12 Aralık 2024 Perşembe
EFENDİ İLE KÖLE
EMİR ARAS İMİRHAN
YUSUF ÇAĞRI EKİCİ
Günlerdir yeni bir oyun tasarımı için uğraşıyordum. Saatlerimi vermiştim bu oyun için. Online oyun tasarlamak, diğer işlere benzemiyordu. Kaç gece uykusuz kaldım bilmiyorum. Kaç ödevi yapamadım, onu da bilmiyorum. Bu, benim en büyük hayalimdi. İlk çevrim içi oyunumdu. Çok iyi bir fikirle başlamıştım bu oyunu hazırlamaya. Kimsenin aklına geleceğini düşünmediğim bir oyundu fakat fikir birazcık ödünç alınmıştı. Oyunum öyle çevrim içiydi ki oyundan çıkılsa bile masaüstü arka planda oyun devam ediyordu. Hatta bilgisayar kapatılsa bile oyun kendiliğinden arka planda devam ediyordu. Bilgisayarı fişten çekseniz bile oyun devam ediyordu. Bu oyunu sonlandırmanın tek yolu mikrofonla yarım saat ricada bulunmak ya da on dakika yalvarmaktı. Oyun ancak bu şekilde kapanıyordu fakat yeniden başlamasının bir kontrolü yoktu.
Oyunun nihayet son aşamasına gelmişti. Son dokunuşlarla oyunu artık piyasaya sürebilirdim. İsmini CeSeGoying koyduğum oyun, benim kariyerimde zirve noktam olacaktı. O akşam her şeyi tamamlamalıydım fakat bilgisayarımı açtığımda bir gariplik hissettim. Bilgisayarımın oturum adı CeSeGoying olmuştu. Bilgisayarımın adını değiştirerek yeniden başlattım fakat bu kez de açılışta parola istedi benden. Oysa ben parola koymamıştım. Farklı yerlerde kullandığım parolaların tümünü denedim fakat bilgisayarım açılmıyordu. Sonunda CeSeGoying parolası ile bilgisayarımı açtım.
Oyunumu düzenlemek için açtığımda oyunun son noktaya geldiğini fark ettim. Nasıl olmuştu bu, bilemiyorum fakat oyun kendi kendisini tamamlamıştı. Artık bir şey yapmama gerek yoktu. Oyunu kapatmaya çalıştım fakat kapanmıyordu. Dakikalarca farklı komutlar denedim fakat oyun arka planda çalışmaya devam ediyordu.
Sonunda her işi bırakıp mikrofonu elime aldım ve yarım saat boyunca ricada bulundum oyunun kendi kendini sonlandırması için. Yarım saat sonra oyun kendiliğinden kapandı. Görünüşe göre her şey çalışıyordu. Böyle bir son düşünmemiştim. Oyun, benim kontrolümden çıkmış ve kendi başına buyruk bir uygulamaya dönüşmüştü. En azından kapatma işleminin nasıl olduğunu biliyordum. Belki biraz daha çalışmalıydım ve derslerime dönmeliydim.
Ne olur ne olmaz diye gece yatarken bilgisayarın fişini çektim. İnternet bağlantılarını da kapattım. Tam uykuya dalıyordum ki odamdaki ışık yansımalarıyla uyandım. Bilgisayar açılmış ve oyun başlamıştı. Lambayı açtım ve bilgisayarın fişine baktım. Bilgisayarın fişi takılı değildi. İnternet bağlı değildi fakat CeSeGoying ekranda oynanmaya devam ediyordu. Ekrana dikkatle bakarken bir yazı belirdi: Selamünaleyküm köle!
Hiçbir şey düşünmeden mikrofonu elime aldım ve konuştum:
-Aleyküm Selam Efendim.
11 Aralık 2024 Çarşamba
YARIM ŞİİR
Zeynep Ayten
Herkesin vakti çok dar
Yetişmek zor bir yere
Sorsan meşgul insanlar
Bu telaş acep niye
Koşuyorlar durmadan
Yollarda dizi dizi
Kalmıyor insanlardan
Dünyada ayak izi
Anlamıyorum neden
Bitmiyor bu karmaşa
Hızla yaşayıp ölen
Varıyor mu refaha
ADINI SEN KOY
Zeynep Akbulut
Hayat uzun diyorlar
Ama kısacık bence
Yaşarken bilmiyorlar
Biliyorlar geçince
Hayat belki bir rüya
Güzel ve tatlı biraz
Keşke dönmese dünya
Mevsimler olsa hep yaz
Neden bazı insanlar
Bilmiyor yaşamayı
Gelip geçer duygular
Öğren mutlu olmayı
Ama kısacık bence
Yaşarken bilmiyorlar
Biliyorlar geçince
Güzel ve tatlı biraz
Keşke dönmese dünya
Mevsimler olsa hep yaz
Bilmiyor yaşamayı
Gelip geçer duygular
Öğren mutlu olmayı
BÎUMUT
ASYA ZOROĞLU
Gerçekler
Sandığın gibi değil
Beklentiler
Gerçekleşmeyecekler
İnsanlar
Gördüğün gibi değil
Umutlar
Zaten tükendiler
Baharlar
Eskisi gibi değil
Sevgililer
Sevgiden acizler
Dünya artık umuttan yoksun
HAMUŞ
ZEYNEP AKBULUT
ZEYNEP AYTEN
ASYA ZOROĞLU
On beş yaşımdayım ve bugüne kadar hiç konuşmadım. En azından kendimi bildiğimden beri konuşmadım diye düşünüyorum. Belki bebekliğimde bazı sesleri taklit etmişimdir, belki her bebek gibi anlamsız sesler çıkarmışımdır. Fakat hiç ağlamamışım. Bugüne kadar hiç konuşmadım. Konuşmayı bilmediğim için değil, konuşmaya ihtiyaç duymadım. İnsanları gördüm konuşurken, çocukları gördüm hatta kuşları ve çiçekleri gördüm. Bir çiçek hayatın kısalığından bahsediyordu. Başka bir çiçek, diğer çiçeklerin dedikodusunu yapıyordu. Çiçeklerden biri, kendinden daha güzel bir çiçeğin olmadığını haykırıyordu sağa sola.
Bulutları, ağaçları duydum fısıldarken. Ağaçlar korkuyordu insanlardan. Yaşlı olan ağaçlar, genç fidanlara yaşadıkları şeyleri anlatıyordu.
Başka insanların duymadığı sesleri duydum ama konuşma ihtiyacı hissetmedim. Bir kez ağzımı açsam ve bir kelime söylesem sanki dünyam değişecekti. Sanki herkes gibi olacaktım. Sanki büyü bozulacaktı. Belki de zahmetli bir şeydi konuşmak. Konuştum diyelim, insanlar anlayabilecek miydi benim söylediğim cümleleri. Çoğunlukla beni yanlış anladın, söylediklerimi anlamıyorsun, gibi cümleler kuranlar onlar değil miydi?
Çocukluğumun en güzel günleri hastanelerde testlerle geçti. Önce duymadığımı zannetti ailem. Doktorlar da öyle zannetti. Duyuyordum, kimsenin duymadığı kadar. Başımla, ellerimle, gözlerimle, mimiklerimle cevap verdim onlara. Birkaç yıl sonra ailem artık hastanelerden ve doktorlardan ümidi kesti. Beni böyle kabullendi.
Okumayı ve yazmayı biliyorum. Okumak, derken yüksek sesle olanı kast etmiyorum. Harflerin, kelimelerin, cümlelerin anlamlarını biliyorum. Kimsenin kuramadığı cümleleri kurabiliyorum. Cümlelerimi okuyanlar çok beğendiklerini söylüyorlar. İşitiyor ve cevabımı yazarak veriyorum insanlara. Arkadaşlarım, ailem, öğretmenlerim bu durumu kanıksadı. Kimse benden sözlü bir kelime veya cümle beklemiyor. Okulumda bütün şiir, hikâye, deneme yarışmalarını beni katıyorlar. Şimdiye kadar katılıp da derece almadığım yarışma kalmadı ve usandım sonunda yarışmalardan.
Birgün gerçekten konuşma ihtiyacı hissedecek miyim? Bu sorunun cevabını ben de merak ediyorum. Belki gençliğe adım attığımda, belki eğitim hayatım bittiğinde, belki de yaşlandığım zaman… Şimdilik konuşma ihtiyacı hissetmiyorum.
Konuşmak, benim için herkesleşmek belki de. Konuşularak çözülen bir meseleye hiç denk gelmedim. İnsanlar konuşa konuşa anlaşırmış ya… Ben görmedim o insanlardan.
