27 Aralık 2025 Cumartesi

SİSLER İÇİNDE GECE

 Ecem Ercins, Reyhan Veske, Nehir Almacı, Metehan Akkaya, Sami Yusuf, Elif Şimşek

Servisle okula gitmediğim için aslında mutluydum. Servisle gidip gelenler en az bir saat önce yola çıkıyordu ve bir saatte de ancak evlerine dönüyordu fakat ben öyle mi? On beş dakika kadar yürüdükten sonra okulum karşımdaydı. Kahvaltıdan sonra yapılan küçük bir yürüyüş yerine geçiyordu benim için okula ulaşmak. Servisle gelen uyuşuk arkadaşlarım gibi derse başlamıyordum. Sporunu yapmış, ayılmış, zihni açık hâlde derslere başlıyordum. 
O gün hava oldukça güzeldi. Yazdan kalma bir gün, derler ya öyle işte. Akşama kadar güneşliydi her yer fakat akşam ani bir soğuk bastırmış ve bu hava değişimi beraberinde sisi de getirmişti. Hava tahmin raporları ertesi gün sis ve buzlanmadan bahsediyordu fakat ne kadar sisli olabilirdi ki hava?
Sabah uyandığımda hâlen güneşin doğmadığını düşündüm önce. Belki birkaç saat daha uyuyabilirdim fakat bu esnada gözüm saate takıldı. Yanlış görmüyordum, okul saati gelmişti fakat dışarda göz gözü görmüyordu. Hızlıca hazırlığımı yaptım ve okula gitmek üzere evden ayrıldım. Daha kapıdan adım atar atmaz bir masal ülkesine düşmüş gibiydim. Ayağımın altındaki yolu bile görmüyordum. Sisler içinde ilerlemeye başladım. Ayaklarım aynı yolu her gün yürüdüğü için hangi kaldırımda hata var, bunu bile biliyordum aslında. Üç beş dakika yürüdükten sonra havanın açılacağını düşünmüştüm ama aksine sis bir türlü ortadan kalkmıyordu. Yürüyordum sadece. On dakika geçmişti yaklaşık ve okul hâlen görünmüyordu. Normal şartlarda etrafta araçların olması, okula giden çocukların, işe giden insanların olması gerekiyordu ama kimseler yoktu. Garip bir durumdu ve endişe etmeye başlamıştım. Belki de ailemi aramam ve durumu haber etmem gerekiyordu. Çantamdan telefonumu çıkardım fakat endişem daha da büyüdü çünkü telefonum çekmiyordu ve dersin başlama saati de gelmiş görünüyordu. Normalde bu dakikalarda çoktan okuluma ulaşmış, sınıfımda oturuyor olmalıydım. Artık endişelerim paniğe dönüşmeye başlamıştı. Kocaman bir dünyada kendimi tek başıma kalmış gibi hissediyordum. Etraftan ne geçen vardı ne de duyulan bir ses. Ay yüzeyine inmiş astronot gibiydim. Çölde tek başına kalmış bir yolcu gibiydim. Bu esnada yön duygumu da kaybettiğimi fark ettim. Adım attığım yerler hiç tanıdık gelmiyordu. Hava da bir türlü açılacak gibi görünmüyordu. Oysa şimdiye kadar güneş görünmeli ve etraf seçilebilir olmalıydı. Adımlarımı hızlandırdım, bir süre sonra koşmaya başladım. Bir yandan ter bastırmıştı bir yandan da çaresizlik iliklerime kadar işliyordu. Arada durup, nefeslenip telefonuma bakıyordum fakat telefonum çekmiyordu. Uzaklardan nihayet sesler gelmeye başlamıştı ama köpek sesiydi bunlar. Hatta köpekten öte kurt ulumasına benzeyen sesler git gide yakınlaşıyor ve çoğalıyordu. Kaybolmanın verdiği endişe artık yanında bir de köpek korkusuyla beni hareketsiz bırakmıştı. Keşke az sonra yanımda bir araç dursa ve bana nereye gideceğimi sorsa diye düşündüm. Keşke az sonra telefonum çalsa ve annem nerede olduğumu sorsa. Keşke yaşadıklarım bir rüya olsa ve uyandığımda yatağımda bulsam kendimi. Adımlarım, elim kolum bağlanmış gibiydi. Zihnim de bocalamaya başlamıştı. Gerçeklik algımı bu sisli dünyada kaybetmeye başlamıştım. Evet, bunların hepsi kötü bir rüya olmalıydı. Daha önce de benzer rüyalar görmüş ve uyanmıştım. Rüya olup olmadığını anlamak için kendime sert bir tokat atmam gerekiyordu. Elimi iyice açıp yüzüme bir tokat attım. Canım yanmıştı. Demek ki bu bir rüya değildi. Her yerde sis olmayacağını düşünüp sisin içinde yürümeye devam ettim. Bir süre sonra yeniden ayaklarım açılmıştı ve adımlarımı hızlandırmıştım. Bastığım yerlerin sert olmaması artık kaybolduğum hissini kabul etmeye zorluyordu beni. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. 
Telefonumun saatine baktığımda neredeyse evden ayrılalı iki saat geçtiğini anladım. Kaybolmuştum, bu artık net bir gerçekti fakat okul umurumda değildi. Sadece eve dönmek istiyordum. Eve dönmek ve ailemin yanında olmak. 
Bir yerlerde dinlenmek iyi olabilirdi fakat bu kez de üşümekten, donmaktan korkuyordum. Beş on dakika daha ancak yürüyebilirim, diye düşünüyordum. Sonrasında takatim kalmayacak ve bulunduğum yere düşecektim ihtimal. Bu esnada sislerin dağılmaya başladığını fark ettim. Nihayet sis dağılmaya başlamıştı ancak etrafta ne yol vardı ne de bina. Gelip geçen araç da yoktu tabi yol olmadığı için. Sisin çekilmeye başlaması biraz moralimi düzeltmişti ve okul yeniden aklıma gelmişti. Şimdi matematik dersi bitmiş sosyal bilgiler dersine başlanmıştır, diye düşündüm. Şafak Hoca ne de güzel anlatıyordur konuları diye aklımdan geçti. Bir kâbus muydu bu, yoksa bir hikâyenin içinde mi kaybolmuştum? Kimin hikâyesiydi bu? Eğer bir hikâye ise bana bunu neden yaşatıyorlardı? 

2. Bölüm

Reyhan Veske

Büyük bir sessizlik başlamış ve uluma sesleri kesilmişti. Sis de kaybolmuştu fakat hiçbir şey göremiyordu. Karanlıktı her yer. Telefonunun ışığından faydalanmak iyi bir fikir olabilirdi. Yeniden telefonunu eline aldı fakat telefonunun galiba şarjı bitmişti. Tuşlarına basıyordu fakat herhangi bir tepki vermiyordu telefonu. Karanlık, üstüne üstüne geliyor, sessizlik ise sanki onu boğuyor gibiydi. Üzerinde git gide artan bir ağırlık vardı. Daha fazla dayanamadı ve üzerindeki ağırlığı var gücüyle itmeye başladı. İşe yaramıştı. Tüm ağırlık üzerinden sıyrılmış üstelik her yer aydınlanmış ve nefes de almaya başlamıştı. Bunun nasıl olduğunu düşünürken gözlerini açtı ve odasında olduğunu fark etti. Telefonu elindeydi ve günlerden pazar olduğunu gördü ekranda. Saat ise gecenin 2.22’sini gösteriyordu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder