28 Şubat 2026 Cumartesi

GÖKYÜZÜNÜN ANLATTIĞI

Selim Çabuk

Selim, Sivas’ın kalabalığında kimsenin fark etmediği yüzlerce çocuktan biriydi. Çocukluk demek; gürültü, şamata demekti. O da gürültüyü severdi ama bazen içindeki sessizlik daha baskın olurdu. Bazen de içindeki sessizliği bastırmak için gürültüye eşlik ettiği olurdu. Bunun dışardan anlaşılması mümkün değildi. Herkes gibi o da bir çocuktu ve gürültüsünün tek nedeni buydu insanlara göre. İnsanların bağırdığı, anlamsızca çılgın sesler çıkardığı, korna seslerinin birbirine karıştığı yaz akşamlarında o, dışarı çıkar ve gökyüzüne bakardı. 
Yine böyle bir gece elinde eski bir defterle yine dışarıdaydı. Gökyüzüne baktı uzun uzun, kısacık hayatını düşündü. Dünyayı düşündü, geleceğini, hayallerini, tanışacağı insanları düşündü. Düşünceler zihninde bir zincirin halkaları gibi birbirine eklenerek devam ediyordu. Elindeki defterini araladı ve defterin ilk sayfasına şunu yazdı:
"Eğer bir gün gerçekten güçlü olursam, kimseyi yarı yolda bırakmayacağım."
Tam cümleye noktayı koymuştu ki o an bir rüzgâr esti. Defterin sayfaları hızla çevrildi. Sanki gökyüzü yazdıklarını okuyordu.
Selim hep sıradan biri olduğunu düşünürdü. Kalabalıklar içindeki yalnızlığına rağmen sıradan biriydi işte. Süper güçleri yoktu mesela. Çok zengin değildi. Sınıfının en çalışkanı da değildi. Onu diğer insanlardan ayıran tek bir şey vardı: Vazgeçmemek. İnat değildi bunun adı. İnat körü körüne bir hırstı. Galiba azimdi onu diğerlerinden ayıran. Vazgeçen arkadaşlarını düşündü, çabucak her şeyden vazgeçen insanları düşündü sonra. Vazgeçmeyen biri olmaya devam etmeliydi. 
Okulda bir arkadaşı zor durumda kaldığında herkes geri çekilirken o öne çıktı ve arkadaşının yanında yer aldı. Mahallede biri haksızlığa uğradığında sesi titreyerek de olsa konuştu. Sen yapamazsın, küçücüksün dedikleri şeylerden vazgeçmedi. Vazgeçmemek üzerine bir hayat kurdu kendine. Vazgeçmemek yaşam tarzına dönüştü. Vazgeçmediği şeyler de belki küçücük şeylerdi kendisi gibi ama vazgeçmediği her şey, her doğru, her ümit; gerçekleştiğinde onu biraz daha büyüttü.
Günler, haftalar, aylar geride kaldı o günden sonra. Aylar sonra yine defterini alarak dışarıya çıktığı bir vakit yaşadıklarının, hayatının hesabını yapmaya başladı. Sonra kendi kendine bir çıkarım yaptı her şeyden: Güç, kaslarda ya da parada değilmiş. Güç, korkarken bile doğru olanı yapabilmekmiş.
Yüzünde huzurun ve başarmanın tatlı tebessümü oluştu. Defterini yine araladı. Defterinin son sayfasını açtı bu kez ve şunu yazdı: "Gökyüzü her zaman cevap vermez belki ama ben kendime cevap oldum."
Bu kez rüzgâr yoktu defterinin sayfalarını uçuran. Rüzgâr çıksa bile defterini sımsıkı tutuyordu artık. Kendini güçlü, çok güçlü hissediyordu. Gökyüzüne baktı, yıldızların kendi aralarında konuştuğu belliydi. Ay, her zamankinden daha parlaktı. Kalabalıklar içinde sıradan bir çocuk olmadığını biliyordu. Kendini daha iyi tanıyordu. Üstelik arkadaşları kadar fazla gürültü de yapmadığını düşündü. Gürültü yaparken insan nasıl düşünebilirdi ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder