7 Şubat 2026 Cumartesi

Kendini Arayan Seyyah

 
Yasin Kesürük

Şehir bütün gürültüsüyle yaşamına devam ediyordu. İnsanlar iş yerlerine koşuyor, yemek için dışarı çıkıyor, tekrar iş yerlerine koşuyordu. Öğrenciler derslere yetişme çabasındaydı. Esnaf, bir şeyler satma telaşındaydı. Durmadan araçlar hızla geçiyor, geçiyor, geçiyordu.

Şehrin tam ortasında bir kaldırımda durmuş insanları izliyordu. Anlam veremiyordu onların bu telaşına. Anlam veremiyordu bunca çabaya. Gün boyu aynı yerde hareketsiz bekledi fakat insanlar onu görmedi bile. Belki de insanlar görmüyordu. Tüm insanlık bakarkör olmuştu. Bakıyorlardı, yollara, saatlerine, vitrinlere, ellerindeki telefonlara. Bakıyorlardı maç sonuçlarına, banka hesaplarına, notlarına, dizilerin yeni bölümlerine, magazin haberlerine fakat onu görmüyorlardı. Yalnızca onu değil kaldırım kenarlarında yeşermiş küçücük çiçekleri de görmüyorlardı. Bulutları görmüyorlardı, telaşla şehrin tepesinde uçuşan kargaları da görmüyorlardı. O ise sadece şehrin ortasında birilerinin kendisini görmesini bekliyordu. Aslında birileri görmüş ve eline kağıt tutuşturmaya çalışmıştı fakat ilgilenmediğini görünce hızla gelip geçen birilerinin eline tutuşturmuştu kağıt parçasını. Renkli bir kağıt parçasıydı. İnsanlar bu kağıtları alıyor ve birkaç adım sonra çöpe veya yere bırakıyorlardı.

Şehrin tam ortasında bekliyordu ve güneş batmak üzereydi. Hava kararmaya başladığında sanki biraz daha fark edilir olmuştu ve insanlar sağından solundan özenle çarpmamak için yürüyordu. Hava karardıkça sanki görünür hale gelmişti. İnsanların bir kısmı dikkatle yüzüne bakarak geçiyordu. Burada daha ne kadar kalacağını bilmiyordu.  Geldiği yerler hiç buraya benzemiyordu. Sakindi yaşadığı yer ve insanlar genelde selam verir, tebessüm ederdi. Tanımadıkları insanlara bile hal hatır sorarlardı. Artık akşamın son dakikaları olmalıydı ki biraz olsun hareketlilik azalmıştı. Yanından geçen insan sayısı daha azdı. Araçlar biraz daha azalmıştı ve hava da serinlemeye başlamıştı. Belki de buradan ayrılmalıydı artık ama gideceği bir yer yoktu ki…

Tam düşünmeye başlamıştı ki yanından telaşla geçen birinin düştüğünü gördü. Yüzükoyun yere kapaklanmıştı ve tekrar doğrulamıyordu. İnsanlar dönüp bakmıyordu. Birkaç saniye bekledikten sonra yere düşen kişinin yanına gitti ve elini uzattı. Yerdeki kişi genç biriydi ve çantasının ağırlığından dolayı kalkamıyordu yerden bir türlü. Yardım edip etmemekte tereddüt yaşıyordu çünkü uzattığı eli boşlukta kalmıştı. Yerdeki genç ondan yardım istiyor muydu ya da görüyor muydu? Belki o da bakarkörlerden sadece biriydi. Birkaç saniye dikkatle bakınca yerdeki gencin kendisiyle aynı kıyafetleri giydiğini fark etti. Ayakkabıları bile aynıydı. Birdenbire içinde bir sıcaklık oluştu gence karşı. Gencin ellerine baktığında kendi ellerine benzediğini gördü. Hatta onun da aynı parmağında gümüş bir yüzük vardı ve işlemesi kendi parmağındaki yüzükle aynıydı. Bu kadar benzerlik bir an onu rahatsız etti. Gence elini uzattı ve genç de ona elini uzatmıştı ki yüzüğünü çıkarıp cebine koyma ihtiyacı hissetti. Genç, ona parmağında yüzük olan elini uzatmıştı. Yüzüğünü bir çırpıda cebine koyduktan sonra tekrar elini uzattı. Gördüğüne inanamıyordu. Gencin parmağındaki yüzük de yok olmuştu. Belki de gencin parmağında hiç yüzük yoktu. Gün boyu insanları izlemekten dolayı artık sanrı görmeye başladığını düşündü. Bu esnada genç elini uzatmış ve tutmuştu. Biraz gayretle genci yerden kaldırdı. Bir süre gencin yüzüne baktı ve genç de ona bakıyordu. Hiçbir şey konuşmadan bakışıyorlardı. Sağ eli, genç adamın sağ elindeydi. Bir aynaya bakıyor gibi bakıyorlardı birbirlerine. Gözlerini kapatıp açtığında karşısında kimsenin olmadığını fark etti.

Bir şehirden daha ayrılmanın zamanı gelmişti.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder