Feyza Duran
Kaldıralı çok olmuştu saltanat. Bütün tarih kitaplarında vardı böyle bir rivayet. Birkaç kitaba daha bakacaktı ki karşısına çıktı birdenbire Tevrat. O sırada duvardaki yazıya gözü takıldı, ne güzel süslemişti hattat. Kitaplar duvarda sıralı duruyordu kat kat. Neyse ki kitaplara geçilmiş ve eskilerde kalmıştı kil tablet. Kitaplara baktı hepsi ona dönmüştü sanki sırt. Kitaplarının önünde kendisini bekliyordu sandalye ama sanki sandalye değildi bekleyen bir taht. Tahtının kenarında dünden beri duruyordu buruşmuş mont. Oysa ucuz bir mont değildi şimdi artmıştır diye düşündü bunun da fiyat.
Her şeyi bırakıp okumalı, yazmalı ve biraz da üretmeliydi sanat. Durmadan değişiyordu takvimler ve çalışıyordu saat. Yerine geçti, bir kitap aldı ve oturdu sandalyesine rahat rahat. Kimseler gelsin istemiyordu o akşam evine, kapı çalındı fakat. Açmalı mıyım diye düşündü, içi etmedi rahat. Kapı vuruluyordu ve kalmamıştı okumaya, yazmaya dair içinde tat. Şeytan diyordu ki kapıyı aç ve bir kitabı önünde duran kişiye fırlat. Usulca yerinden kalktı, kapıyı açtı fakat kimse yoktu heyhat. Böyle olmamalıydı hayat. Bir şeyler içmeliydi olsa da bayat.