25 Ekim 2025 Cumartesi

SADECE HUZUR

Nurgül Asya Kılcı

İnsanların ihtiyacı sınırsız
Çoğunun ömrü yetmiyor karşılamaya
Kimileri ev derdinde 
Kimileri araba
Bazılarının yazlığı eksik
Bazıları için gerekli villa

Bir hayalin peşinde ya da rüyanın
Geçiyor ömürler
Vakit kalmıyor yaşamaya

Oysa gerekli olan tek şey var insana
O da her yerde bulunur 
Bulunur herkes için
Birazcık huzur aslında

İhtiyacın nedir diye sorsalar bana
Huzur derim sadece huzur
Huzur en büyük ihtiyaç insana

BÜYÜMEK

Yusuf Kerem Köse

Çok değil iki sene önce
Şatoydu benim için bulutlar
Belirirdi aniden kulelerde krallar
Veya belirirdi
Ufuklarda uzun yeleli atlar

Şimdi
Yaşlı bir at
Bir tane de halat
Lazım eski günleri kurtarmak için
Ama asla geri dönmüyor o şato ve bulutlar
Niçin bilmiyorum niçin

Çok değil iki sene önce
Çok uzaklarda kalmış gibi her şey
Ama belki de
Büyümek değil de
Özlemek acı veriyor
Eskiden yazdığın bir nineyi 
Ve bir dedeyi

KATLANMAK GEREK

Gamze Sena Kuyucu

Bazıları sevmez kış mevsimini
Nasıl nefret ediyorlar anlamıyorum ki
Bembeyaz olur her taraf
Karlı bir kış günü sevilmez mi

Anlamazlar kışın getirdiği duyguyu
Yağan karla gelen huzuru
Anlamaz kışı sevmeyen kimse
Bir anda gelen
Ders çalışma coşkusunu

Bazen soğuk oluyor hava
Yollar, saçaklar, çatılar dönüşüyor buza
Evet bu biraz kötü ama
İyi şeylerin de içinde
Minicik bir kötülük yok mu acaba

O YANINDAYSA

Gamze Sena Kuyucu


Büyülü dünyayı açan bir kapı
Yeraltında yaşayan bir çocuğun macerası

Bazen en yakın dost olur sana
Bazen acıları söyler en kötü anında
Sadece bir tane kalem lazım bana
Belki de bir şair olur çıkarır beni yarına
Belki de bir söz olur hayatın
Unutamadığın bir zamanında

SAYALIM, SEVELİM

Gamze Sena Kuyucu

Olmasalar hayatın belli bir kısmında
Ne yapardık acaba
Çoğu kişi matematik yüzünden
Onlardan nefret ediyorlar ama
Onlar olmasa
Ne yapardık şu karmaşık dünyada

Sayılar çoğu insan için 
Önemsizdir belki
Benim için hepsi 
Büyülü bir hazine sanki

Sayılar, önümde durmadan uçuşuyor
Saate bakıyorum onlar
Kitabı açıyorum onlar
Takvimde onlar
Notlarımız okunuyor onlarla
Sınıf kapısında yine bir sayı
Günleri sayıyorsak onlar sayesinde
Hatta yaşımız, dünyada ne kadar kaldığımız da
Sayılarla öğreniliyor yalnızca
Belki de diyorum her insan
Adı konulmamış kocaman bir sayı 
Aslında 

ÖĞRETMENLER

Belinay Coşkun

Her sabah öğrencilerle birlikte
Birileri girer okul bahçesinden içeri
Biraz yorgun biraz uykusuz
Ama yine de 
Yerindedir keyifleri

Gün boyu küçücük çocuklarla
Bazen masaldan dünyalara dalarlar
Bazen bilimin uçsuz bucaksız bahçesinde
Bilgiyi kovalarlar

Öğretmenler 
Sessiz kahramanı çocukların
Ve mimarı geleceğin
Kimseler görmese de
Öğrencilerden başka kimseler
Bilmese de

BİR FİLM MACERASI

 Belinay Coşkun

                                                                     Ayhan Erkan İlkokulu Ortaokulu Anısına
Bir sonbahar günüydü. Okulun bahçesindeki kavaklar sonbaharın bütün tonlarını yapraklarında taşıyordu. Sonbaharı hissettiriyordu düşmeye hazırlanan ve zaman zaman rüzgarla ağaçtan ayrılan yapraklar. Hava ne çok soğuktu ne de çok sıcak. Bahçeye birkaç çocuk geldi, biraz sonra bu sayı artmaya başladı. Ellerinde tabletler vardı çocukların. Ekip tam olunca video çekmeye başladı çocuklar. Film çekeceklerdi fakat ellerindeki tabletlerden başka bir ekipmanları yoktu. Onlar, malzemelerinin yetersiz olduğunu düşünmediler bile sadece çekecekleri videoya odaklanmışlardı. Kendilerine güveniyorlardı. Büyük bir heyecanla film çekmeye başladılar. Birkaç sahne çekiyorlar ardından mola veriyorlardı. Kahkahaları uzaklardan bile duyuluyordu. Bazıları öğrenci rolündeydi çocukların bazıları ise öğretmen. Onlar için film çekmenin çok eğlenceli olduğu uzaktan görülebiliyordu. Her şey yolunda gidiyordu fakat bir süre sonra aralarında bir anlaşmazlık başladı. Hepsi ayrı bir kenara çekilmişti. Galiba bir dargınlık vardı aralarında. Bu durum çok uzun sürmedi. Yeniden bir araya geldiler ve neşeli bir şekilde kaldıkları yerden devam ettiler. Çok heyecanlı ve istekliydiler. Bir süre sonra çekimleri bitmişti. 
Biraz yorgun duruyorlardı ama hepsinin de mutluluğu yüzlerinden okunuyordu. Tam dağılacakları sırada hafif bir rüzgar eski. Bahçedeki kavaklardan birkaç yaprak daha yere düştü. Hava ne soğuktu ne sıcak ama çocukların heyecanları ve kalpleri sımsıcaktı. Bir işi belki de bir projeyi yerine getirmiş olmanın huzuru vardı yüzlerinde. Belki de hiçbir zaman başkalarının izleyemeyeceği bir film çekmişlerdi ama hepsinin gözlerinden okunuyordu büyük oyuncu, büyük senarist, büyük yönetmen oldukları hissi. 

İLK YILIMIN ANISI

Zeynep Ada Karadaş

Okula başlama yaşım gelmişti ve çok sevinçliydim. Oldum olası okulu hep sevdim. Rengarenk sınıflar, resimli kitaplar, yeni arkadaşlar ve güler yüzlü bir öğretmen… Okulum biraz uzaktı ama sorun yoktu çünkü babam da aynı okulda öğretmendi. Her sabah onunla okula gitmek büyük bir keyifti benim için. Masal gibi bir hayattı yaşadığım. Hani çizgi filmlere, hikâye kitaplarına konu olabilecek bir hayat. Bir an önce okuyabilmek istiyordum, yazabilmek istiyordum. Çok çaba sarf ediyordum ve babam da en büyük yardımcımdı. Öğrenci olmak ne güzel bir şeymiş diye düşünürken birdenbire işler tersine dönmeye başladı.

Oysa daha okumaya başlayacaktım, yazılar yazacaktım. Aileme şiirler yazacaktım. Kendi masalımı kendim okuyacaktım. Ödevlerim bittikten sonra elime bir kitap alıp hayal alemine dalacaktım. Hatta bahar geldiğinde sınıfça gideceğimiz piknikleri düşünüyordum bazen ve düşündükçe okulu daha da çok seviyordum. Hafta sonları çok sıkıcı geliyordu bana. Çoğu arkadaşımın aksine keşke haftanın yedi günü okul olsa diye düşünüyordum ama işte her şey birdenbire tersine döndü.

O zamanlar her şeyi anlayabilecek yaşta değildim. Sadece ailemin söylediklerini hatırlıyorum: Bir süreliğine okullar tatil…

Bu bir süre hiç bitmedi. Önce başka sürelere ertelendi ardından okul yerine dersleri tabletten ya da bilgisayardan dinleyebileceğimiz söylendi. Sınıf yoktu, sıralar yoktu, öğretmenimiz sadece bir ekrandan ibaretti. Normalde insanlar okul sıralarının rahatsızlığından bahseder ama ben o sıralarda evdeki çalışma masamdan daha rahattım. Gün boyu evin içindeydim. Evet, ailemle birlikte olmak da güzel bir duyguydu ancak ders, okulda olmalıydı. Yatak odasında yemek yemek ne kadar abesse evden ders dinlemek de o kadar abesti. Daha önceden birazcık cazip gelen ekran, artık çok sıkıcıydı. Gözlerim yoruluyor, zihnim karışıyordu. Zoraki oynamak zorunda kaldığımız bir oyun gibiydi her şey. Günler, haftalar böyle geçti. Bir dönemi böyle kapattık.

Evet, öğretmenimiz yeterince çaba sarf ediyordu fakat yine de okul olmalıydı, okulun bahçesi olmalıydı, simit ve kraker kokan sınıflar olmalıydı, sınıfta yaramazlık yapanlar olmalıydı, okulun girişinde bir nöbetçi öğrenci olmalıydı, teneffüslerde okul bahçesi kuş ve çocuk sesleriyle dolmalıydı…

Çok sevdiğim okulda ilk senemin böyle geçeceğini söyleseler inanmazdım ama böyle geçti çünkü tüm dünyayı evlere kapatan salgının ilk senesi benim okuldaki ilk seneme denk gelmişti.