5 Ekim 2024 Cumartesi

SAHİL


Üner Taha Aydemir

Sonsuz maviliğin ortasında
Pusulalardan, yıldızlardan kaçan
Sahipsiz bir sandalsın
Hiç kimsenin umurunda

Tüm duygularını bağlamış olsan da
Seni burada
Bırakıp ayrılana
Düşlerinde sönmeyen yangınla
Kendi kendinin kalabalığısın
Kimsesiz varlığınla

ISSIZ LİMAN

Üner Taha Aydemir

İlk defa
Belki de son defa
Bilemiyorum
Bir şeyler hissetmiştim
Bu köhne dünyada
Anlamadığım
Anlatamadığım

Günler güneşli bekliyor muydu
Acaba beni bu hayatta
Ölüler özgürdür
Kalanlarsa muamma

Burada olmadıysa da
Belki başka bir hayatta
Yarım kalan rüyalarda
Ya da vehmimin ıssız limanında

ÇİÇEK RESİMLERİ



Ayşegül Yıldız



Çiçekler nerede olursa olsun
Süslemeye yetiyor dünyayı
Hayatı ve bakışlarımızı
Mesela çiçeksiz olsaydı parklar
Bu kadar sevebilir miydik
Ya da bahçeler
Belki de bu yüzden büyüklerimiz
Pencere önlerine diziyor saksıları

Çiçekler güzel, çiçekler rengarenk
Odamın her köşesini
Evimizin her yerini donatmak isterdim onlarla
Fakat çiçeğe alerjisi olan bir ağabeyiniz varsa evde
Çiçek resimleriyle yetinmek düşüyor
Size de

KARTAL

 

YUSUF KEREM ACAR

Gökyüzüne bakınca 
Kiminin aklına uçaklar geliyor
Kiminin aklına bulutlar
Benimse gözlerim
Kartalları arıyor
Göklerin krallarını

Her türlü kuşu besliyor insanlar
Kafeste, evde
Papağan, muhabbet kuşu, kanarya
Fakat güçleri yetmiyor bir kartalı
Kendilerine alıştırmaya



SİLGİ

 Aden Mira Kartal

Sınıf tahtasını birkaç hareketle temizlemek mümkün
Eğer iyi bir silginiz varsa
Ya da defterinizdeki bir yanlış yazıyı
Hemen silebilirsiniz 
Kalemliğinizdeki küçücük bir silgiyle

Keşke hayatın her aşamasında
Bir silgi olsa
Beğenmediğimiz şeyleri
Silebilsek bir çırpıda
Bazı insanları mesela
Bazı davranışları
Bazı günleri takvimlerden
Bazı seneleri ömrümüzden
Silebilecek kocaman
Bir silgimiz olsa

EKRAN KARTI

 Eymen Çam

Bir şiir yazmak istiyorum dakikalardır
Beynimi yokluyorum
Sonra kalbimi
Düşünüyorum bakarak sağa sola
Neyi yazacağımı bilmeden
Kelimeler geçiyor birer birer gözlerimin önünden

Sonra bir kelime duruyor orada öylece
Düşünüyorum bundan bir şiir çıkar mı diye
Aslında çıkmaz ama 
Yazıyorum yine de

Gözlerimin önünden şu anda geçen kelimeler çok garip
32 GB bir ekran kartı
Böyle bir şiir olur muydu bilmiyorum
Ama işte kendiliğinden yazıldı

BARIŞIN YURDU

Atakan Kıvanç Ağca

Her kitap farklı bir hayal
Farklı bir dünya
Farklı zamanlara ve dünyalara
Açılan bir kapılar
Kitaplar

Herkes bunun farkına vardığında
Ve kitap okuduğunda
Dünya barışın yurdu olur
Kitaplarla

SALGIN


Elif Serra Yıldırım
Son yüzyıldır böyle soğuk bir kış yaşanmamıştı. En azından hava durumu sunucuları böyle diyordu. Rüzgâr buz gibi esiyor, kar gündüz gece demeden yağıyordu. Kimseler sıcacık evinden çıkmıyordu ihtiyaç olmadıkça. Okullar ve iş yerleri tatil edilmişti. Etrafta o kadar çok olmasına rağmen çocuklar kartopu oynamaya, kardan adam yapmaya çıkmıyordu çünkü hava çok soğuktu. 
Yine böyle bir günde uyandı Tuğçe. Okula geç kaldığını düşünerek aceleyle yataktan doğruldu. Neyse ki sonra okulun tatil edildiğini hatırladı. Gözü geçen yılki doğum gününde anneannesinin hediye ettiği saatte takılı kaldı. Saatin kaç olduğunu görünce ağzından küçük bir hayret nidası çıktı. Saat altıydı. Yani her zaman uyandığı saatten saatlerce erken. Üstelik Tuğçe önceki gece ertesi günün tatil olduğunu düşünerek çok geç yatmıştı. Nasıl olup da böyle erken kalktığına bir türlü anlam veremiyordu. Şimdi ne yapacağını düşündü. Hiç böyle erken kalkmamıştı. En iyisi kardeşini uyandırmaktı. Evet kardeşiyle hiç anlaşamazdı ama bu sinir bozucu sessizliğin bozulması için her şeye katlanabilirdi. Koşarak kardeşinin odasına girdi:
-Uyan hadi, uyan hadi, dedi. 
Kardeşi horluyor fakat bir türlü uyanmıyordu. Tuğçe korkmaya başladı. Annesi, babası, kardeşi Mert ve anneannesiyle yaşadığı eski, küçük ve ahşap konağın merdivenlerini hızla çıktı. Ebeveynlerinin odasına girince derin bir nefes aldı ve hızla odaya daldı. Bağırarak:
-Anne, baba, Mert uyanmıyor! Ne kadar denesem de başaramadım. 
Fakat ne annesinden ne de babasından bir ses çıkıyordu. İkisinin de uyuduğundan emindi çünkü ikisi de her zamanki uyudukları pozisyonda uyumuşlardı. Onları da uyandıramayınca anneannesinin odasına (aslında misafir odası olması gerekiyor) gitti. O da uyuyordu. Tuğçe’nin ayaklarının bağı çözüldü. Elleri titredi. O an ne yapması gerektiğini anladı. Beren’e ulaşmalıydı. Beren, en yakın arkadaşı, ne zaman giderse gider ona kapıyı açardı. Hazırlanıp sıkı sıkı giyindi. Atkısını örterken:
-Umarım o da uyumuyordur, dedi kendi kendine. Bu sözüne güldü hiç komik olmasa da. Aslında bunu düşünüp duruyor, içten içe itiraf etmekten korkuyordu. Giyindi, yanına evin anahtarını alacaktı ki durdu ya o yokken ailesi uyanır ve Tuğçe’yi bulamazlarsa. Bir not yazmaya karar verdi ve notu yatağına koyarak evden çıktı.
Dışarıda gördüğü manzara Tuğçe’ye yeniden şok duygusu yaşattı. İnsanlar, arabalarında, kaldırımlarda, banklarda uyuyup kalmışlardı. Acaba zaman durdu da sadece ben mi hareket edebiliyorum, diye düşündü. Ama bu fikrinden hemen vaz geçti çünkü zaman dursa gökyüzünden yağan lapa lapa kar da havada asılı kalırdı. Bunları düşünerek hızlı hızlı yürürken karşısına bir kedi çıktı. Daha doğrusu Tuğçe kedinin karşısına çıktı çünkü kedi de uyuyordu. Gördükleri sayesinde aklına bir fikir geldi. Yaşadıklarının ne olduğunu anladı. Bir uyku salgınıydı bu ve herkes bu salgına yakalanmıştı. Lütfen, dedi Tuğçe lütfen. Beren de salgına yakalanmasın. Beren e Tuğçe ilkokul birinci sınıftan beri arkadaştılar. Dile kolaydı tabi yedi yıl ama ikisi de yedinci sınıfa gelene kadar ne çok anı biriktirmişti. Tuğçe berenin çok hareketli ve enerjik kişiliğinden dolayı berenin salgına yakalanmamış olmasını diliyordu. Köşeyi dönüp Berenlerin evini gördü. Merdivenleri hızla üçer beşer çıktı. Neyse ki beren ve ailesi apartmanın 4. Katında oturuyordu ve 13 katı yürüyerek çıkmasına gerek yoktu. Telaşla zili hızlı hızlı arka arkaya çaldı ve bekledi. On saniye olmuş kimse kapıyı açmamıştı. Sonra otuz saniye, bir dakika, beş dakika… Tuğçe inatla zili çalmaya devam ediyordu fakat en ufak bir hareket yoktu kapıda. Allah’ım, nereye düştüm ben diye ağlamaya başladı kontrolünü tamamen yitirmiş bir halde. Bir rüya mı bu neredeyim ben?
O anda yer ve gök sallanmaya başladı. Sanki biri onu dürtüyor gibi geldi Tuğçe’ye ve sonra etrafından bir ses yükseldi. Ses giderek artıyor ve anlaşılır hale geliyordu. Tuğçe etrafına baktı, kimse yoktu. Oysa ses her yerden geliyor gibiydi. Zemin, tavan, duvarlar, pencereler, merdiven… Hepsinden Tuğçe, sesi çıktı. Uyan kızım bak saat kaç olmuş, gece geç yatarsan sabah kalkamazsın işte. Bak hala yatıyor. Kızım saat on iki kalk artık.