Bundan sonra konuşmaya ihtiyacım olacağını da çok sanmıyorum. Dinlemek yetiyor bana. Herkesi dinlemek, her şeyi dinlemek. Zaten insanların birilerine kendilerini dinletmeye ihtiyaçları var gibi hissediyorum, karşılıklı konuşmaktan ziyade. Onları dinlerken her şey yolunda görünüyor fakat ben onlara bir tepki vermeyince bu kez tavırlar değişiyor. Özellikle beni tanımayan ya da yeni yeni tanıyan insanlarda hep bir konuşmaya zorlama çabası oluyor. Beni yakından tanıyan insanlar da belki de ona konuşmayı ben öğrettim demek için halen ara sıra çaba sarf ediyor. Konuşmak yorucu bence. Çok yorucu. Yazmaktan daha yorucu.
Aslında şu anda yaptığım şey de tam olarak bir çeşit konuşmak değil mi? Sessiz konuşma diyorum buna ben. Yani beni konuşmamakla suçlaması insanların haksızlık aslında. Konuşuyorum fakat sessiz sessiz. Düşünüyorum, sessizce.
On beş yaşımdayım ve bugüne kadar hiç konuşmadım. Konuşmayı da düşünmüyorum. Neden konuşmuyorsun, sorusuna daha fazla maruz kalmamak için elime kalemi aldım ve bu satırları karaladım.
Sonrasında susacak mıyım? Hayır. Konuşacak mıyım? Buna da hayır.
Aslında ben konuşan bir suskunum. Kalemiyle, defteriyle konuşan bir suskun.
10 Aralık 2024 Salı
BİRDEN 1000’E
Emir Kaan Şimşek, Mahmut Eray Erbaş
Bin, önemlidir. Bir şeyleri anlatırken eğer sayılamayacak kadar çoksa “binlerce” deriz. Bin, sayısı masalımsı bir sayıdır. Yoksa neden Bin Bir Gece Masalları adıyla kitap olsun ki? Üç basamaklı bir sayıdan dört basamaklı bir sayıya geçmenin eşiğidir 1000.
Bin, önemlidir ve şu an okuduğunuz yazı, blog sayfamızın 1000. yazısıdır.
1000. yazıyı kaleme almak bize nasip olduğu için çok mutluyuz. Aslında 1000. yazının sahibi olmak için bekleyen arkadaşların olduğunu biliyoruz fakat kaderin cilvesi işte. Biz, o kadar hırs göstermemiştik.
Her ne kadar yazımızın başlığı Birden 1000’e olsa da 1000 sayısına ulaşmamız, birdenbire olmadı. 1’den başladığımız doğrudur fakat arada 999 yazı ve yüzlerce isim var.
Biz, 1000. yazıyı eklediğimizin farkındayız ancak 100. ya da 999. Yazıların sahipleri sanırım bunun farkında değildi. Hatta 777, 555, 888. sayılar da önemliydi belki fakat bu yazıları yazanlar da farkına varmadı.
Biz farkındayız 1000. yazıyı eklediğimizin.
1000. yazımız kutlu olsun, herkese ibretialem olsun.
YALNIZLIK
Salih Taha Balta
Yalnızlık nedir, bilir misiniz? Eksiklik mi yoksa yokluk mu?
Ya da belki nasıl desem?.. Mutfağın boşluğu mu? Belki de kumandanın yerde
olması… Ya da yaşadığın odanın boşluğu veya de her gün gördüğün üç dededen
sadece ikisini görmek mi?
Sanırım anlatamayacağım yalnızlığı böyle ya da her şey
yalnızlıktır. Belki de yalnızlık, düşünce boşluğudur. Hatta sadece boşluktur
yalnızlık. 1 sayısı neden bu kadar önemli? Çünkü o da bir başına. Yalnızlık
belki de önemli olmaktır, değerli olmaktır ve size kıymet verir. Yalnızlık,
dağın zirvesi de olabilir. Etrafında hiçbir şeyin olmamasıdır yalnızlık.
Arkadaş kelimesinin anlamını bile bilmemektir. Kocaman dünyada tek başına
yaşadığını sanmaktır.
KAR’AYA VE BEYAZA
Hayrettin Eymen Bulut
Kar mı dünyayı güzelleştiriyor
Yoksa rengi mi şehri sükunete bürütüyor
Beyazın masumiyeti mi
Temizliği mi
Ya da kar sessizleştirdiği için mi
Beyaz, temiz anılıyor
Beyaz, kar sayesinde mi kazandı masumluğunu
Beyaz, kirlenmeyen saflığını kara mı borçlu
Belki de her rengi içinde barındırdığı için
Her duyguyu kalbinde barındırdığı için
Belki
Kar bunun sayesinde sessiz
Masum ve temiz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)