Yusuf Ensar Güler
Ne zaman ılık bir kışı geride bıraksak ya da her zamankinden daha sıcak bir yaz yaşasak aynı konu gündeme geliyor: Antarktika eriyor.
İklim değişikliğinin en büyük nedenlerinden biri olarak bu kıtanın erimesinden söz ediliyor. Normal şartlarda ne savaşlarla ne yoksulluk ve hastalıklarla gündeme gelmeyen bu kıta tüm dünyayı yalnızca eriyerek etkiliyor. Eridikçe kendinden söz ettiriyor ve benim de içim cız ediyor. İçim cız ediyor penguenleri düşündükçe. İçim cız ediyor her yıl biraz daha dünya ısındıkça ve günün birinde tüm dünyanın çölleşeceğini, susuz ve penguensiz kalacağını hayal ettikçe.
Burada asıl konu ne Antarktika ne de iklim değişikliği. Asıl konu penguenler. Çizgi filmlerde ya da belgesellerde görmüş olsam da bu hayvanı, çok seviyorum. Yürüyüşleri, çıkardıkları sesler çok sevimli geliyor bana. Hani soğuk bir ortam gerekmese yaşamları için getirip evde beslemek isterdim birini. Ne kedi ne köpek ne kuş… Penguen beslemek istiyorum. Düşünüyorum bir penguenle okula gitmek nasıl bir duygu olurdu. Belki kanadından tutardım yolda yürürken. Ya da bir penguenle aynı odada oturmak nasıl bir duygu olurdu? Ona maç izletirdim. Onunla oyunlar oynardım. Kediler ve köpekler bile tepki verdiğine göre ekrana penguen oturup benimle her oyunu oynardım. Ona tuvalet alışkanlığı bile kazandırırdım. Onunla deniz kenarlarına gider onun yüzmesini izlerdim.
Düşününce benim Antarktika sevgimin aslında yalnızca penguenlerle ilgili olduğunu fark ettim. Buzulların erimesi de mesele değil. Mesele yalnızca penguenler. Penguenler benim biricik meselem.
Antarktika değil eriyen, eriyen penguen sayısı. Eriyen benim hayallerim, eriyen benim canım penguen sevgim. Tüm dünyayı ayağa kaldırmaya hazırım. Lütfen penguenlerime zarar vermeyin. Tamam, evimizde olmasın ama kendi ortamlarında, iklimlerinde sonsuza kadar yaşasınlar. Ben razıyım onlara çizgi filmlerde ya da belgesellerde bakmaya. Buna bile razıyım. Razıyım. Gerçekten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder