31 Ekim 2025 Cuma

BİR MAĞLUBİYET HİKAYESİ

 
Kadir Üstündağ

Listede adını görür görmez bir destan kahramanı gözümde canlandı: Metehan. Metehan aslında destan kahramanı değildi ancak bazıları Oğuz Kağan destanındaki Oğuz’un Metehan olduğunu iddia ediyorlardı ve bu iddia benim zihnimde tam olarak kabul görüyordu. Metehan demek, Oğuz Kağan demekti, Oğuz Kağan demek ise boylu poslu, kalabalıklarda doğrudan doğruya fark edilen, savaşçı, liderlik özelliği bulunan biri demekti. Metehan’ı şimdiden zihnimde resmetmiştim. Saçları kurt yelesi, ayakları öküz ayağı gibi olmalıydı. Kımız bulamasa da ayran ve meyve suyunu çok sevmeliydi. Tavuk dürüm yememeli bir oturuşta en az on beş Sivas köftesi bitirmeliydi. Başlamadan jübile, dedikleri bu olmalıydı. O kadar rakibin içinden benim şansıma Metehan düşmüştü ve şimdiden adıyla, zihnimdeki resmiyle 1-0 önde gibi duruyordu benden. 
Büyük karşılaşmanın başlamasına sadece bir gün vardı. Misafir edildiğimiz otelin önüne ara sıra araçlar geliyor ve benim gözüm Metehan’ı arıyordu ama henüz ortada yoktu. Kocaman destan kahramanı belki de koşarak geliyordur, diye bile düşünmeye başlamıştım. Belki atıyla gelir, ordusuyla gelir… Sayılı saatler kalmıştı maç için ve henüz Metehan ortada yoktu. 
Belki de güreşi bırakmak en iyisiydi bundan sonra. Alacağım büyük bir mağlubiyet sonrası tamamen minderlere veda edecektim. Yeterince şampiyonluğum vardı. İl derecesi, bölge derecesi hatta Türkiye derecesi bile almıştım. Metehan isimli rakibimi görünceye kadar aslında bir de Avrupa minderlerine çıkmak arzum vardı fakat güreş hayatımla artık vedalaşmak zorunda kalacaktım galiba. Hayatımın kalanını belki bir ticarethanede geçirmek daha iyiydi benim için. Anılarımı yazıp senaryolaşmasını da sağlayabilirdim. Kitap ya da filmden biri tutulursa ömrümün sonuna kadar rahat yaşayabilirdim. 
Kafamda senaryolar bitmiyordu ve bu senaryoların tek sebebi rakibim Metehan’dı. Halen ortalarda görünmüyordu. Onu ilk olarak minderde görecektim sanırım. 
Uykusuz bir gecenin ardından sabah müsabakalar başlamıştı. Bana verilen saat 10.00’du. Dokuzda salondaydım ve son maç için hazırlanıyordum. Bir yandan da etrafa bakıyordum ama Metehan’ı halen görememiştim. Onu tanımıyordum oysa fakat görsem mutlaka tanırdım. Diğer karşılaşmalar geride kalıyordu, selam verene cevap veriyordum, başka bir şey söylemiyordum. 
Saat 10.00’a yaklaştığında ürkek adımlarla son müsabaka için minderdeki yerimi aldım. Metehan ortalıkta yoktu. Hakemler yan tarafa geldiğinde karşımda birini gördüm fakat bu Metehan olamazdı. Başka biri de olamazdı. Skor tabelasına baktığımda Metahan’ın adı, adımın karşısındaydı ama karşımdaki Metehan olamazdı. Kibar bir şekilde elini uzattı müsabaka öncesinde. Hayır, diyordum içimden, bu Metehan olamaz lakin Metehan’dı işte.
Güreşin ilk dakikalarında çok fazla çaba sarf etmedim. Karşımdaki kibar çocuğu ezmek istemiyordum çünkü tam bir beyefendi gibi davranıyordu. Hakemler ara sıra düdük çalıyor bizi yeniden mindere alıyordu. Sonunda kendime geldim ve bir hamlede Metehan’ı tuş etmeyi başardım. 
Maç bittiğinde ıslıklar ve alkışlar yükseliyordu etraftan. Zihnimde kurduğum her şey boş çıkmıştı. Aynı gün öğlen yemeğinde karşılaştık Metehan’la. Beni yeniden tebrik etti bütün nezaketiyle. Güreşte ben onu yenmiştim fakat incelikte ön yargılarım konusunda o beni iki kez tuş etmişti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder