18 Şubat 2026 Çarşamba

HAFIZA KAYBI

ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK

1. Bölüm
Ağabeyim son zamanlarda hayli farklı davranmaya başlamıştı. Annem ve babam ergenlikte böyle davranışların normal olduğunu söylüyordu ama bana çok da öyle gelmiyordu. Yerinde duramıyordu bir türlü. Bazı sabahlar beni yorgana sarıp rulo haline getirmeye çalışıyordu. Şayet yerde oturuyorsam halıya sarmaya kalkışıyordu. Su içerken bardağı, başından bir metre yukarı kaldırıyor ve küçük bir şelale oluşturarak su içiyordu. Bunlar evdeki bazı davranışlarıydı sadece. Okulda ise başlı başına bir vaka olmuştu. Ailem her hafta rehberlik servisine çağırılmaktan usanmıştı. Döndüklerinde ise ne hikayeler anlatmışlardı ne hikayeler… Dersin ortasında aniden kahkaha atmalar, durup dururken arkadaşlarına yumruk atmalar, öğretmenlerin karşısında aniden şarkı söylemeye başlamalar… Rehberlik servisi de çözüm bulamamıştı onun bu tavrına. Ne yapacağımızı, nasıl çözüm bulacağımızı bilemiyorduk. Artık her an onun yapacağı garipliklere hazır durumda bekliyorduk. 
O gün ağabeyim bambaşka biri olarak döndü okuldan. Aslında dönmedi, arkadaşları tarafından eve bırakıldı. Eve girdiğinde şaşkındı. Bir türlü konuşmalarımızı anlamıyor ve etrafa bakınıyordu. Herkesi, her şeyi ilk kez görüyor gibiydi. Arkadaşları durumu bir kenarda anne ve babama üzüntüyle anlattılar. Sabah ilk teneffüs ağabeyim merdivenlerden uçarak inerken hızını alamamış ve başını karşıdaki duvara çarpmıştı. Herhangi bir sakatlanma olmadığı için durumu bize haber vermemişlerdi ama galiba küçük bir hafıza kaybından bahsediyorlardı. Gün boyu hastanede tetkikler yapılmış ve doktorlar önemli bir şey olmadığını, birkaç gün içinde düzeleceğini söylemişlerdi. Hatta gün içinde bile geçebilecek bir sarsıntı yaşadığını söylemişlerdi. Birdenbire ağabeyim adına üzülmeye başlamıştım. Ya kısa süreli dedikleri hafıza kaybı hiç düzelmezse? Aklımda kötü senaryolar dolaşıyordu. Keşke ağabeyim sağlıklı olsaydı da beni yorganlara sarıp pencereden atsaydı. Keşke ağabeyim sağlıklı olsaydı da suyu yine öyle garip içseydi. Keşke ağabeyim sağlıklı olsaydı da yastığımla top oynasaydı, ödevlerime su dökseydi, ayakkabılarımı saklasaydı. Keşke… Keşkeler zihnimden gitmek bilmiyordu bu esnada ağabeyimle göz göze geldik. Bir yabancı gibi bakıyordu bana. Yanına giderek:
-Ağabey, iyi misin, dedim. 
-İyi olduğumu görüyorsun ama nereden tanışıyoruz, diye cevap verdi. 
Bu soruyu sorduğuma pişman oldum. Hızlıca mutfağa gidip ağlamaya başladım. Yaşadıklarımız kötü bir rüya gibiydi. Annem ve babam benim kadar rahatsız değillerdi durumdan ama ben hep kötü senaryolar üretiyordum. 
Arkadaşları gittikten sonra ağabeyimi odasına dinlenmeye çıkardı annem ve babam. Yatağına bile bir yabancı gibi bakıyordu ve ısrarla uykusunun olmadığını, yabancıların evinde yatmanın iyi olmadığını söylüyordu. Anne ve babamın ısrarı ile uzanmaya ikna oldu. Akşam yemeğine çağırmaya gittiğimde uyuyor ve sayıklıyordu. Korkutmadan uyandırdım ve yemeğin hazır olduğunu söyledim. Yanında yürüyerek mutfağa geçtik fakat ağabeyim sofrada öylece bekliyordu. Çatal kaşık kullanmayı hatta yemek yemeyi bile hatırlamıyor gibiydi. Bir süre bize baktıktan sonra yemeye başladı. Annem ağabeyimin en çok sevdiği yemek olan hıngel yapmıştı. 
Biraz yedikten sonra ağabeyim:
-Çok güzel bir ıspanak yemeği yapmışsınız teyze, elinize sağlık dedi. 
Hayat, bizim için bambaşka bir hal almıştı ve düzelecek gibi de görünmüyordu. Yemekten sonra ağabeyimi yeniden odasına çıkardım ve iyi akşamlar dileyerek kendi odama geçtim. Tam uyumaya hazırlanıyordum ki gecenin ilerleyen bir saatinde ağabeyimin odasından sesler gelmeye başladı. Kapısını açtığımda hazırlanmış, dışarıya çıkmak üzere olduğunu fark ettim. 
