11 Aralık 2025 Perşembe

HİKAYENİN HİKAYESİ

Yusuf Kerem Köse, Semih Yılmaz, Ahmet Emir Koç

Kaç zamandır okula gitmiyordu. Ailesi ona devamsızlıktan sınıfta kalacağını söylüyordu fakat umursayan kim? Ben işimi bilirim, deyip öğrencilik dışında her işle uğraşıyordu. Futbol merakıydı aslında onu okuldan uzak tutan şey. Nerede bir maç görse durup sonuna kadar izliyordu. Sadece izlemek olsa neyse… İki çorap gördüğünde yerde anında onu topa çevirip oynamaya başlıyordu. Yolda önüne bir pet şişe çıksa eve gelinceye kadar onunla top gibi oynuyor ve kapılarının önüne geldiğinde çöp kutusuna şut atıyordu. Bu durum onun için o kadar sıradandı ki bir keresinde kaldırım kenarındaki yuvarlak taşa şut çekmeye çalışmış ve ayak parmakları bir ay alçıda kalmıştı. Alçı ayağından çıkarılır çıkarılmaz onunla da top oynamıştı. 
Futbola ilgiliydi ve bir takımın da taraftarıydı ancak tuttuğu takım hiç şampiyon olamamıştı. Aslında en büyük hayali bu takımda oynamak ve bu takımı şampiyon yapmaktı. Profesyonel oyuncuların hiçbirinin performansını beğenmiyordu. Üstelik hakemler de çoğu zaman taraf tutuyordu. Durum böyle olunca nasıl şampiyon olabilirdi ki tuttuğu takım?
Okul hayatı öylece orada duruyor, kendi hayatı ise küçük bir çıkmazda devam ediyordu. Bir şeyler yapmalıydı. Mahalle kulüplerine bile müracaat etmişti fakat onu isteyen kimseler çıkmamıştı. Oysa onun hayatı toptan ve futboldan ibaretti. Büyük oyuncuların hepsinin yaşını, geçmişini, ayak numarasını bile biliyordu. Bir kısır döngüye hapsolmuş gibiydi. 
Bir ara futbol oyunlarına yönelmişti fakat ayağı topa değmediği için sevmemişti bu oyunları. Birkaç ay oynamış sonra vazgeçmişti. Arkadaşlarının hepsinin oynadığı bir oyun vardı ama onun oyunu da yoktu. 
Okula yalnızca beden eğitimi dersi olduğu günler uğruyordu, maç yapıp yeniden kayboluyordu. Yine bir beden eğitimi dersi günüydü ve arkadaşları akşamdan haber vermişler, ertesi gün büyük bir maç olacağını söylemişlerdi. Üstelik büyük bir maç olacağını da ilave etmişlerdi. Önemli kulüplerden maçı izlemek için gelecek isimlerin olduğunu, mutlaka bu maça katılması gerektiğini arkadaşları ona söylemişlerdi. Arkadaşları da onun hayallerini ve yaşam tarzını biliyorlardı çok önemsemeseler de. Bu maç her zamankinden farklı olacaktı. En güzel formasını seçti, en temiz ayakkabılarını hazırladı. Saçlarına en havalı halini verdi. Ertesi gün bir rüzgar gibi esecekti okul sahasında. Onun olduğu takım her seferinde kazınıyordu, bundan endişesi yoktu fakat izlemeye gelenleri ne kadar etkileyebilecekti, bu hususta endişeleri vardı. Neyse ki beden eğitimi dersi ilk iki saatti ve dersten sonra okulda kalmasına gerek kalmadan dönebilecekti. Belki de dersten sonra zaten maçı izleyenler onu birlikte götürecekti. Anlaşmalar yapılacaktı, imzalar atılacaktı. 
Erkenden uyudu ve hiç rüya görmedi. 
Ertesi sabah küçük bir heyecanla okul yolunu tuttu. Servis, artık onu almaya gelmiyordu. Okula giderken ısınma hareketleri yapmayı ve arada koşmayı da ihmal etmedi. Okula girdiğinde her şey çok farklıydı. Okul sahası süslenmişti. İdareciler seyirci koltuklarına oturmuştu. Neredeyse tüm öğretmenler de oradaydı. Okulu hiç böyle görmemişti. Tanımadığı bir sürü takım elbiseli adam vardı izleyenler arasında. Kısa bir eşleşmeden sonra takımı belli olmuştu ve maç başlamıştı. Maçın daha ilk dakikalarında karşı takıma bir gol atmıştı. Sahanın her yerinde rüzgâr esiyordu. İlk yarının nasıl geçtiğini bile anlamadı ve ilk yarıyı takımı beş sıfır önde kapatmıştı. Beş golün üçünü o atmıştı. Ayağına topun her gelişinde seyirciler coşuyor, alkışlar kopuyordu. Bir ara tribünlerdeki izleyenlerle göz göze geldi. İyiye işaretti bu. Arada bir seyircilere bakıyordu ve o esnada onu göstererek kendi aralarında konuştuklarını görüyordu izleyicilerin. Galiba bu iş tamamdı. 
Maç bittiğinde skor sekiz dört olmuştu ve beş golü o atmıştı. Bir yıldız gibi parlıyordu sahada. Maçın sonunda izleyiciler sahaya indiler ve doğrudan onun yanına geldiler. Okul Müdürü ve öğretmenleri de sahaya inmişti. Takım elbiseli olan iki kişi ona yaklaşarak:
-Bu maç senin maçındı delikanlı. Çok beğendik ve seni bizim takımın altyapısına almak istiyoruz, dedi. 
Zaten beklediği sözlerdi bunlar. Bir çığlık attı ve:
-Belgeleri ne zaman imzalayacağız, diye sordu. 
İki adamdan biri:
-Seni çok heyecanlı ve istekli gördüm. Önce okulunu bitirmen gerekiyor. Hem de iyi bir diploma notu ile, dedi. 
Bu durum moral bozucuydu. Okul Müdürü araya girerek devam etti:
-Bugünden sonra derslerine daha çok çalışacak ve bu öğrencimizi size mutlaka vereceğiz. 
Hiçbir şey söylemedi. Herkese, her şeye sırtını döndü ve sahadan uzaklaştı. Arkadaşları bir türlü bırakmıyordu onu. Fotoğraf çekinenler, alkışlayanlar, tebrik edenler. Oysa daha önceden de buna benzer maçlarda bulunmuştu. Şimdi nereden çıkmıştı bu ilgi, anlayamadı. 
Tam okuldan ayrılıp evine doğru gidecekken ardından edebiyat öğretmeninin seslendiğini duydu. Öğretmeninin adını bile bilmiyordu doğrusu. Geri döndü:
-Efendim Hocam, dedi. 
-Bence artık derslere devam etmeliyiz.
Daha önceden böyle bir teklifte bulunan hiç olmamıştı. Öğretmen devam etti:
-Derse gelirsen senin hikâyeni yazarız bugün. Senin hayatının hikâyesini.
Bu teklif karşısında dayanamamış ve sınıfın yolunu tutmuştu. Okul forması yoktu ama kimse ona forma sormadı. Gün boyu derslere devam etti.
Ertesi gün yine okula geldi.
Ertesi gün yine geldi.
Haftalarca, aylarca okula geldi. 
Üstelik beden eğitimi derslerinde artık maçlara katılmıyor, kenarda oturup hikâye yazıyordu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder