Reyhan Veske
Metehan Akkaya
Gökyüzü mavi değil pembeydi. İki tane güneş vardı yaşadığı yerde ve gece hiç olmuyordu. Sadece yılda bir kez güneş tutulması oluyordu ve bir günlük gece yaşanıyordu burada. Ağaçlar burada da vardı ama yaprakları turuncu, gövdesi mordu. Kuşlar, kanatları olmadan uçarlardı, üstelik sesleri de su sesine benziyordu. Çiçekler de değişikti burada, tümünün rengi aynıydı: gökyüzü mavisi. Kokularına gelince… Kokusu yoktu burada çiçeklerin. Belki de her şey güneşle ilgiliydi. Gece, olmayınca ve mevsimler değişmeyince her şey çok değişik bir şekilde oluşuyordu. Evet, mevsimler de yoktu. Yerdeki topraklar yeşildi. Hiçbir şey olmasa bile üzerinde yemyeşil uzanıyordu dağlar, ovalar boyunca topraklar.
Böyle bir dünyada yaşamak onun için hayli sıkıcıydı. Uyumak için özel bir vakit yoktu. Kendini yorgun hissettiğinde gözlerini kapatıyor, açtığında dinlenmiş oluyordu. Rüya bile yoktu bu dünyada. Tıpkı bir cihazın fişini çekmek gibiydi uyumak.
Gün yoktu, hafta yoktu, ay yoktu. Ay yoktu evet gökyüzünde çünkü gece yoktu.
Canlılar acıktığında dağlara çıkıyor değişik ağaçların meyvelerinden yiyorlardı ama neredeyse hepsinin tadı aynıydı. Burada yemek ve içmek de zevkli bir şey değildi, tıpkı hayat gibi. canlılar buraya ait olmadıklarını hissediyorlardı ve başka bir yaşam alanı arıyorlardı kendilerine. Araçları yoktu, uçakları yoktu, uzay gemileri de yoktu fakat kendilerinden önce burada yaşayanlardan başka dünyalarda başka başka yaşamların olduğunu, canlıların bulunduğunu duymuşlardı ve o canlıların yaşadıkları bölgeye bir güneş tutulması zamanında geleceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden ne zaman güneş tutulması yaşansa hepsinde bir beklenti olurdu başka canlıların yaşadıkları yeri ziyaret edeceğine dair.
Kmalti kaç yaşında olduğunu bilmiyordu. Ne zamandır bu dünyada yaşadığından da haberi yoktu ama burada yaşayanlar arasında en huzursuz olan kişiydi. Bir gün bu dünyadan başka dünyalara gitmeyi planlıyordu sürekli. Önceleri yeşil toprağın altını kazmayı denemişti ve yerin altında başka bir hayat kurulabileceğine inanmıştı fakat günlerce kazmasına rağmen bir sonuç elde edememişti. Sonra mağaraları dolaşmaya başlamıştı. Mağaralardan birinde büyük bir göçük yaşamış altında yeni bir yaşam alanı keşfetmişti ama burası daha sıkıcıydı çünkü gökyüzü kırmızı görünüyordu. Buradan gitmeliydi ama nasıl?
Ağaçlardan sal yapmış ve koyu sarı nehirlerde günlerce dolaşmıştı. Sonunda yeniden başladığı noktaya ulaşmıştı. Demek ki yuvarlaktı yaşadığı yer. Dönüp dolaşıp aynı noktaya ulaşmıştı. Yorulmuştu artık her şeyden. Hiçbir şey yapacak gücü kendinde bulamıyordu. Üstelik biraz da ateşinin çıktığını, terlediğini hissediyordu. Belki de dinlenmesi gerekiyordu uzun bir süre. Tıpkı kendinden öncekiler gibi bu dünyada yaşayacak ve ömrünü tamamlayacaktı. Tam gözlerini kapamıştı ki bir ses duydu:
-Daha iyi misin yavrum?
Bu sesi bir yerlerden hatırlıyordu. Sıcacık bir sesti. Gözlerini araladı. Karşısında duran kişiyi tanıyordu. İyi tanıyordu fakat konuşamayacak kadar güçsüzdü. Gözlerini kapattı fakat sesler devam ediyordu:
-İki gündür baygın yatıyordu, ilk kez gözlerini açtı. İnşallah yarın daha iyi olur. Hem ateşi de azalmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder