Yusuf Kerem Köse
Semih Yılmaz
Bu sorunun bir çözüm yolu olmalıydı. Hayat, her geçen gün biraz daha sıkıntılı hale geliyordu. Koşuşturmacalar, telaşlar, yorgunluklar üzerine bir de bu dert eklenmişti. Usanmıştı sabahın altısında uyanıp bir saatini yollarda geçirip sekizinde işe başlamaktan. Usanmıştı kahvaltı yapmadan evden çıkmalardan. Usanmıştı bir maçı bile sonuna kadar canlı izleyememekten. Usanmıştı bitmeyen çamaşırlardan, bulaşıklardan. Faturaların biri ödenmeden diğeri geliyordu, marketlerde indirimli ürünlerin biri tükenmeden diğeri geliyordu. Cuma namazının birini kılmadan diğeri geliyordu. Ramazan ayı gelip geçiyordu. Bayramlar gelip geçiyordu. Ara sıra aynada kendiyle karşılaşıyordu ve kendini tanımakta bile zorlanıyordu bazen. Ne zaman aynaya baksa biraz daha değişmiş görüyordu yüzünü. İlk zamanlar alışamadığı gözlüğüne artık alışmıştı. Bazen gözlüğüyle uyuyor bazen gözlüğünü almadan evden çıkıyordu. Gözlüğüyle uyuduğunda rüyaları daha net görebileceğini düşünmüştü ilk zamanlar ama hiç rüya görmüyordu. Bulanık bile olsa bir rüya görmüyordu.
Bu sorunun bir çözüm yolu olmalıydı. Zaten hep onu bulurdu böyle çetrefilli işler. Arkadaşlarına anlatsa belki sorun olarak bile görmezlerdi. Belki alay ederlerdi. Bu sorunu kimseye söylemeden çözmeliydi ama nasıl?
Evinden bile soğutmuştu onu bu sorun. Evinin kapısı önünde durduğu an aklına geliyordu. Hele de salona geçince yalnızca bu soruna odaklanıyor, hiçbir şey yapamıyordu. Zaten yapması da gerekmiyordu. Belki yanılmışımdır düşüncesiyle balkona çıkıyor fakat kapıyı hızla örtüp yeniden yerine dönüyordu.
Kocaman şehirde, kocaman binada bu sorun yalnızca onu bulmuşsa bir terslik vardı bu işte. Belki de kasıtlı sorun çıkarıyordu birileri.
Çorabının birini kaybettiğinde bile bu kadar sorun etmemişti. Çamaşır makinasını sökmüştü belki içinde bir yerlere sıkışmıştır diye. Sonra alt kattaki balkonlara bakmıştı belki rüzgâr uçurmuştur diye. Neyse ki yatağının altından çıkmıştı iki ay sonra çorabının eşi. Bunu bile bu kadar sorun etmemişti. Bir keresinde tükenmez kaleminin kapağını kaybetmişti iş yerinde ve onu da sorun etmemişti bu kadar. Günlerce kalemini cebine koyup evine getirememişti. Günlerce masada beklemişti o kalem fakat hiç bu kadar büyük bir sorun değildi kalemin kapağının kaybolması. Zaten yazlık ceketinin cebinden çıkmıştı kalem kapağı. Hem de tükenmez kalemin artık tükendiği gün bulmuştu kapağını.
Bu sorunun bir çözüm yolu olmalıydı. İllaki birileri daha yaşamıştır benzer sorunu diye düşündü. Madem kimseye soramıyordu, dijital kaynaklardan yardım almalıydı belki de. Saatlerce aradı durdu internet sayfalarında fakat kimse böyle bir sorun yaşamamış gibiydi. Ya da yaşamışlardı ama sorun olarak görmemişlerdi. Belki de artık balkonu kullanmaktan vazgeçmeliydi, en azından bir süreliğine.
Bu kez kapıyı açmadı, perdenin hemen kenarından baktı balkona. Ürkütmemek gerekiyordu. Bir an göz göze geldiler. O anda bir şeyler hissetti. Anlamlandıramadığı bir şeyler… Belki de bu bir sorun değildi. Anne kuşun yavrularını büyütmesini beklemeliydi hatta zaman zaman onu ürkütmeden balkona yiyecek bir şeyler bırakmalıydı. Bunca balkon arasında gelip de onun balkonuna yuva kurması güzel bir şeydi. Tam derin bir nefes almıştı ki üst komşusu geldi aklına. Ya apar topar halı silkeler ya da balkona bir şeyler düşürür ve zavallı kuşu ürkütürse?..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder