2 Ocak 2025 Perşembe

MESAİ


Yusuf Çağrı Ekici


Her sabah yedide uyanmak 
Ve uykulu gözlerle hayata başlamak
Gün boyu koşuşturmak 
Bir şeylerin peşinden
Çok sıkıcı böyle yaşamak

Ansızın gelen bir kar tatili
Ya da uzun yorgunluklar sonrası
Önüne vardığımız küçücük tatiller
Yetmiyor mutlu etmeye beni

Yine de gün bitip akşam olunca
Okul formasıyla uzanmak yatağa
Ve ansızın dalmak rüyalara
Yaşamak en çok bu vakitler güzel

Fakat uyanınca yine bir mesai
Bir de diyorlar ki bana 
Hayatın ne güzel, hayatın ne iyi

T/UZAK

Merve Hoşgiz

Herkes uzak kalmaktan şikâyetçi
Ya da uzakta olmaktan bir yerlere
Uzak, o kadar da kötü değil
Uzakta olmak da kötü bir şey değil bence 

Hem insan
Bazen kendinin bile uzağında
Başkasına nasıl yakın olabilir ki
Ya da başka başka mekânlara

Uzak, deyince çoğu insan yıldızları söylüyor
Yıldızlar uzakta değil oysa
Uzak, ötesi değil insanın
Galiba kendisi

Ben mesela
Uzağındayım geçmiş günlerimin
Ve geleceğimin
Uzak, hem de çok uzak
Yarın kadar yakın
Yanımda kadar uzak




DÖRT BOYUTLU OLAYLAR

Emir Aras İmirhan

1. Boyut
Bunda ne vardı ki? Oysa herkesten işitirdim bunları. Kimse saklamazdı. Hatta başkalarından da daha evvelden işitmişti söylediklerimi ama ben söyleyince beni yanından kovdu. Sadece yanından kovsa neyse, işten de kovdu. 
Bizim sultan da işte böyle biri. Kendini dünyanın hâkimi zannediyor. Bazen hiç umursamaz bazen ise alınganlığı tutar. İyi mi oldu? Şimdi işsizim lakin iş çok kötüydü. Belki de hayırlı bir şeydir. Böyle olması gerekiyordu. İşim kolay yahut bu kötü işi yapmak isteğim değildir. 
Zaten Hünkârım ne zaman benden şerbet istese şerbetini götürmeden önce üstünden birkaç yudum alıyordum. Bu iyi şerbetlerden neden bize vermediklerini anlayamıyorum çünkü. Ben de nasibimi alıyordum.  Kurulan toylarda, derneklerde o oturmadan önce mutlaka yemeklerden ısırıklar alıp bırakıyordum. Bunu yapan yalnızca ben değildim, hakikat bu. 
Neyse ki merdivenlerden inerken sürünen kaftanına benim bastığımı ve bu yüzden merdivenlerden yuvarlandığını bilmiyor. Koca göbeğiyle yuvarlanarak inmişti merdivenlerden. 
Gece istirahat halineyken saçlarını kesen kişinin ben olduğumu da bilmiyor şükür. Sabah uyandığında saçlarındaki farklılığı görünce çok tez ve kolay ikna etmiştim onu, iyi saatte olsunların yanına uğradığına. Hatta o kadar ürkmüştü ki yarım saatte Bakara’yı ezberlemişti. Oysa Kevser’i ezberlemek bir ayını almıştı. 

2. Boyut
Ben, ona gösterdiğim yakınlığı iş yerinde kimseye göstermemiştim. O ne etti? Bütün çalışanların yanında bana ağzına geleni söyledi. Beni aşağıladı. Üstelik bunu öyle rahat yaptı ki… Başkalarından da duyduğum şeylerdi bunlar fakat ondan duymak, beni hayli rencide etti. Ben de onu aşağıladım ister istemez. Mümkün olsa aşağıya atacaktım. Dua etsin ki sarayın tek katı vardı. Onun için ve benim için en iyi olan şeyi yaptım, kovdum onu. Kırmızı papyonuyla zaten avare gibi dolaşıyordu her yerde. Kaç kez ona kravat hediye ettim ama hiçbirini kullanmadı. Hem huzurumdan hem işinden kovdum. O şimdi kesinlikle şöyle düşünüyordur: “Başkaları aynı şeyleri söyleyince tebessüm eder, ben söyleyince kovar.” Doğru bu düşüncesi fakat o, başkalarından farklıydı. Ona kimseye göstermediğim teveccühü göstermiştim. O ise bunu suiistimal etti. Başkaları o cümleleri kurarken müdahale etmeliydi. O ne yaptı? Müdahale etmek yerine aynı cümleleri bana karşı kullandı. Yeter senelerdir beslediğim, maaş verdiğim. Kovulmayı hak etti. Zaten çalışma desen yok. İş güç desen yok. Kocaman imparatorlukta ondan başka bu işi yapacak kimse yok sanki. Kendisini ne sanıyor, bilmiyorum. Üç kıta, yedi deniz bana bağlı.
*
Son zamanlarda herkes onun işten kovulmasını konuşuyordu. O kovulduktan sonra Hünkâr da artık eskisi kadar güler yüzlü değildi. Epeyce gergindi. Yanına giren çıkan herkesi işten kovmakla tehdit ediyordu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Üstelik bu olay dış ülkeler tarafından bile duyulmuştu ve yer yer isyan hareketleri başlamıştı. Hatta ülkelerden birinin savaş için asker topladığı yönünde bilgiler geliyordu fakat bunu kimse Hünkâr’a söyleyemiyordu. Günler böyle geride kaldı. Kimse bir şey konuşmamaya devam ediyordu ki bir sabah uyandıklarında kapıda başka bir ülkenin elçisini gördüler. Hem de hayli kalabalık gelmişti elçi. Artık Hünkâr’a olan biteni anlatmanın zamanı gelmişti. 
Hünkâr hiçbir şey söylemeden olan biteni dinledi. Çok kötü bir durumdaydı kendi ve ülkesi adına. Elçiyi huzuruna kabul etti. Elçi hayli küstah biriydi. Artık Hünkâr’ın emekliye ayrılmasını ve tüm işleri kendilerine bırakmalarını söylüyordu. Şirketi hisselere ayırmazsa zaten batacaklarını da ilave ediyor sanki tehdit ediyordu. Hünkâr sessizdi. Sadece elini havaya kaldırdı. Tam elçiyi de kovacaktı ki kovduğu son eleman aklına geldi. Onun kovulmasından sonra gelişmişti bunların hepsi. Havada duran Hünkâr’ın eli boşta kalmasın diye elçi eliyle karşılık verdi ve “çak” dedi. O sırada Hünkâr içinden konuşuyordu: “Herkesi zaten kovacaktım ama ilk önce onu kovdum.” Şimdi onun yüzünden tüm çalışanları kovmak gerekiyordu. Bir kişiyi işten çıkarınca bütün şirket felakete sürüklenmişti. Hayli düşündürücü bir durumdu bu.

3. Boyut
Hepsi hepsi ben bir elçiydim. Emir kuluydum. Hünkâr son hareketimden çok fazla alınmış. Neymiş efendim kocaman Hünkâr’a “çak” yapmışım. Oysa ben onun eli boşta kalmasın diye yapmıştım bunu. Kocaman Hünkâr’ın eli havada kalır mı? Madem o kadar büyük biri, neden etrafındaki çalışanlardan biri ona müdahale etmedi. Elini tutmadı. 

4.Boyut
Daha az tarih çalışması gerektiğini düşündüğünde saat sabahın beşiydi. Uyusa işe geç kalabilirdi. Uyanık kalmalıydı ve iş yerine zamanında gitmeliydi. Gece boyunca dört kez uyanmış her uyanışında garip rüyalar görmüştü. En iyisi gördüğü rüyaları her zamanki gibi defterine yazmaktı. Defterini açtı ve o günün tarihini attı, yazmaya başladı: Bunda ne vardı ki? Oysa herkesten işitirdim bunları.

31 Aralık 2024 Salı

SİNİR KÜPÜ

Emir Sabri Ünsal / Mahmut Eray Erbaş

Zekâ küpü diyorlar adına
Bakıyorum herkesin elinde var oysa
Herkes bu kadar zeki olmaya hevesli mi
Bence bu oyuncağın adı değişmeli 
Ona rastlayınca bir yerlerde
Sinir küpüne dönüyorum neden/sizce

Renkleri bir araya toplamanın
Zekâ ile nasıl bir ilişkisi var anlamıyorum
Kim verdiyse ona bu ismi
Şimdilerde o kişiyi arıyorum

Eğer bulursam onu 
Ne diyeceğimi biliyorum

GARİP DURUM

 Emir Sabri Ünsal

Bazen sıkıldığımı belli etmemeye çalışsam da
Anlıyor öğretmenim bir anda
Oysa tebessümü eksik etmiyorum yüzümden
Yine de anlıyormuş o halimden

Sol dizim yerinde durmuyormuş
Bir sağa, bir sola gidiyormuş
Bir sonraki derste bağlamayı düşünüyorum onu
Ele vermesin diye
İçimde yaşadığım durumu

KALP AVCISI


Mahmut Eray Erbaş

Kışın soğuk gecelerinde
Aklıma geliyorsun birdenbire
Ya açsan, barınacak yerin yoksa
Uykum kaçıyor saatlerce

Bazen görüyorum seni uzaktan
Yanıma bile uğramadan geçiyorsun
Nereye gidiyorsun, kimlerle geziyorsun
Bilmiyorum ama merak ediyorum

Sevimlisin, güzelsin
İlgi odağısın herkesin
Yalan yok
Hepimizin kalbindesin

Bahçemizin sevimli kedisi
Ah bir de kuşlara sataşmasan
Emin ol yok senin gibisi

UMUT

 HAYRETTİN EYMEN BULUT


Okulun önünden geçerken
Bazı sesler duyuyordum
Arı vızıltısına benzeyen
Belki doğru işitiyordum
 
Okulun tam önündeyken
Karıncaların ayak seslerini duyuyordum
Umuyorum doğru işitiyordum
 
Ağustos böceğinin diğerlerini taklit ettiğini
Düşünmek bile istemiyorum

SOĞUK DÜNYA


Hayrettin Eymen Bulut

Daha önce onu hiçbir yerde
Görmemiştim, tanımıyordum
Ürkekti, kaygılıydı
Önünde uzayıp giden
Karla kaplanmış dağlara uzun uzun bakıyordu
Görmediğim bir şeyi mi görüyordu
Onun kederinden dünyaya bir yalnızlık siniyordu

Dayanamadım sordum
Dedi, yokluğu görüyorum 
Soğuk bir havada titreyen çocuğu görüyorum 
Ama anlayamıyorum
O yüzden burada boş boş dikiliyorum
Bir yoksul çocuk gibi 
Ben de üşüyorum