sonbahar 
Kışın habercisi
Belki de bu yüzden
Sevmiyorum kendisini

Yaz
Evet yaz
Sadece birkaç ay sürse de
Benim mevsimim yaz
Keşke uzun sürse biraz
Yeşillikler kaybolmasa
Olmasa her yer bembeyaz