6 Haziran 2026 Cumartesi

BİR ALACAK MESELESİ

 Nurgül Asya Kılcı
 
                                                   Aslında konu Fatmagül değil bütün Fatmagüller... 
 
Son zamanlarda değişik biri oldu Fatmagül. Belki de baştan beri öyleydi de ben yeni yeni tanıyordum. Bir insanı tam olarak tanıyabilmek için onunla yolculuğa çıkmak gerekli, diye bir söz vardı. Ben Fatmagül’le yolculuğa da çıkmıştım, yemek de yemiştim. Hatta aynı odada bile uyumuştum. Belki de bundan sonra başladı her şey. Yani onu tam olarak tanıdım, düşüncesi. 
Oysa ne güzeldi onunla bir şeyler yazma çabasında olmak. Onun kurguladığı hikayelere destek olmak. Onun şiirlerini birlikte tamamlamak. Bir köy öğretmeninin hikayesi vardı sayfalar dolusu yazdığı. Birkaç sayfayı temize çekmiş ama kalanını çekmeye vakit bulamamıştık. Çok üzülmüştüm bu hikayeyi tamamlamayacağız diye. Şimdi düşünüyorum da zaten Fatmagül’ün öyle bir derdi olmamış ki hiç. Belki sayfaların devamına baksaydım hikaye olmadığını bile görebilirdim. 
Düşündükçe aklıma geliyor. Bir de Zaman Makinesi adlı hikayesi vardı onun. Ne kadar da heyecanlanmıştım konuyu duyunca. O hikayenin sonunun saçma bitmesinden anlamalıydım onun yazmayla, okumayla olan bağını. Galiba Fatmagül yazmaktan çok anlatmayı seviyordu. Hikaye yazmaktan çok hikaye yaşamayı seviyordu. Bunu onunla geçirdiğim zamanlardan elde ettiğim tecrübeyle söylüyorum. 
Şimdi bu satırları okuyacak olsa belki biraz alınır ama alınmayabilir de. Beni hayli iyi tanımışsın, bile diyebilir. 
Şimdi şiirler geldi aklıma. Onun yazdığı şiirler. Bitip bitmediğine bir türlü emin olamadığı şiirler. 
Neyse insan ilkokuldan beri süregelen bir arkadaşlığı böyle yargılamamalı. İlkokul, demişken aslında o zamanlar belliydi bazı şeyler. Durup dururken bana küsmesi ve günlerce konuşmaması... 
Yaz mevsiminin şu en güzel günlerinde ve saatlerinde yanımda olmamasının bir sebebi var: Resim kursu. Böyle bir bahane ile ben onun yanına gitmemiş olsam galiba bir sene boyunca bana küserdi. Ben, bir cumartesi günü kilometrelerce öteden onunla birkaç saat güzel vakit geçirmek için gelmişim, o ise şu an resim kursunda. Tamam çizdikleri fena değil ama kalbimi çiziyor şimdi ucunda hiçbir şey olmayan bir fırça ile. Kalbimi acıtıyor onun bu tavrı. 
Benim yerimde o olsa şimdiye kadar çoktan sinirlenmişti. Hatta gözleri kızarmış ve biraz da dolmuştu. 
Şimdi cumartesi gününün bu öğle saatlerinde soruyorum sana Fatmagül, iyi misin benim olmadığım yerlerde? Boya paletlerini yere düşürüyor musun bensiz? Kapılara kafa atıyor musun yine? Çantanı, suluğunu bir yerlerde unuttuğunda ardından yetiştirip getiren birileri var mı? Yoksa biraz da olsa çeki düzen verdin mi kendine?
Neyse biz yine ondan devam edelim yani Fatmagül’den. Yani yıllardır devam eden arkadaşlığımızdan. Aslında bu arkadaşlığı ben mi devam ettiriyorum yoksa o da bunun farkında mı bilmiyorum. Galiba farkında değil. Bir ay boyunca hiç görüşmeyen arkadaş olur mu? Haydi oldu diyelim bunun hiç mi acısını çekmez insan? Hiç mi demez on dakika da olsa seni görmem lazım diye? Hayır, galiba o benim arkadaşım ama ben onun arkadaşı değilim. 
Ne diyeceğimi bilemiyorum ki... Bahtın açık olsun Fatmagül. Beni burada böylece yalnız başıma bıraktın ya... Alacağın olsun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder