31 Ekim 2025 Cuma

KÜÇÜK BİR SİTEM

Elif Erva Ağar

Hepsi hepsi bir gün okula gelmemiştim ve tüm olanlar o gün olmuştu. Yıllardır gittiğim okula sanki hiç gitmemişim, yıllardır oturduğum sıralarda sanki hiç vakit geçirmemişim gibi bir havayla karşılaştım ertesi gün. Sanki başka bir şehirden bu okula yeni gelen bir öğrenciydim. Birlikte kantine gittiğimiz, uzun teneffüslerde bahçeyi turladığımız arkadaşım bir anda yabancı olmuştu. Uzaktan gördüm onu, yanında başka birileriyle hem de. Ne selam ne sabah… Benim yaklaştığımı gördüğü halde koşarak yanıma bile gelmedi. Dün neredeydin, demesini bekledim fakat yanıma bile gelmedi. Üstelik hastaydım ve yeni iyileşmeye başlamıştım, geçmiş olsun demesini beklerken yanıma bile gelmedi. 
Gitmeli miydim ben onun yanına? 
Düşündüm oracıkta dakikalarca. 
Yıllardır süren arkadaşlık 
Nasıl biterdi bir anda?
Hepsi hepsi bir gün okula gelmemiştim ve ahengi bozulmuştu her şeyin. Şairin Bir tel kopar, âhenk ebediyyen kesilir dediği şey bu muydu? Ya da Ferdi Tayfur’un Yılları bir güne nasıl sığdırdın dizesiyle başlayan şarkısı böyle bir durumdan sonra mı bestelenmişti? Ne yapacağımı bilemeden sınıfa doğru ilerledim ve sessizce yerime oturdum. Belki de sınıfta sorardı arkadaşım, arkadaşlarım dün niçin gelmediğimi. Hiçbiri sormadı. Neyse ki öğretmenim sormuştu ve hastalandığım için gelemediğimi söyledim fakat buna rağmen geçmiş olsun diyen olmadı. Hatta sınıfta yokmuşum gibi davranışlar devam ediyordu. Belki bir rüyaydı bu hatta kabus. Hayır, her şey gerçekti.
Aradan üç hafta geçti. O gün beni öylece orta yerde bırakan arkadaşım gelmemişti okula. Normalde merak ederdim, sorardım fakat sormayacağım. Hatta o okula geldiği gün bile sormayacağım. Hastaydım derse belki geçmiş olsun, derim çünkü onun kadar zalim değilim. Şimdi o yok yanımda, sınıfımda. Doğruyu söylemek gerekirse yokluğu belli ama bu gerçeği ona hissettirmeyeceğim. Kötü bir niyetim yok, yalnızca beni biraz anlasın istiyorum. 

AH BAZI RESSAMLAR

Yusuf Kerem Köse

Bazen gizli vermek lazım bilgiyi
Bazen açık
Ama ressamlar
Biraz kaçık
Onlar inatla
Veriyorlar bize bilgileri 
Saklı gizli 

Ne olurdu Da Vinci
Açıkça verseydi 
Monalisa’nın şifrelerini
Ya da ne olurdu uğraşmasaydık
Saatlerce, günlerce
Son Akşam Yemeği’nin gizemleriyle

AYNA

Yusuf Kerem Köse

Bazen sonsuz bir boşluk
Bazen de bir çift göz
Gereklidir insana ayna
Eğer olmasaydı o
Herkes ihtiyaç duyardı 
Bir ressama

Ayna ayna
Söyle bana
Senden önemlisi var mı kâinatta
Sen olmasaydın
Kendimizi görmek için
Gezmemiz  gerekirdi belki diyardan diyara

BİR MAĞLUBİYET HİKAYESİ

 
Kadir Üstündağ

Listede adını görür görmez bir destan kahramanı gözümde canlandı: Metehan. Metehan aslında destan kahramanı değildi ancak bazıları Oğuz Kağan destanındaki Oğuz’un Metehan olduğunu iddia ediyorlardı ve bu iddia benim zihnimde tam olarak kabul görüyordu. Metehan demek, Oğuz Kağan demekti, Oğuz Kağan demek ise boylu poslu, kalabalıklarda doğrudan doğruya fark edilen, savaşçı, liderlik özelliği bulunan biri demekti. Metehan’ı şimdiden zihnimde resmetmiştim. Saçları kurt yelesi, ayakları öküz ayağı gibi olmalıydı. Kımız bulamasa da ayran ve meyve suyunu çok sevmeliydi. Tavuk dürüm yememeli bir oturuşta en az on beş Sivas köftesi bitirmeliydi. Başlamadan jübile, dedikleri bu olmalıydı. O kadar rakibin içinden benim şansıma Metehan düşmüştü ve şimdiden adıyla, zihnimdeki resmiyle 1-0 önde gibi duruyordu benden. 
Büyük karşılaşmanın başlamasına sadece bir gün vardı. Misafir edildiğimiz otelin önüne ara sıra araçlar geliyor ve benim gözüm Metehan’ı arıyordu ama henüz ortada yoktu. Kocaman destan kahramanı belki de koşarak geliyordur, diye bile düşünmeye başlamıştım. Belki atıyla gelir, ordusuyla gelir… Sayılı saatler kalmıştı maç için ve henüz Metehan ortada yoktu. 
Belki de güreşi bırakmak en iyisiydi bundan sonra. Alacağım büyük bir mağlubiyet sonrası tamamen minderlere veda edecektim. Yeterince şampiyonluğum vardı. İl derecesi, bölge derecesi hatta Türkiye derecesi bile almıştım. Metehan isimli rakibimi görünceye kadar aslında bir de Avrupa minderlerine çıkmak arzum vardı fakat güreş hayatımla artık vedalaşmak zorunda kalacaktım galiba. Hayatımın kalanını belki bir ticarethanede geçirmek daha iyiydi benim için. Anılarımı yazıp senaryolaşmasını da sağlayabilirdim. Kitap ya da filmden biri tutulursa ömrümün sonuna kadar rahat yaşayabilirdim. 
Kafamda senaryolar bitmiyordu ve bu senaryoların tek sebebi rakibim Metehan’dı. Halen ortalarda görünmüyordu. Onu ilk olarak minderde görecektim sanırım. 
Uykusuz bir gecenin ardından sabah müsabakalar başlamıştı. Bana verilen saat 10.00’du. Dokuzda salondaydım ve son maç için hazırlanıyordum. Bir yandan da etrafa bakıyordum ama Metehan’ı halen görememiştim. Onu tanımıyordum oysa fakat görsem mutlaka tanırdım. Diğer karşılaşmalar geride kalıyordu, selam verene cevap veriyordum, başka bir şey söylemiyordum. 
Saat 10.00’a yaklaştığında ürkek adımlarla son müsabaka için minderdeki yerimi aldım. Metehan ortalıkta yoktu. Hakemler yan tarafa geldiğinde karşımda birini gördüm fakat bu Metehan olamazdı. Başka biri de olamazdı. Skor tabelasına baktığımda Metahan’ın adı, adımın karşısındaydı ama karşımdaki Metehan olamazdı. Kibar bir şekilde elini uzattı müsabaka öncesinde. Hayır, diyordum içimden, bu Metehan olamaz lakin Metehan’dı işte.
Güreşin ilk dakikalarında çok fazla çaba sarf etmedim. Karşımdaki kibar çocuğu ezmek istemiyordum çünkü tam bir beyefendi gibi davranıyordu. Hakemler ara sıra düdük çalıyor bizi yeniden mindere alıyordu. Sonunda kendime geldim ve bir hamlede Metehan’ı tuş etmeyi başardım. 
Maç bittiğinde ıslıklar ve alkışlar yükseliyordu etraftan. Zihnimde kurduğum her şey boş çıkmıştı. Aynı gün öğlen yemeğinde karşılaştık Metehan’la. Beni yeniden tebrik etti bütün nezaketiyle. Güreşte ben onu yenmiştim fakat incelikte ön yargılarım konusunda o beni iki kez tuş etmişti. 

30 Ekim 2025 Perşembe

İKİ DENEME

 Semih Yılmaz

Yedinci sınıfın bu kadar stresli olacağını hiç tahmin etmemiştim. Henüz okulun ilk aylarındaydık anca öğretmenlerimiz bize sekizinci sınıf muamelesi yapıyor, onlarla yarıştırıyorlardı bizi. Bu da yetmemiş gibi her derste sayfa sayfa test dağıtılıyor, ertesi gün testlerin işaretlenmiş olarak gelmesini istiyorlardı. Matematikçi kendi dersi yetmiyormuş gibi fen dersinden de test dağıtıyor, Türkçe öğretmeni ise sosyal ve din dersine ait testlerden veriyordu kendi dersine ilaveten. Sanki biz ne kadar çok soru çözersek onların bir yerlerde bonus puanı birikiyordu. Daha kasım tatili bile gelmemişti ve bu koşudan hayli yorgun düşmüştük ki sınıfın ortasında bir kara haber yayılmaya başladı: Deneme sınavı yapılacak.
Derse gelen her öğretmene deneme sınavının tarihini soruyorduk ama devlet sırrı gibi kimse söylemiyordu. Yayınevini soruyorduk, kimseden ses çıkmıyordu. Artık bütün yüklerimizin üzerine bir de endişe eklenmişti. Her sabah birileri sınıfa giriyor ve bağırıyordu:
-Arkadaşlaaar, Müdür Yardımcısı ile konuştum, deneme sınavı bugün olabilirmiş. 
Ertesi sabah bir başkası sınıfın ortasında bağırıyordu:
-Yakındaki bir okulda dün deneme sınavı yapmışlar yedinci sınıflara. Biz de olabiliriz. 
Servisle eve dönerken bile konu aynıydı. 
Rüyasında sınava giren arkadaşlarım bile oluyordu ve gün boyu etkisinden çıkamıyorlardı bu rüyanın. Uyumak benim için zorlu bir iş haline gelmişti. Gecenin bir yarısı uyanıyor ve yeniden uykuya dalıyordum. 
Günler böyle geçiyordu. Bir sabah uyandığımda alarmı duymadığımı fark ettim. Oysa alarm her sabah çalardı ve kapatmamak için kendimden uzağa koyardım. Telefonu elime aldığımda servisin kapıya gelmek üzere olduğunu fark ettim. Hızlıca toparlandım ve servise koştum kahvaltı bile yapmadan. Derse başlamadan önce herkeste bir suskunluk vardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Neden böyleydi herkes, anlayamamıştım ki Müdür Yardımcısı elinde bir kutuyla sınıfa girdi. Öğretmen masasına oturdu ve kutunun içinden kitapçıkları çıkardı. Evet, büyük gün bugündü. Deneme sınavı yapılacaktı ve bazı arkadaşlarım heyecandan kıpkırmızı kesilmişti. Birileri de habire lavaboya gitmek için izin istiyordu. Kitapçıklar dağıtıldı sonunda. Soruları okumaya başladım ama hiçbir şey anlamıyordum. Hatta işaretlediğim sorulara yeniden dönüp bakınca silinmiş gibi görünüyordu, bir kez daha işaretliyordum. 
Kan ter içinde uyandım. Neyse ki rüyaydı her şey. Belki gerçeği daha da ürkütücüydü. İçimde tuhaf bir boşlukla okul hazırlıklarını tamamladım ve her günkü gibi okula ulaştım. Yol boyu yine sınavın bugün yapılacağı konusu da konuşulmuştu. 
Sınıfa girdiğimde müdür yardımcısının sınıfta olduğunu gördüm. Rüya devam ediyor olamazdı. Önünde bir poşet vardı ve poşeti açmaya çalışıyordu. Galiba beklenen gün gelmişti. Sınıfta herkes suskun, Müdür Yardımcısı’nı izliyordu. Sessizce yerime geçtim ama sanki yürüyen, oturan, bakan ben değildim de başka biriydi. Nihayet kitapçıklar dağıtılmaya başlandı. Artık sınavın yapılacağı kesinleşmişti ve hiçbir şekilde bu sınavdan kaçış yoktu. Bu esnada bazı arkadaşlar heyecandan terlemeye, titremeye başlamışlardı bazıları ise lavaboya gitmek için izin istiyorlardı. Sınıf, hiç olmadığı kadar sessiz ve gergindi. 
Yerinde duramayan, sürekli kapıyı açıp kapatan, birilerine sataşan, güldüğü zaman küçük dili görünen arkadaşların hepsi süt dökmüş kedi gibi masumdular. Ben, uzaktan nasıl görünüyordum bilmiyorum. 
Ders zili ile beraber sınav başladı. Her şeyi daha önce yaşamış gibiydim ve rüyamdaki sorunları yaşamaktan korkar olmuştum. Okuduğum şeyleri gerçekten de anlamakta güçlük çekiyordum ama en azından işaretlediğim şıklar kaybolmuyordu. Yaklaşık on dakika sonra etrafa sessizce bakıp devam etmeye karar verdim. Herkesin durumu perişandı ve bu beni biraz mutlu etmişti. Sayfaları öfkeyle çevirenler, silgiyi hunharca kullananlar, elindeki kalemiyle oynayanlar… Kendime inancım gelmişti, kitapçığa yeniden döndüğümde soruların bazılarını hatırladığımı fark ettim. Evet, rüyamda çözdüğüm, çözerken terlediğim sorulardı bunlar ve bazılarının cevaplarını hatırlıyordum. Sınav benim için eğlenceli bir hale gelmişti. Keyifle sayfaları çevirdim ve sınavımı tamamladım. 
Öğleden sonra herkes perişandı, ben hariç. Birkaç soru hariç tüm cevaplarımdan emindim ve kısa sürede popüler olmama yetmişti bu hava. Başka başka sınıflardan gelip bana kaç soru işaretlediğimi soruyorlardı, öğretmenler bile durumu fark etmişti. Sınıfta sorular çözülür, diye bekledim ancak sınav sonuçlarının ertesi gün ilan edileceği söylendi. 
Günlerdir beni yoran, geren, strese sokan şey bu sınav mıydı? 
Huzurlu bir akşam ve gece geçirdim. Nasıl uyuduğumu bilemeden sabah oldu. Neşeyle ve koşar adım gittim okuluma çünkü sınav sonuçları açıklanacaktı ve ihtimal ben zirvelerde olacaktım. İkinci ders sonunda nöbetçi öğrenci elinde bir kağıtla sınıfa girdi. Tam o girdiği anda zil çaldı ve öğretmen teslim aldığı kâğıdı masaya bırakarak dışarıya çıktı. Ön sırada oturan arkadaşlardan biri çığlık attı:
-Sınav sonuçları gelmiş ve ben ilk sıradayım.
Belki ben de ikinci sıradayım, diye kendime teselli verdim fakat kâğıda bakarak çığlık atanlar çoğalıyordu. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci kişiler de belli olmuştu. Moralim bozulmuştu ama yine de sıramı merak ediyordum. Masanın kenarına yaklaştım ve listenin sonundaki adımı gördüm.
Soruları çözerken galiba rüyamın etkisine fazla kapılmıştım çünkü bazı soruları hiç okumadan işaretlemiştim. 
Şimdi bana düşen ikinci sınavı beklemekti sessiz ve üzgün. Neyse ki kimseler gelip sataşmamıştı. 

25 Ekim 2025 Cumartesi

Cumartesi

 
Aden Mira Kartal


Cumartesi
Keman sesidir en çok
Tellerinde zamanın titrediği
Bir ezgiye dönüştüğü
Kemanın sesi
Cumartesi

Kimse bilmez belki
Fakat
Okyanustur cumartesi
Üstelik bozkırın tam ortasına
Açılmış penceresi

Ahtapotun yedi kolu sanki
Yedi gün
Sorarsanız en uzunu hangisi
Cumartesi

Sabahın altısıdır
Dalgaların sesi
Sahilde yürüyen bir çift ayağa değer
Yunusların nefesi
Hepsi
Cumartesi

TABLO

 Gamze Sena Kuyucu

Ben bakınca ona
Bir sürü anlam çıkarıyorum kafamda
Bakmanın yanı sıra
Görmek de lazım onları
Aynı zamanda

Bakınca
Anlamsız bir şey diye düşünürsün
Ama aslını görünce
Düşüncelere bürünürsün
Bir tabloyu görmek kolay değil
Onun dilini anlamak
Ne fısıldadığını duymak

İKİ KELİME

Yusuf Kerem Köse

Zaman nedir
Değişir herkese göre
Katmak lazım biraz yorum
Aslında 
Zor bir konu sanıyorum

Bazen boş boş oturma diyorlar
Bazen de zamanını boşa harcama
Oysa ki ben hiç duymadım
Dolu oturma olduğunu
Ya da hiç işitmedim
Zamanını dopdolu kullan diye

Boş zaman diye bir şey yoktur bence
İnsanların işlerine
Burun sokmak için uydurulmuş
İki kelime