-Ağabey, hayırdır bu saatte nereye gidiyorsun, diye sordum.
-Cuma namazı yaklaştı, diye cevap verdi. Günlerden çarşambaydı oysa ve vakit gece yarısıydı. 
Cuma namazı için cumayı beklemek gerektiğini anlattım. Bir çocuk gibi beni dinliyordu. Tam ikna etmiştim ki kapının önünde anne ve babamı gördüm. Bizi dinliyorlardı dolmuş gözlerle. 
Sabah, bir türlü olmak bilmedi. Sabaha uyuyamadım. İçimde küçük bir ümit vardı. Sabah ağabeyim okula gidecek miydi? Biraz zordu bu ihtimal. Evde kalsa başka bir sıkıntı. Üstelik matematik sınavı vardı ertesi gün. Ne kötü bir zamana denk gelmişti bu kaza. Sonra kendimi suçlu hissetmeye başladım. Ağabeyim bu halde iken ben matematik sınavını düşünüyordum. Nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum, uyandığımda sabah olmuştu bile. 
2. Bölüm
Sabah annem ve babam beni okula uğurladılar ve kendileri yeniden ağabeyimi hastaneye götüreceklerini söylediler. Ağabeyim henüz uyanmamıştı. Okula gittim, kafamda gün boyu kötü senaryolar dolaştı durdu. Belki de ağabeyim uyandığında normale dönmüş olur diye umuyordum. 
Akşam eve döndüğümde ağabeyimi mutfakta gördüm. Birdenbire sevinmiştim normale döndüğünü düşünerek fakat benim geldiğimi görünce:
-Teyzeye yemek işinde yardım ediyorum. Dünden beri onun pişirdiklerini yiyoruz. Bugün de ben yapayım yemekleri, dedi. 
Tüm umudum tükenmişti. Anne ve babama durumu sordum. Dünkü doktorların dediklerinden farklı bir şey dememişti bu doktorlar da ama ağabeyimin durumu beni üzüyordu. Zaten yemek yapmaktan çok mutfağı berbat eder bir hali vardı. Un, sebzeler, tabaklar her yere saçılmıştı. 
-Bugün ben yapayım yemeği, yarın sen yaparsın, dedim. 
Bu cümlemden sonra ilk kez gözlerinde farklı bir şey sezdim ağabeyimin. Bu bakışı tanıyordum, beni küçümserken, zorbalarken takındığı bakış buydu. Çok kısa süren bu bakıştan sonra gözlerini başka yere çevirdiğini fark ettim. Sonra da kendi kendimi ayıpladım. Belki de bu bakış, benim anladığım bakış değildi. 
Akşam yemeğinden sonra ağabeyimin öğretmenleri ve arkadaşları ziyarete gelmişlerdi. Kapıda öğretmenlerini ve arkadaşlarını gören ağabeyimin yüz ifadesine ve bakışlarına takılmıştı gözüm. Önceleri küçük bir tedirginlik sezdim fakat ardından yine o boşluğa yönelmiş bakışları gördüm. 
Gelenlerden biri matematik öğretmeniydi. Sohbetten hiçbir şey anlamıyormuş gibi görünen ağabeyime bir ara matematik öğretmeni yönelerek: 
-Bugün matematik yazılısını yaptım ve iyi not alan neredeyse yok. Seni bu dönem yazılı yapmayacağım. Sen iyileşmene bak evlat, dedi. 
Bu cümleden sonra ağabeyim yerinden kalktı ve odasına gitmek istediğini söyledi. Onun ardından ben de usulca yürüyerek odasına kadar eşlik etmek istedim. 
Ağabeyim odasına girip kapıyı kapadığında içerden bir ses geldi:
-İşte bu be!.. İşte bu!..
Kapıyı açtığımda ağabeyim şaşırmıştı. Sevinçli yüzünü yeniden boş ve anlamsız hale getirmeye çalıştı fakat o kadar mutluydu ki bunu yapamıyordu. Öylece baktım. Sessizce bir süre seyrettim yüzünü. 
-Değer miydi ağabey, dedim. Bir matematik sınavı için bize bu yaşattıklarına değdi mi?
-Ne dediğini anlamıyorum, matematik sınavı da nerden çıktı? Lütfen beni yalnız bırak. Seni tanımıyorum bile, sadece iki gündür aynı evdeyiz. Bana ne demek istiyorsun?
Ağabeyim bu sözleri söylerken tüm inandırıcılığını kaybetmişti. İçimde bir hınç birikmişti ve bunu bir şekilde çıkarmalıydım. Yatağın üzerinde duran ağabeyime doğru ani bir hareketle atladım ve yorganını sarıp onu rulo yapmaya başladım. Ağabeyim direnemiyordu. Tamamen rulo yaptığımda göz göze geldik. Kıs kıs gülüyordu. Yastıkla kafasına vurmaya başladım. 
Bu esnada gülerek:
-Hafızam yerine geldi, diye bağırdı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder