4 Nisan 2026 Cumartesi

NAZAR

Gamze Sena Kuyucu

(U harfi olmadan yazılmıştır)

Ömrünün bitimine yaklaşmıştı. Yani öyle hissetmeye başlamıştı. Biraz yaşlı olabilirdi. Ancak çiçekleri her şeyden önemliydi. Evinde tek yaşamaya başlamıştı yakın zamandan beri. Kocası öldükten sonra evini çiçeklerle süslemeye başladı. Çiçek sevgisi kocasının cenazesinden beri vardı. Kocasının cenazesinde tek kalacağı için üzülmüş hatta kızının evinde yaşamak istemişti. Kızı istemeyince aklına çiçekler gelmişti. Yıllar önce ona çiçeklerin arkadaş olabileceğini, onlarla ilgilenirse büyüyüp neşe saçtıklarını söyleyen kocasıydı. Evine bir tane çiçek almıştı. Bakmaya başlamıştı. Her gün ihtiyaçlarını giderip çiçekle sohbet etmişti. O günden sonra beğendiği çiçeklerin hepsini almaya karar verdi. Çiçeklere sevgiyle baktı. Çiçeklerin kendisine bir şeyler fısıldadığını düşünmekte, gününün yarısını çiçeklerine bakmakla geçirmekteydi. Evi çok büyük değildi. Ama o bir şekilde farklı farklı çiçeği sığdırmıştı evine. Zamanında çiçekleri çok da sevmezdi. Şimdi ise onlar olmadan yaşayamam demekteydi. Her ay gelen emekli maaşı ile ya farklı bir çiçek ya da saksılar alırdı. Saksılara da hayranlık göstermekteydi. Özellikle pencerelere asılanlar var ya. En çok da o saksıları severdi. Çiçeklere faydalı gelen şeyleri araştırmıştı. Her gün çeşit çeşit karışım yapmaktaydı çiçeklerin toprağına dökmek için. 

Derken bir gün kapı çaldı. Kapının çalması yılda bir olan olaydı. Kızından başka kimse gelmezdi. Kızı gelmeden önce haber ederdi annesine. Kargo da sipariş ettirmemişti kızına. Acaba kim diye kapıyı açtı. Karşısında aynı kendisi gibi yaşlı biri vardı. Söze başladı:
-Merhaba ben Fadik. Sizin köyden. Annenin teyzesinin kızıyım. Hani kocanın cenazesinde görüştüydük ya, dedi. 
Biraz şaşırmıştı. Kocasının cenazesinden beri kızı hariç ilk defa biri gelmişti.
-Gel Fadik, içeri gel. Bende dün kek yapmıştım yeriz, dedi. Fadik içeri girdi. Saniye keki çıkardı ve yemeye başladılar. 
-Nasılsın Saniye? Evi iyice ormana çevirmişsin. Hepsine nasıl bakıyon kız? Valla helal sana. Ben olsam bakamam. Yaşlılık yaramış sana, dedi Fadik.
Saniye pek de Fadik’ in tavrını beğenmemişti. Ama cevapladı:
-Severek büyütmeye çalıştığım için hiç de zor olmaz bana. Hepsi sanki benim evladım gibi, dedi samimi bir şekilde. 
-Niye geldiğimi merak etmişsindir de mi? Benim kızın düğünü var. Seni de bir ziyaret edeyim dedim. 
-İyi etmişsin. Senin kız kaç yaşındaydı?
-22 yaşında. Seninkinden 3 yaş küçük, dedi Fadik. 
Biraz daha sohbet ettiler ve Fadik gitti. Saniye gene eski hayatına dönmüştü. Derken bir gün beklenmedik bir şey olay gerçekleşti. Çiçekleri sırayla solmaya başladı. Hem de hiçbir şey yokken. Saniye ağlayarak kızını aradı:
-Kızım çiçeklerim sırayla solmaya başladı. Ne yapacağım, ne edeceğim ah bir bilsem. Geçen hafta bizim köyden Fadik gelmişti. Kesin Fadik’ in nazarı değdi, dedi. Kızı:
-Annecim olmaz öyle şey. Hem sen yaşlandın artık. Çiçeklere önceki kadar ilgili davranmadığın için onlar da sıkılmışlar senden demek ki, dedi.
Saniye ne kadar ısrar etse de kızını ikna edemedi nazar değdiğine.
Ağlayarak telefondan kapattı kızını.

MUTLULUK HANGİSİ

Gamze Sena Kuyucu 
(E harfi olmadan yazılmıştır)

Çok tatlı olur ara sıra
Ayrılmak için razı olmazsın
Ama varmak için okula ya da çalışmaya
Uyanmalısın


Uyumak insanlığın bir parçası                                                           
Unutulamaz bir uygulama olmalı
Uyanınca insan sorgular bu hayatı
Uyumak ana ihtiyaç mı?


Daha tatlı unsurlar var aslında
Ama uykunun tadı bir başka
Uyumak mı iyi yapar insanı
Yoksa mutluluğunu arttıracak bir rüya mı?

ÇÖZÜM BULAMIYORUM

 Gamze Sena Kuyucu
(E harfi olmadan yazılmıştır)

İcatlar hayatımızın bir parçası                                                   
Kitaplıklar, kulaklıklar
Masaüstü lambaları
Bazı insanlar aldırmasalar da 
İcatların varlığına
İcatları atmamalı yabana 

İcatlar 
Su, barınak, yaşam gibi
Nadir bir yakut sanki
Basit gibi görünüyor icatlar
Oysaki olmasalardı
Halimiz nasıl olur
Yaşam coşkumuz hangi konumda
Hayatımızda kolaylıklar var mı?
Çözüm bulamıyorum

BEN KİMİM?

Gamze Sena Kuyucu
(A harfi olmadan yazılmıştır)

Ben en sevilen dostum 
Belirli kişilere
En büyük nefretim
Beni sevmeyenlere


Ben güvenilirim, sevilirim                           
Bir sürü türüm ve çeşidim 
Rengim ve özelliğim 
Değişiktir her şeyden
Özellikle de kedilerden 
Nefret ederim


Ekmeğinin belirli bir kısmını versen
Benim de bir yüreğimin olduğunu bilsen 
Çok istemem ki 
Minicik sevgi göstersen

ÜZÜNTÜ

 Gamze Sena Kuyucu
                             "a harfi olmadan" 

Çıkmıyordu bedenimden                                                             
Fısıltı ile geziniyordu
Günün en zirvesinden 
En düşük seviyeye düşürüyordu beni

Neyin nesiydi beni düşüren?
Bir sorun muydu?
Belki de çözülemeyecek bir problemdi
Kim bilir bu neydi  

Neşeli dönemimde
Gelir durur en tepede 
Beni ise 
Çeker en derine
Üzüntüdür bu
Her gün düşürür beni 
Neşemi, sevincimi

ÇEŞİT ÇEŞİT SORU

Gamze Sena Kuyucu
(A harfi olmadan yazılmıştır)

Zihninde benzersiz çeşit çeşit soru geziyordu. Hepsinin de sonucu belirsizdi. Bir boşluğun içindeydi belki, belki de bir sonsuzluğun. Düşünüyordu, düşünüyordu. Yok, hiçbir şey zekice gelmiyordu. Sessiz bir şekilde durdu. İşe gideceğini unutmuştu. Giysisini giyindi ve evden çıktı. İşine gitmek için otobüse bindi. Belki de o çeşit çeşit soruyu düşünmemek gerekti. Otobüs durmuştu. İşinin önündeydi, içeri girdi.
-Oo Çetin Bey bugün durgunsunuz gibi. Bir şey mi oldu, diye sordu temizlikçi. 
Hemen:
-Bir şeyim yok, diye geçiştirdi. 
Her gün severek geldiği işine bugün gerçekten de durgun gelmişti. Sebebi belliydi: Çeşit çeşit soru.
 Düşünmekten kendini işine veremiyordu. Gelen kişileri ikinci kere dinleme gereği duyuyordu. Derken solgun yüzlü biri içeri girdi. Üzerindeki krem renkli mont ve uzun çizmeleri gözleri üzerine çekiyordu. Çetin bu kızı ilk kez görüyordu. Kız söze girdi:
-Ben Sevgi Demir. Dün konuşmuştuk Çetin Bey, dedi. 
Çetin:
-Hoş geldin Sevgi geç şöyle. 
Dün biriyle görüştüğü zihninden çıkmıştı. 
Sevgi:
-Çetin Bey ben kendimi uzun bir süredir boşluğun içindeymiş gibi hissediyorum. Bir sürü soru geziyor zihnimde. Düşünüyorum, düşünüyorum. Bir türlü çıkmıyor zihnimden. İşimde, evde, yemek yerken hep düşünüyorum. Sebebini bilmiyorum, dedi.
-Peki, bu bir sürü soruyu çevrenizdekilere söylediniz mi? diye sordu.
Konuyu öğrenmek istiyordu. Çünkü Sevgi de Çetin’ in düşündüklerini düşünüyordu. 
-Yok, eğer söylesem beni deli diye düşünürlerdi. Bende size geldim, dedi Sevgi. 
Çetin:
-Peki, bu bir sürü soru neler?
-Bu yıl gerçekten de 2025 yılı mı? Eskiler bir hileden miydi? Yanıtsız bir sürü soru işte, dedi. 
-Ben de böyleyim iki gündür. Size sevdiğiniz şeylerle ilgilenmeyi öneririm. Unutursunuz belki. Eğer bir sıkıntı olur ise gelebilirsiniz, dedi Çetin.
Kendisi de sevdiği şeylerle ilgilenecekti. Eve geldiğinde hemen sevdiği şeyleri düşündü. Yemek yemek, film izlemek, gezmek. Çetin’ in sevdiği şeyler böyleydi. Bu üçü. İlk önce yemek yedi. Özellikle de en sevdiği yemeği. Etki etmedi. Zihninin bir köşesinde çeşit çeşit soru duruyordu. Film izledi. Üstelik yemek yiyerek film izledi. Bir etkisini görmedi. Gezmeyi de ertesi gün edecekti. Bir etkisi olur muydu? Şüpheliydi. 
Bir şeyler yiyip evden çıktı. Bugün boş günüydü ve bir müzeyi gezecekti. Müze bilim ile ilgiliydi. Müzeye gittiğinde personeli gördü. Müzeyi o personel gezdirecekti. Çetin’ in not defteri elindeydi. Bilgileri bu deftere geçirecekti. Belki de çeşit çeşit soru zihninden giderdi. Bu umut ile müzenin her yerini gezdi. Önemli bulduğu yerleri not defterine geçirdi. Yok, bir türlü olmuyordu. Personel bilgi verirken bir sürü soruyu düşünmeden edemiyordu. Neden böyle diye sordu kendi kendine. Psikologdu, ilk kez ne edeceğini bilmiyordu. “Belki de önemli bir şey gerçekleşirse unuturum.” dedi. Bu düşüncesini seslice söylemişti. Personel:
-Bir şey mi dediniz efendim, diye sordu. 
Çetin:
-Yok, siz anlatın lütfen. 
Düşüncelerini giderememişti. Müzeyi de sevmişti. Bilimi hep sevmişti. Belki de bu düşünceleri bilim ile birleştirebilirdi. Psikoloji böyleydi. Müzeden çıktı, eve gitti. Böyle bir genetik bozukluk olmuş muydu?  İlgili tüm dergileri okudu. Böyle bir genetik bozukluk yoktu. Neyin nesiydi bu Çetin’ in durumu. 
Ertesi gün her günkü gibi işine gitti. Düşüncelerden bir türlü sıyrılamıyordu. Sıkıntısını gidermek için biri erkenden gelmişti. Çetin:
-Sıkıntın nedir Mehmet, diye sordu ve Mehmet:
-Zihnimde bir sürü soru geziyor Çetin Bey. Ne önerirsiniz, diye sordu. Çetin:
-Siz de mi öylesiniz? Ben sevdiğiniz şeylerle ilgilenmenizi öneririm, dedi.
Öbür sohbetlerde de durum böyleydi. Çetin hiçbir şeyi düşünemez olmuştu. İnternette göz gezdirirken yeni bir şey gördü. Bu virüs gibi bir şeydi. Milyon kişinin de çeşit çeşit soruyu düşündüklerini okudu.

HAYAT ZITLIKLARLA DOLU

Gamze Sena Kuyucu


Birbirine karşıt olan kavramları pek sevmem ben
Bana saçma gelirler
Ama hayat zıtlıklarla dolu
Zıt kavramlar derin bir kuyu

Mesela Pazar ve pazartesi
Ne kadar da zıt değil mi?
Sakinlikle geçen Pazar
Ve yorucu ile gürültülü olan pazartesi

Siyah ve beyaz da zıtlıklar arasında
Beyaz huzur demekken siyah matem
İkisi bu kadar zıt olabilirler
Ama birbirlerine en çok yakışan renklerdir 

Ne kadar zıtlıkları sevmesem de 
İnsanlar arasında da böyledir
Birbirlerine en zıt olan
Birbirine en çok yakışan demektir


BAZI GÜNLER

 Gamze Sena Kuyucu

Bazı günler vardır
İnsanlar için çok özel
Doğum günü gibi
Anne ve babalar günü belki

O günler geldiğinde
Heyecanla karşılar insanlar
O gün sözde sevdiği insanlara
Değer verir, hediye alırlar

Oysa ki sevdiğimiz insanlar
Bizim için her gün değerli
Sevdiğimiz insanlara verdiğimiz değer
Bir güne sığdırılmaz ki