Zeynep Akbulut
Kim aramaz ve istemez ki etrafında kendisine benzeyen, kendi canından, kanından birileriyle yaşamayı. Yalnızca insanlar için geçerli değil bu durum elbette. Şöyle etrafa baktığımızda önce kuşları görürüz bir yuva etrafında halkalanan, birlikte gökyüzünde kanat çırpan. Yalnız kuşlar mı? Kediler, köpekler, doğada yaşayan canlıların neredeyse tamamı aynı yuvada yaşama çabasında. Ya karıncalara ne demeli?
İnsan da bu canlılar gibidir ve nereye giderse gitsin, kaç yaşına gelirse gelsin, dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun arar sıcak bir yuva ortamını. Aslında insanın aradığı yuvadır ve yuvayı değerli kılan ise ailedir.
Dünyanın bütün toplumlarında, ülkelerinde yüzyıllar boyunca devam eden bir ihtiyaçtır aile içinde olmak. Zaten bir insanı hayatta en çok zorlayan şey ailesinden uzakta olmaktır veya ailesiz kalmaktır.
Her ne kadar aile denilince aklımıza çekirdek aile ya da geniş aile gibi kavramlar gelse de aslında aile, kişiden kişiye göre değişen bir tanım içerebiliyor. Kimi insanlar kedilerle dolu bir yuvada yaşamayı mutluluk sayıyor ve kedilerin kendisini anladığını, onlar olmadan yaşayamayacağını söylüyor. Kedileri vefalı buluyor. Kimileri ise kocaman bir bahçedeki ağaçları, çiçekleri aile bireyi olarak düşünebiliyor. Haksız da değiller aslında aile, yalnızca kan bağından oluşan bireylerin bir araya gelmesiyle oluşmaz. Ailenin tanımı insanın hayata bakış tarzına ve yaşayışına göre değişebilir çünkü aileyi oluşturan şey kan bağı değil de aslında duygulardır. Bu duyguların yaşandığı ortam aileyi oluştur. Yine de geleneksel olarak aile deyince hepimizin aklına anne, baba, kardeş, dede, nine gibi akrabalar gelir.
Sık sık tekrar edilir okullarda, sınıflarda “biz bir aileyiz” sözü. Ya da farklı iş ortamlarında da aynı söz tekrar edilir. Bir futbol takımı, bir film seti, bir müzik grubu aslında aile sayılabilir.
İnsanın ailesidir birlikte oturup film izlediği, bir sofra başında mutlulukla karnını doyurduğu, çayını yudumladığı kişiler. İnsanın ailesidir yanında ya da yan odada huzurla uykuya daldığı kişiler. İnsanın ailesidir sırrının sığdığı kişiler.
Aile demek aynı acılara birlikte göğüs germek, zorlukların birlikte altından kalkmaktır. Sevinci de paylaşmaktır, üzüntüyü de. Yokuşları birlikte aştıktan sonra zirve çıktığınızda sarıldığınız kişilerdir ailemiz. Yoksulluğu ancak ailemizle bölüşürüz ve zenginliğin mutluluğunu da ancak ailemizle yaşarız. Ailemizdir bizi ayakta tutan, hayatta tutan, hastalandığımızda elinde bir bardak nane limon ile yanımızdan ayrılmayan.
İnsan küçücük bir gecekonduda da yaşayabilir kocaman bir sarayda da. Mekanları bizim için değerli kılan şey ailedir. Aileyle iç içe olmaktır.
Başka bir şehre gittiğimizde aslında özlediğimiz yer, yaşadığımız şehir değildir, aile sıcaklığıdır. Kuş, nasıl dönüp gelirse akşamları yuvasına insan da nereyi gezer, dolaşırsa dolaşsın gün sonunda ailesine kavuşmak ister. Hiç fark etmez ailenin yapısı, tanımı. İster geniş ister çekirdek aile olsun, başka başka insanlardan, canlılardan oluşan bir aile olsun insanın dönmek isteyeceği tek yer ailesinin yanıdır hayat karmaşasında. Belki de bu yüzden insanlar hep bir yuva kurma çabasıyla yaşıyor, birlikte olacağı bir aile için ömrünün bir kısmını heba ediyor. Aile derdinde olmayan, gününü gün ederek yaşayan insanlar ise günün sonunda yalnızlığa mahkûm oluyor. Evet, belki de aile bize yalnızlığımızı hissettirmeyen kurumun adıdır. Bizi, biz eden, bize biz olduğumuz için değer veren ve bizden hiçbir şey beklemeden bizi seven kişilerdir ailemiz.
İnsan açlığa ve susuzluğa dayanabilir. İnsan pek çok şeyden mahrum olsa da yaşama hevesini kaybetmez ama ailesiz insan ya da herhangi bir canlı okyanusa bırakılmış küçük bir kâğıt gemi gibidir.
Bize anlam veren şeydir aile ve bizi anlamlı kılan şeydir aynı zamanda. İnsan ülkesinin başkenti ailedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder